Yıl 1976... İstanbul, tarihinin en esrarengiz cinayet serilerinden birine sahne olmak üzereydi. Her şey Kasımpaşa ve çevresinde, gecenin karanlığında işlenen bir cinayetle başladı. İlk başta sıradan bir faili meçhul olarak değerlendirilen olayın ardından yeni cesetler bulunmaya başladı. Kurbanların birbirleriyle bilinen bir bağlantısı yoktu. Ancak cinayetlerin işleniş biçimleri birbirine ürkütücü derecede benziyordu.
Katil, kurbanlarını özellikle gecenin ilerleyen saatlerinde ve savunmasız oldukları anlarda seçiyordu. Öldürmek için kullandığı silah ise tabanca ya da bıçak değildi. Demir bir çubuktu. Kurbanlarının başlarına ağır darbeler indiriyor, bazı cesetlere ölümden sonra da müdahale ediyordu. Birinin yüzüne kireç döküldü, biri battaniyeye sarıldı, bir diğerinin cesedi denizden çıktı.
Yaklaşık iki ay içinde 4 kişi öldürüldü. Sonra katil beşinci kez ortaya çıktı. Ancak bu kez karşısındaki adam ölmedi. Bu adam İstanbul'u haftalardır korkuya sürükleyen esrarengiz saldırganı gören ve hayatta kalan tek kişi olacaktı. Anlatımında aklında kalan en belirgin ayrıntılardan biri saldırganın mavi gözleriydi. Ve o geceden sonra... Kasımpaşa Canavarı olarak anılan saldırgan bir daha ortaya çıkmadı. Ne yakalandı ne de kimliği belirlendi.
Aradan 50 yıl geçti. Kasımpaşa Canavarı'nın kim olduğu bugün bile bilinmiyor. Peki, Türkiye gündemini sarsan bu olayların ayrıntıları nelerdi? Kimler, nasıl ve nerede öldürüldü? Neler yaşandı? İşte çok merak edilen ‘Kasımpaşa Canavarı’nın o gizemli detayları…
HER ŞEY BİR İNŞAATTA BAŞLADI
Tarih 4 Eylül 1976... İnşaat işçisi Ali Bakırca, Kasımpaşa’da çalıştığı inşaatta geceleri de kalıyordu. 4 Eylül gecesi de her zamanki gibi yatağında uyumaya çekildi. Ancak o gece Bakırca için son gece olacaktı. Sabah olduğunda inşaatta korkunç bir manzarayla karşılaşıldı. Ali Bakırca yatağında öldürülmüştü. Başına, sert ve ağır bir cisimle art arda darbeler indirilmişti. Cinayete ilişkin daha sonra yapılan değerlendirmelerde kullanılan cismin demir bir çubuk olduğu belirtildi. Ancak olay yerinde dikkat çeken başka bir ayrıntı daha vardı.
YÜZÜNE KİREÇ DÖKÜLMÜŞTÜ
Katil, Bakırca'yı öldürüp gitmemişti. Cesedin yüzüne tenekeyle kireç dökmüştü. O gün İkinci Şubenin önemli birimi Cinayet Masasının şefi ve ekibi olay yerinde inceleme yaptı. Ali Bakırca vahşice katledilmişti. Çevresi incelenmeye başlandı. Kimseyle sorunu olmayan bir adamdı. Katilin Bakırca’yı öldürdükten sonra yüzüne kireç dökmesine anlam verilememişti.
Polisin önünde o aşamada seri cinayeti düşündürecek başka bir olay yoktu. Cinayetin kişisel bir husumet, aşk meselesi ya da alacak verecek anlaşmazlığından kaynaklanmış olabileceği ihtimalleri üzerinde duruldu. Ancak soruşturma sonuç vermedi.
Ali Bakırca'nın katili bulunamadı. Kimse henüz Bakırca'nın, İstanbul'u haftalar sonra ayağa kaldıracak bir cinayet zincirinin ilk kurbanı olabileceğini bilmiyordu.
16 GÜN SONRA İKİNCİ CİNAYET
Takvimler 20 Eylül’ü gösteriyordu. İlk cinayetin üzerinden yalnızca 16 gün geçmişti. Olay yeri yine Kasımpaşa'ydı. Osman Periz, Kasımpaşa'daki sergisinde karpuz satıyordu. Geceleri de tezgâhının bulunduğu yerde uyuyordu. 20 Eylül gecesi Periz de uyumaya çekildi. Bu, onun son uykusu oldu.
