Ankara’da bugün sona erecek olan NATO Zirvesi ve hükümetin aldığı tutum tartışılmaya devam ediyor. Özellikle Ankara’da alınan önlemler, NATO Zirvesi adına hatıra parası basılması, polis üniformalarına NATO arması dikilmesi tepkilere yol açtı. Türkiye’deki suikastların, katliamların darbe ve provokasyonların arkasındaki güç olan NATO’ya gösterilen ihtimam aslında yeni bir durum değil. Çeşitli kesimlerce “Üstat” olarak niteledirilen Necip Fazıl Kısakürek’in Büyük Doğu Dergisi’nin 17 Temmuz 1959 tarihli sayısında “Amerika, Dünya ve Biz” başlıklı yazısı hükümetin NATO ve ABD konusunda bir tarihsel mirası devraldığını gösteriyor. Kamuoyuna “güvenlik”, “saygınlık”, “bağımsız dış politika hamlesi” olarak pazarlanan zirve aslında Soğuk Savaş yıllarından bugüne gelen genetik kodların bir tezahürü.
‘BOĞAZ TOKLUĞUNA’ DEĞİL‘DOLGUN HAKLA’ BEKÇİLİK
Kısakürek’in yazısı, muhafazakar itirazın Amerikan emperyalizmine değil, o şemsiye altında Türkiye’ye biçilen rolün maddi ve diplomatik karşılığına yapıldığını gösteriyor:
“Coğrafya ve tarihimiz, bizi, kapitalizma ve komünizma sistemleri arasındaki nihaî muhasebenin ana rakamını temsil edecek kadar nazik bir makamda bulundurduğuna göre, Amerika’dan bu makamın dolgun hakkını istemek ve nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz olmalıydı. Olmadı; sanki Amerika tarafından boş bir araziye sevkedilmiş ve hudut bekçiliği almış boğaz tokluğuna çalışır bir millet olduk.”
‘BİZE DÜŞEN AMERİKA’NIN EBEDİ MÜTTEFİKİ OLMAK’
Metinde en dikkat çekici kısımlardan biri de ABD’nin düşmanca eylemlerine karşı üretilen mazeretler. Kısakürek, Amerikan kabalıklarını emperyalist kibirde değil, Türkiye’nin “ruhî zebunluğunda” arıyor:
“Eğer arada bir kendilerinden şu veya bu tarzda, hattâ bayrağımıza kadar uzanan kabalıklar görüyorsak, bunu, Amerikalının mizacında değil, kendi ruhî zebunluğumuzun muhatabımıza verdiği gururda aramalıyız.”
Kısakürek’e göre asıl tehlike müttefiklik ilişkisinden kopmak değil; Türkiye’nin ABD gözünde sadece geçici bir araç haline gelmesidir. Şair, bu tehlikeyi şu çarpıcı ve sert sözlerle ifade ediyor:
“Amerika da ancak böyle bir şahsiyete maddî ve manevî itibar biçebilir. Yoksa, gelip geçici menfaatleri bakımından alâkadar olduğu; ve bir Amerikan bahriyelisinin iki yana açık bacakları arasındaki perspektif içinde mütalaa ettiği kadrodan ileriye geçemeyiz.”
“Üstat”a göre bu sorunun çözümü ise emperyalizme karşı durmak yerine sistemin merkezine daha sıkı uyum sağlamaktan geçiyor: “Bize düşen, kendi kendimize sahip olarak, Amerika’nın ebedî müttefiki, Amerikalının da ‘Sen sensin, ben de ben’ tarzında dostu olmaktır. Amerikalıyı da böylece kendimiz için bir saadet unsuru kılmak...”
Bugün içeride Batı karşıtlığı rüzgarı estirilirken, dışarıda sistemden kopamama halinin nedeni de yine aynı yazıda veriliyor. Kısakürek, dış siyasette Amerikan politikası gütmenin “şahsiyetli” bir şekilde yapılabileceğini savunarak yazısında şu ifadelere yer veriyor:
“Bu mâna ta merkezinden ele geçirildiği gün, Türk ve Amerikan bayrakları, biri şu kadar yıldızlı ve öbürü sadece ay ve yıldızlı, iki ayrı dünyanın iki ayrı ve fakat daima beraber mümessilleri halinde yan yana göndere çekilebilirler.”
Ankara’da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi bir bağımsızlık ve egemenlik anlayışıyla değil 1959’da kayda geçen bu “ebedi müttefiklik” ve “nazlı sevgili” olma hayalinin üzerinde yükseliyor.