Müzik endüstrisinde yıllardır süregelen telif hakları ve gelir adaletsizliği tartışmaları, dijital platformların yaygınlaşmasıyla farklı bir boyut kazandı. Karadeniz müziğinin önemli temsilcilerinden Karmate grubunun kurucularından Oktay Üst’ün konuya ilişkin son değerlendirmeleri, sanatçıların maruz kaldığı sistemsel mağduriyeti bir kez daha gözler önüne serdi. Müzisyenlerin meslek birliklerinden ve dijital mecralardan hak ettikleri payı alamaması, tüm sektörün yapısal bir sorunu olarak varlığını koruyor.
DİJİTAL GELİRLER SİSTEME MAĞDURİYET SANATÇIYA KALIYOR
Oktay Üst, yaptığı açıklamada, dijital platformlardan elde edilen gelirlerin dağılımındaki orantısızlığa dikkati çekti. Üst, sanatçılara layık görülen payın düşüklüğünü vurgulayarak, “Ben bütün müzisyen arkadaşlarım hak sahibi olsun diye o yüzde 10’luk pasta var. Yani internet gelirlerinin yüzde 10’unu müzisyenlere, sanatçılara, yüzde 90’ını öyle layık görmüşler.” ifadelerini kullandı.
Bu küçük payın da eser sahipleri arasında paylaşıldığını belirten Üst, geçmişte sanatçıların sahnede ve sahne arkasında yaşadığı mağduriyetlere karşı sesini yükselttiğini dile getirdi. Üst, “Sanatçı arkadaşıma haksızlık eden, onun arkasından konuşan müzisyenler için de konuşmuşumdur. Sahne biter, paramızı alamazdık, bağırdım, çağırdım. Evet, müzisyen sahne sonunda parasını alacak kardeşim. Dolandırıldığımız hikayeleri, Karmate’yle, bilmem ne ile anlatsam böyle ooo defterler sığmaz.” sözleriyle sektördeki emek gasbının boyutlarını ortaya koydu.
‘KARMATE BİR DURUŞTUR’
Müzik üretiminin temelinde yatan sanatsal kaygılar ile endüstrinin dayattığı bu ticari beklentiler arasındaki çatışma, müzisyenlerin ortak tepkisine dönüşüyor. Grubun bir diğer kurucusu Resul Dindar ise söz konusu sistemsel adaletsizlik tablosu karşısında müzik yapma motivasyonlarını, “Biz Karmate’yi para kazanma amacı ile kurmadık. Paranın sahip olmayacağı şeylere direnmek için oluşturduk. Emekle başladık, sevgi ile büyüttük, saygı ile yürüttük Karmate’mizi. Karmate bir duruştur…” sözleriyle özetledi. Dindar’ın bu çıkışı, müziğin endüstrileşmesine ve emek hırsızlığına karşı verilmiş net bir yanıt niteliği taşıyor.
TELİF PROTOKOLLERİ YETERSİZ KALIYOR
Üst’ün Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) gibi kurumlardan zamanında haklarını alamadıklarını ifade etmesi, gözleri telif anlaşmalarına çevirdi.
Türkiye’de eser sahiplerinin haklarını korumakla yükümlü olan MESAM, sanatçıların dijital dünyadaki haklarını tahsil edebilmek amacıyla küresel müzik servisleri ve yayıncı kuruluşlarla çeşitli dijital lisanslama protokolleri imzalıyor. Ancak MESAM’ın masaya koyduğu bu lisans ve telif protokolleri, dijital dünyanın devasa hacmi karşısında çoğu zaman istenilen korumayı sağlayamıyor. Platformların kendi iç algoritmaları ve belirledikleri düşük dinlenme katsayıları nedeniyle, milyonlarca kez dinlenen bir eserin sanatçıya getirisi kuruşlarla ifade ediliyor. Protokoller kağıt üzerinde hukuki bir zemin sağlasa da, yaratılan ekonomik değerin aslan payının aracı şirketlerin ve küresel platformların kasasında kalmasını engelleyemiyor.
DİJİTAL DÜNYADA SES HIRSIZLIĞI BAŞLADI
Sanatçıların dile getirdiği telif sorunları, dijital platformların düşük ödemeleriyle sınırlı kalmıyor. Yapay zeka teknolojilerinin mevcut eserleri ve sanatçıların seslerini kullanarak izinsiz üretimler yapması, müzik dünyasında yeni ve büyük bir telif krizi yarattı.
Bunun Türkiye’deki en çarpıcı örneklerinden biri, genç müzisyen Eda Tat’ın yaşadığı mağduriyet oldu. Azerbaycanlı sanatçı Ferid Sumqayit’e ait olan ve kamuoyunda “Bilmez idim dert verer” sözleriyle bilinen “Sensizlik” adlı şarkının dijital platformlarda milyonlarca kez dinlenen bir versiyonunda, Eda Tat’ın sesi rızası dışında yapay zeka ile kopyalanarak kullanıldı. Milyonlarca dinlenmeye ulaşan bu sahte üretimde, sanatçının ses tonu, tınısı ve emeği hiçbir bedel ödenmeden ticari bir araca dönüştürüldü. Üstelik paylaşımlarda sanatçının fotoğraflarının da izinsiz kullanılması, telif boyutunu aşıp açık bir kişilik hakları ihlaline dönüştü. Sektörde “ses hırsızlığı” olarak nitelendirilen bu durum karşısında, eser sahiplerinin verilerini koruyacak daha sert ulusal ve uluslararası yasal düzenlemelere acil ihtiyaç duyuluyor.