Sabah saatlerinde gelen ihbar üzerine olay yerine Cinayet Masası ekipleri gitti. Dehşet verici bir görüntüyle karşılaştılar. Olay yerine bu kez İkinci Şube müdürü de gelmişti. Şefler ve müdür olay yerinde inceleme yaptı.
Elde edilen bilgilere göre Osman Periz, gece kafasına vurulan sert bir cisimle öldürülmüştü. Bu sert cisim de ilk olayda olduğu gibi demir çubuktu. Katil, ilk cinayette olduğu gibi yine kurbanını öldürmekle yetinmemişti. Periz’i öldürdükten sonra battaniyeye sarmıştı.
İKİ BENZER CİNAYET
Artık polisin önünde birbirine benzeyen iki faili meçhul cinayet vardı. İki kurban da gece saatlerinde savunmasız yakalanmıştı. İkisinin de başı demir çubukla hedef alınmıştı. Ve her iki olayda da katil, cinayetin ardından cesede müdahale etmişti. İlkinde yüzüne kireç dökülmüş, ikincisinde ceset battaniyeye sarılmıştı. Tesadüf ihtimali giderek zayıflıyordu. Dönemin gazeteleri peş peşe işlenen cinayetleri, “Kasımpaşa'da bir cani dehşet saçıyor” sözleriyle duyurdu. İstanbul'un kısa süre sonra yıllarca unutamayacağı isim de böyle ortaya çıkmaya başladı: Kasımpaşa Canavarı.
9 GÜN SONRA BİR CESET DAHA
İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı İkinci Şube'de bu iki cinayetle ilgili toplantılar yapılıyordu. Cinayet Masası birimi bu iki cinayetin aynı kişi tarafından işlendiğine kesin gözüyle bakıyordu. Bu olay çözülmeliydi ancak elde hiçbir ipucu yoktu.
Dedektifler çevrede çalışmalar yaparken, ikinci cinayetin ardından yalnızca 9 gün geçmişti. Tarih yaprakları 29 Eylül’ü gösteriyordu… Sabah saatlerinde İkinci Şube ve Cinayet Masası dedektiflerini yine Kasımpaşa’ya hareketlendiren bir ihbar geldi. Gelen ihbara göre bir inşaatın gece bekçiliğini yapan görevli ölü bulunmuştu.
YİNE DEMİR ÇUBUK
Emniyet müdürleri, emniyet amirleri ve dedektifler hızla olay yerine gitti. Görüntü yine dehşet saçıyordu. İnşaatın gece bekçisi Hasan Kaya öldürülmüştü. Yapılan incelemede Kaya’nın başına da demir çubukla vurulmuştu. Üçüncü cinayetle birlikte ortaya çıkan tablo ürkütücüydü.
4 Eylül: Ali Bakırca.
20 Eylül: Osman Periz.
29 Eylül: Hasan Kaya.
25 gün içinde üç erkek öldürülmüştü. Üç olay da gece meydana gelmiş, kurbanlar savunmasız oldukları sırada saldırıya uğramış ve başlarına demir çubukla vurulmuştu. Üstelik katile ait hiçbir iz yoktu.
KASIMPAŞA'DA CANAVAR KORKUSU
Peş peşe işlenen üç cinayet artık tesadüfle açıklanabilecek noktayı geçmişti. Üç erkek, kısa aralıklarla ve benzer yöntemlerle öldürülmüştü. Katil gecenin karanlığında ortaya çıkıyor, kurbanlarını savunmasız oldukları anda yakalıyor ve başlarına demir çubukla vuruyordu. Cinayetler Kasımpaşa sınırlarını aşarak İstanbul'un gündemine oturdu.
Dönemin gazeteleri olayları manşetlerine taşımaya başladı. Peş peşe gelen faili meçhul cinayetlerin ardından kimliği bilinmeyen saldırgana “Kasımpaşa Canavarı” adı verildi. Artık İstanbul'da herkes aynı kişiyi konuşuyordu. Korkunun büyümesinin önemli bir nedeni daha vardı: Katil hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmiyordu. Kimdi? Nerede yaşıyordu? Kurbanlarını önceden mi seçiyordu? Yoksa geceleri Kasımpaşa sokaklarında dolaşıp karşısına çıkan savunmasız insanları mı hedef alıyordu? Sorular çoğalırken cinayetleri çözebilecek bir ipucuna ulaşılamıyordu.
