Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme çabalarının yoğunlaşmasıyla eş zamanlı olarak İran ve ABD, birbirlerini saldırıları genişletmekle tehdit ediyor. Devrim Muhafızları, ABD saldırılarının devam etmesinin Tahran’ı, ABD ve müttefiklerine yönelik diğer petrol ve gaz ihracat yollarına karşı da saldırıların kapsamını genişletmeye zorlayabileceğini belirtiyor. Donald Trump da Tahran’ın müzakerelere dönmemesi halinde İran’daki elektrik santrallerini ve köprüleri hedef alacağı tehdidinde bulunuyor. Ancak görünen o ki Trump için açmazlar derinleşiyor.
Birinci açmaz: Hürmüz
Türkiye’de NATO zirvesi devam ederken İran’ın Arabistan’a ait bir gemiyi hedef alması gerekçe gösterilerek, İran’a ateş emri veren Trump başta tüm gemileri yakarak “Anlaşma bitti”, “Ateşkes bitti”, “Hürmüz’ün denetimi biz de olacak ve bundan sonra biz geçiş parası alacağız” gibi ifadeler kullanmaya başlayıp İran’ın kuzey ve güney bölgelerin bombalamaya başladı. İran da karşılık vererek ABD’nin bölgedeki üslerini hedef aldı. İlerleyen gelişmeler Trump’ın İran ve Hürmüz açmazının derinleştiğini ortaya seriyor. Trump, daha birkaç gün önce İran’la masayı Ankara’da devirmişken, şimdi “İran müzakere masasına dönmezse köprüleri ve altyapılarını hedef alacağız” diye tehdit etti.
ABD ve İran’ın İslamabad Mutabakatı’nda İran’a yönelik deniz ablukasının sona ermesi yer alıyordu ancak mutabakatın üzerinden bir ay bile geçmeden İran’a yönelik abluka tekrar başladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı 20 savaş gemisi ve yüzlerce savaş uçağıyla İran’ın güney limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden başlattığını duyurduktan saatler sonra, Devrim Muhafızları yayımladığı bildiride, İran’ın petrol ve gaz ihracat yolunun kapalı kalması durumunda, bu askeri gücün diğer ülkelerin ve “ABD’nin müttefiklerinin” ihracat rotalarında aksaklık yaratacağı tehdidinde bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’ndan geçen kargolar için yüzde 20 gümrük vergisi alma önerisini sunmasından 24 saatten kısa bir süre sonra geri adım atarak, bu plandan beklenen gelirin Körfez ülkelerinin ABD’deki doğrudan yatırımlarıyla ikame edileceğini söyledi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı gönderide, Ortadoğu liderleriyle yaptığı “çok yapıcı” görüşmelerin ardından, bu su yolunun güvenliğini sağlamanın karşılığında Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için yüzde 20 ücret alma kararını, çeşitli Körfez ülkeleriyle yapılan ticari anlaşmalar ve bu ülkelerin ABD’deki yatırımlarıyla değiştirmeye karar verdiğini duyurdu.
Trump gönderisinde, “İran limanlarına giden veya İran limanlarından gelen gemilerin yanı sıra İran yükü taşıyan gemilere karşı tam bir abluka uygulanacaktır” ifadelerini de kullanmıştı.
Bloomberg, bilgili kaynaklara dayandırdığı haberinde, yüzde 20’lik gümrük vergisinin uygulanması halinde, tam kapasite yüklü dev petrol tankerleri için bunun maliyetinin yaklaşık 30 milyon dolara ulaşabileceğini yazmıştı. Bu rakam, İran’ın geçtiğimiz aylarda petrol tankerlerinden aldığı harçlarla kıyaslandığında oldukça yüksektir. Trump’ın bu önerisi geniş çaplı küresel tepkilerle karşılaştı ve Trump geri adım atmak zorunda kaldı.
İkinci açmaz: Körfez-Arap ülkeleri
Trump açısından Körfez ve Arap ülkelerinin himayesinde ilerlemek oldukça önemli bir yerde duruyor, özellikle BAE ve Arabistan Trump’ın bu bölgelerdeki önemli yaverleri olarak biliniyor. Ancak bölgedeki diğer ülkelerin görüş ve eylemleri Arabistan ve BAE ile aynı değil. Bu da Trump için belirli açmazları ortaya seriyor.
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Fransız Le Monde gazetesinde kaleme aldığı yazıda, ABD, İsrail ve İran arasındaki son savaşı, sonuçları yalnızca taraflarla sınırlı kalmayıp aynı zamanda Umman halkı ve Körfez’deki Arap ülkelerinin de bedelini ödediği bir kriz olarak nitelendiriyor.
Umman Dışişleri Bakanı, ülkesinin ABD ile olan tarihi ilişkilerini bir kenara bırakma niyetinde olmadığını, ancak “Son krizin, bölgedeki dış güçlerin rolünün gözden geçirilmesi gerektiğini gösterdiğini” ifade ediyor. Busaidi, bölgesel güvenliğin yalnızca Hürmüz Boğazı ile sınırlı olmadığını vurguluyor.
Umman Dışişleri Bakanının Le Monde’daki yazısının önemli bir kısmı, 1979’dan beri Körfez güvenliğinin temeli olarak bilinen “İran’ı çevreleme” politikasına ayrılmış durumda. Busaidi, bu bakış açısının İran’ın Körfez’deki Arap ülkeleri ve Batı’nın çıkarları için varoluşsal bir tehdit olduğu varsayımına dayandığını, ancak son savaşın bu varsayımın yanlış olduğunu gösterdiğini ifade ediyor.
