Jama Network Open'da yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, madde bağımlılığı ve depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk ve kişilik bozuklukları da dahil olmak üzere ruhsal bozuklukların teşhisinde en yaygın yöntem olan tanısal görüşmelerin güvenilirliği, durumdan duruma değişiyor.
Kanada'nın Ontario eyaletindeki McMaster Üniversitesi'nde psikiyatri profesörü ve çalışmanın yazarlarından biri olan Laura Duncan, tanısal görüşmelerin "hem klinik ortamlarda hem de araştırmalarda ruhsal bozuklukları değerlendirmek için genellikle 'altın standart' olarak kabul edildiğini" ancak bu görüşmelerin "mükemmel geçerlilik ve güvenilirliği gösteren kesin bir ölçüt" sağlamaktan uzak olduğunu belirtti.
Bu görüşmelerin güvenilirliğine ilişkin kanıtlar uzun zamandır karışık olsa da, Duncan, "muhtemelen daha iyi alternatiflerin olmaması nedeniyle, mevcut en iyi yaklaşım olarak yaygın bir şekilde görülmeye devam ediyorlar" dedi.
Araştırmada uzmanlar, Şubat 2024 ile Eylül 2025 tarihleri arasında incelenen tanısal görüşmelerin "test-tekrar test güvenilirliği" üzerine yapılan çalışmalardan elde edilen kanıtları bir araya getirdi.
Bilim insanları, farklı ruh sağlığı durumları için tanısal görüşmelerin ne kadar güvenilir olduğunu tahmin etmek için Cohen'in kappa katsayısını kullandı.
Bu, aynı tanı görüşmesi iki kez yapıldığında hastaların ne sıklıkla aynı tanıyı aldığını görmelerini sağladı; bu durumun bazen şans eseri de olabileceğini hesaba kattılar.
Ortalama güvenilirlik, madde kullanım bozuklukları için genel olarak daha iyi çıkarken opioid kullanım bozukluğu için en yüksek orana ulaştı. Duncan, bunun madde kullanım bozukluğu kriterlerinin büyük ölçüde davranışa dayalı olmasından kaynaklandığını söyledi. Buna örnek olarak da "bir haftada kaç içki içtiğinizi tahmin etmek, üzgün veya endişeli hissettiğiniz gün sayısını tahmin etmekten genellikle daha kolaydır" yorumu yapıldı.