KASIMPAŞALILAR KENDİ NÖBETİNİ TUTMAYA BAŞLADI
Cinayetlerin ardından İstanbul’un önemli semtlerinden biri olan Kasımpaşa’da tedirginlik giderek arttı. Özellikle geceleri dışarıda bulunanlar için korkunun kaynağı belliydi. Çünkü saldırılar gece saatlerinde ve insanların savunmasız olduğu anlarda gerçekleşiyordu. Kasımpaşa artık geceleri eski Kasımpaşa değildi.
Mahalleli kendi güvenliğini sağlamak için harekete geçti. İnsanlar sokaklarda dolaşmaya, şüpheli gördükleri kişilere dikkat etmeye ve geceleri nöbet tutmaya başladı. Çünkü sokaklarda dolaştığı düşünülen kişinin kim olduğunu hiç kimse bilmiyordu. Tek bilinen, gecenin bir saatinde ortaya çıktığı ve elindeki demir çubukla saldırdığıydı. Polis katilin peşindeydi. Kasımpaşalılar da sokaklarda onu arıyordu. Ancak ne polis ne de mahalleli Kasımpaşa Canavarı'nın izine ulaşabiliyordu. Artık Kasımpaşa'da sıradan bir katil değil, aynı yöntemle cinayet işleyen bir kişinin dolaştığı şüphesi giderek güçleniyordu. Ancak polisin bilmediği bir şey vardı. Dördüncü kurban aslında çoktan kaybolmuştu. Ve onun cesedi 11 gün sonra denizden çıkacaktı...
DÖRDÜNCÜ KURBAN DENİZDEN ÇIKTI
Üçüncü cinayetin üzerinden 11 gün geçmişti. Tarih 10 Ekim’di... Öğle saatlerine doğru Kasımpaşa Kum İskelesi'nde denizde bir ceset fark edildi. İhbar üzerine ceset sudan çıkarıldı. Ancak kimliğini belirlemek kolay değildi. Ceset uzun süre suda kaldığı için ileri derecede çürümüş ve tanınmaz hâle gelmişti. Yapılan incelemeler ve kayıp başvurularının araştırılması sonucunda ölen kişinin kimliği belirlendi.
KİMLİĞİ BELİRLENDİ
Ceset, yaklaşık bir aydır kendisinden haber alınamayan 20 yaşındaki Veli Özel'e aitti. Özel, Dolapdere'de bulunan bir düğme atölyesinde işçi olarak çalışıyordu. 7 Eylül 1976 sabahı evinden çıkmış, ardından kendisinden bir daha haber alınamamıştı. Ailesinin kayıp olarak aradığı gençten geriye, 33 gün sonra Kasımpaşa'da denizden çıkarılan cesedi kalmıştı. Bu genç adam intihar mı etmişti, yoksa öldürülmüş müydü? Cesedinde yapılan inceleme, kayıp olayını bir cinayet soruşturmasına dönüştürecek önemli bulgular ortaya çıkardı.
BAŞ VE BOYUN BÖLGESİNDE İKİ DELİK
Cesette çürüme ve parçalanma vardı. Ancak baş ve boyun bölgesinde dikkat çekici izler tespit edildi. Bu bölgede ince bir demir çubuk ya da çivi benzeri cisimle oluşturulduğu değerlendirilen iki delik bulunuyordu. Özel'in nasıl ve nerede öldürüldüğü kesin olarak belirlenemedi. Fakat kullanılan cismin niteliği, cesedin bulunduğu bölge ve aynı dönemde Kasımpaşa'da yaşanan diğer faili meçhul cinayetler nedeniyle Veli Özel'in ölümü de aynı seri içerisinde değerlendirildi.
ASLINDA BU İKİNCİ CİNAYETTİ
Burada kronolojinin önemli bir ayrıntısı ortaya çıkıyordu. Veli Özel'in cesedi 10 Ekim'de bulunmuştu ancak genç 7 Eylül'den beri kayıptı. Yani kaybolduğu tarih dikkate alındığında Veli Özel, Hasan Kaya ve Osman Periz'den daha önce öldürülmüş olabilirdi. Başka bir ifadeyle, cesetlerin bulunma sırasıyla cinayetlerin gerçekleşme sırası aynı olmayabilirdi.
Ali Bakırca 4 Eylül'de öldürülmüştü.
Veli Özel 7 Eylül'de kaybolmuştu.
Osman Periz 20 Eylül'de öldürüldü.
Hasan Kaya ise 29 Eylül'de öldürüldü.
Eğer Veli Özel kaybolduğu gün veya hemen sonrasında öldürüldüyse, Kasımpaşa Canavarı yaklaşık 25 günlük bir zaman diliminde dört kişiyi hedef almıştı. Ancak katilin kimliği hâlâ karanlıktaydı.