Bakana göre, on yıllarca süren devasa askeri harcamalar, bölgedeki ABD üslerinin artması ve yabancı askeri varlık, çok yüksek maliyetlerine rağmen gerçek ve kalıcı bir güvenlik yaratmadı: “Bir ülkeyi dışlayarak veya izole ederek güvenlik sağlama çabası, istikrarsızlığın artmasından başka bir sonuç doğurmuyor.” Bakan özetle ABD’nin değil İran’ın dahil olduğu bir körfez, Arap iş birliğinin uygunluğu üzerinden tartışma sürdürüyor. Umman’dan böylesi analizler körfez ve Arap ülkelerinde de fikir ayrılıkları olduğunu ortaya seriyor ve Trump’ı bu alanda da sıkıştırıyor.
Üçüncü açmaz: İsrail haydutluğu ve Lübnan-Suriye akıbeti
İran ve ABD arasında imzalanan İslamabad Anlaşması’nın en önemli vurgularından biri de İsrail’in Lübnan’daki varlığı ve Lübnan’a yönelik saldırılarıydı. Ki anlaşmanın hemen ardından İsrail’in “Anlaşma bizi bağlamaz” diyerek Lübnan’a yönelik saldırılarını hızlandıran bir yerde duruyordu.
Salı akşamı Axios, ABD’li ve İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail Başbakanına, İsrail güçlerinin Suriye topraklarındaki varlığının gerilimi tırmandırabileceği gerekçesiyle Suriye ve Lübnan’dan çekilme sürecini başlatması gerektiğini söylediğini aktardı.
Amerikan medyası yayımlanan haberinde, Trump’ın telefon görüşmesinde Benyamin Netanyahu’ya, “Onlar [Suriyeliler] sizi orada istemiyor, güçlerinizi geri çekmelisiniz. Aynı durum Lübnan için de geçerli” dediğini yazdı. İsrail Başbakanlık Ofisi, Netanyahu ve Trump arasındaki görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Başbakan, kendi adına İsrail sınırları boyunca güvenlik tampon bölgeleri oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı” ifadesini kullandı.
İsrail’deki kader belirleyici seçimlere üç ay kala Netanyahu’nun, İsrail’in Suriye’de işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilme konusunda önemli bir adım atması ya da Lübnan’da şimdiye kadar kabul ettiğinin ötesinde herhangi bir yeniden konuşlanmayı onaylaması pek olası görünmüyor. Bu haberler gölgesinde İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun cumartesi gecesi Washington’a gideceğini ve salı günü ABD’li Senatör Lindsey Graham’ın cenaze törenine katılacağı ve Trump ile görüşeceği söyleniyor.
Görünen o ki Trump’ın İsrail açısından da açmazları olduğu ve başta İran olmak üzere Lübnan ve Suriye konusunda da anlaşamadığı noktalar artıyor. Tabi madalyonun diğer yanı da Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerin seyri ve Ortadoğu açısından İsrail-Türkiye rekabetinin ortaya koydukları.
Dördüncü açmaz: ABD’nin iç politikasındaki setler
Trump’ın İran’a başlattığı saldırılar ve harladığı savaş bir yandan ABD’nin iç politikasında kutuplaşmaları derinleştirmeye devam ediyor.
ABD Senatosu Demokratları, Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) olarak bilinen ülkenin yıllık savunma politikası tasarısının ilerlemesini engelleyerek, İran ile savaşa karşı muhalefetlerini gösterdiler. Genellikle her iki partinin geniş desteğiyle kabul edilen bu tasarı, Senatodaki oylamada 46 “hayır” oyuna karşı 50 “evet” oyuyla bir sonraki aşamaya geçemedi.
Tasarıyı kabul etmek için gereken süreye daha birkaç ay olmasına rağmen, Senatonun onu ilerletmedeki yetersizliği, İran ile savaş konusundaki derin çatlağı ve bunun ABD Savunma Bakanlığının politikaları ve bütçesi üzerindeki etkisini gösteriyor. Senato Silahlı Kuvvetler Komitesinin kıdemli üyesi olan Demokrat Senatör Richard Blumenthal, oylamadan önce gazetecilere verdiği demeçte, bu tasarının pratikte İran ile savaşa destek anlamına geldiğini söyledi. Blumenthal, “Bence bu tasarı, bu hükümetin hiçbir hesap verebilirliği olmadığı bir ortamda savaşın finansmanına devam etmek anlamına geliyor. Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na oy vermeden önce, hükümetin İran’a yönelik stratejisi ve nihai planı hakkında netlik kazanmasını ve Savaş Yetkileri Yasası uyarınca Kongrenin onayını almasını istiyorum” dedi.
Daha önce de 23 Haziran’da ABD Senatosu, Donald Trump’tan Kongreden yetki almadığı sürece İran’a karşı savaşı durdurmasını talep eden bir kararı kabul etmişti. Bu karar 50 “evet” oyuna karşılık 48 “hayır” oyu ile kabul edilmişti. ABD, seçimlere yaklaşırken ABD’nin içindeki çatlaklar Trump’ın açmazlarını da derinleştiriyor.