Polisin elinde cinayetlerin işleniş biçimlerindeki benzerlikler vardı ama saldırganı teşhis ettirecek bir görgü tanığı yoktu. Ta ki 4 Kasım 1976 gecesine kadar...
BU KEZ KURBANI ÖLMEDİ
Tarih 4 Kasım 1976... İstanbul'da sisli bir geceydi. Saat 03.00 sıraları... Taksi şoförü Zekeriya Galipçi, Kasımpaşa Piyalepaşa'da aracının lastiğini değiştirmek için durmuştu. Sokak sessizdi. Galipçi aracının lastiğiyle uğraştığı sırada arkasından bir ses duydu. Döndüğünde karşısında bir adam gördü. Adamın elinde demir bir çubuk vardı. Ve çubuğu Galipçi'ye vurmak üzere havaya kaldırmıştı.
O ana kadar cinayetlerde saldırının nasıl başladığını anlatabilecek yaşayan bir tanık yoktu. Önceki kurbanlar gecenin karanlığında öldürülmüş ve hiçbiri saldırgan hakkında bir şey anlatabilecek durumda bulunmamıştı. Ancak bu kez katilin planı işlemedi. Galipçi saldırganı fark etmişti.
DEMİR ÇUBUK HAVADA SAVRULDU
Saldırgan elindeki demir çubuğu Galipçi'ye doğru savurdu. Galipçi darbeyi atlattı. Elinde bulunan ışıldağı saldırganın yüzüne tuttu. Karanlığın ortasında birkaç saniyeliğine karşı karşıya geldiler.
Galipçi, “Yapma!” diye haykırdı. Ardından imdat çığlıkları atarak kaçmaya başladı. Saldırgan ise onu takip etmek yerine gecenin karanlığına ve sise karışarak gözden kayboldu. Zekeriya Galipçi hayattaydı. Ve haftalardır İstanbul'u korkuya sürükleyen saldırganı canlı gören en önemli tanık hâline gelmişti.
AKLINDA KALAN AYRINTI: MAVİ GÖZLER
Bu olay Cinayet Masası dedektiflerini umutlandırdı. Çünkü ilk kez seri katil olarak düşünülen Kasımpaşa Canavarı’nı gören biri vardı. Hemen Galipçi’nin ifadesine başvuruldu. Galipçi'nin polise verdiği eşkale göre katil zanlısı iri yapılı ve mavi gözlüydü. Bu ayrıntı önemliydi.
35 DEDEKTİF İZ SÜRDÜ
Soruşturma derinleştirildi. Katilin tespit edilip yakalanması için İstanbul Emniyeti İkinci Şube Müdürlüğü'ne bağlı 35 cinayet dedektifi, haftalarca İstanbul'u korkuya sürükleyen katilin peşine düştü. Olay yerleri yeniden incelendi, tanıklar tek tek dinlendi, mahallede kapsamlı araştırmalar yapıldı. Ancak katili ele verecek tek bir delile bile ulaşılamadı. Daha da dikkat çekici olan, 4 Kasım gecesinden sonra yaşananlar olacaktı.
BİR DAHA ORTAYA ÇIKMADI
Dört kişinin ölümüyle ilişkilendirilen saldırgan, beşinci kez ortaya çıktığında ilk defa başarısız olmuştu. Üstelik bu kez kurbanı yüzünü görmüş ve hayatta kalmıştı. Ardından cinayetler bir anda kesildi. Kasımpaşa Canavarı adıyla ilişkilendirilen aynı yöntemli yeni bir saldırı yaşanmadı.
Sanki 4 Eylül gecesi ortaya çıkan katil, 4 Kasım gecesi sisin içinde kaybolmuştu. Kimdi? Neden bu insanları öldürmüştü? Kurbanlarını önceden tanıyor muydu, yoksa onları tesadüfen mi seçiyordu?
Veli Özel nerede öldürülmüş ve cesedi neden denize atılmıştı? Ali Bakırca'nın yüzüne neden kireç dökülmüştü? Osman Periz'in cesedi neden battaniyeye sarılmıştı?
Ve en önemlisi...
Zekeriya Galipçi'nin elinden kurtulduğu gece neden son saldırısı oldu? Bu soruların hiçbirine kesin bir cevap bulunamadı. Dört cinayet, bir cinayete teşebbüs ve 50 yıldır kimliği bilinmeyen bir fail... Kasımpaşa Canavarı dosyası, İstanbul'un karanlıkta kalan en esrarengiz faili meçhul cinayet serilerinden biri olarak tarihe geçti.


