Ana içeriğe geç

OECD’den uyarı: Belirsizlik çağında dayanıklılığı artırın

OECD'nin geleneksel olarak her yıl bu tarihlerde gerçekleştirilen Bakanlar Konseyi Toplantısı marjında, bu hafta uluslararası kamuoyu ile paylaştığı 'Dünya Ekonomik Görünüm' Raporu, son yılların en önemli küresel ekonomik uyarılarından birini içeriyor. Raporun temel mesajı, dünya ekonomisinin yalnızca yavaşlayan bir büyüme sürecine değil, aynı zamanda giderek derinleşen bir belirsizlik ve kırılganlık dönemine girmekte olduğu yönünde. Uluslararası ekonomi ve finans çevreleri, OECD uzmanlarının...

OECD’den uyarı: Belirsizlik çağında dayanıklılığı artırın
A Haber
16

OECD'nin geleneksel olarak her yıl bu tarihlerde gerçekleştirilen Bakanlar Konseyi Toplantısı marjında, bu hafta uluslararası kamuoyu ile paylaştığı 'Dünya Ekonomik Görünüm' Raporu, son yılların en önemli küresel ekonomikuyarılarından birini içeriyor. Raporun temel mesajı, dünya ekonomisinin yalnızca yavaşlayan bir büyüme sürecine değil, aynı zamanda giderek derinleşen bir belirsizlikve kırılganlık dönemine girmekte olduğu yönünde.
Uluslararası ekonomi ve finans çevreleri, OECD uzmanlarının değerlendirmelerini, küresel ekonominin karşı karşıya olduğu risklerin artık birbirini besleyen bir nitelik kazandığının ilanı olarak dikkate aldılar. Enerji güvenliği, jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri kırılmaları, yüksek kamu borçluluğu, ticaret korumacılığı ve yapışkan-kalıcı enflasyon baskıları artık birbirinden bağımsız riskler değil; aynı kaotik yapının iç içe geçmiş parçalarına dönüşmüş durumdalar.
OECD'nin temel senaryosunda küresel büyümenin 2026 yılında yüzde 2,8 seviyesine gerilemesi bekleniyor. Ancak, raporun dikkat çekici tarafı, 'uzayan enerji vejeopolitik şok' senaryosu. Bu durumda küresel büyümenin 2026'da yüzde 2,1'e, 2027'de ise yüzde 1,8'e kadar dahi gerileme riski de masada. OECD uzmanları bu seviyelerin ancak 2008 Küresel Finans Krizi ve pandemi dönemlerinde görüldüğüne dikkat çekmekteler.
OECD'nin işaret ettiği ilk büyük risk enerji arz güvenliği. Özellikle Orta Doğu'daki gelişmelerin enerji fiyatları üzerinden dünya ekonomisinin tamamına yayılan bir maliyet şoku oluşturabileceği vurgulanıyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş yalnızca sanayiyi değil, ulaştırmayı, tarımı, gıdayı ve hizmet sektörlerini de etkileyerek yeni bir küresel enflasyon dalgasını tetikleme potansiyeline sahip.
İkinci kritik risk ise enflasyon. OECD, G20 ülkelerinde enflasyonun 2026 yılında ortalama yüzde 4 seviyesine yükseleceğini öngörüyor. Bu durum merkez bankalarının faiz indirimlerini ertelemelerine ve küresel finansman koşullarının beklenendendaha uzun süre sıkı kalmasına yol açabilir. Böyle bir ortamda büyümenin yavaşlaması bir yana, yatırımiştahı da zayıflayacak.
Üçüncü risk tedarik zincirleri vestratejik hammaddeler. Küresel salgın sonrasında tam anlamıyla normalleşememiş olan küresel üretim ağları, enerji ve jeopolitik şoklar nedeniyle yeniden baskıaltındalar. Özellikle yarı iletkenler, kritik mineraller ve yüksek teknoloji ürünlerinde yaşanabilecek darboğazlar küresel üretkenliği aşağı çekebilir.
Dördüncü risk ise kamu maliyesi veborçluluk. OECD, birçok gelişmiş ekonomide kamu borcunun tarihî seviyelerde bulunduğunu, yüksek faiz ortamının kamu bütçeleri üzerinde baskıyı derinleştirdiğini vurguluyor. Bu nedenle birçok OECD ülkesinin önümüzdeki dönemde mali disiplin ile büyümeyi destekleme hedefleri arasında hassas bir denge kurması gerekecek.
Dört temel riskten hareket ile, OECD'nin ana mesajı, önde gelen ülkelerin tümünün kendilerini 'büyümeyi destekleyici' bir programla tek başına kurtaramayacakları kadar karmaşık bir risk yumağı ile boğuşacakları gerçeği. Dünya ekonomisini artık yalnızca büyüme rakamlarıyla değerlendirebilecek günler geri kalmış durumda. Enerji güvenliği, tedarik güvenliği, teknoloji kapasitesi, finansal sağlamlık ve jeopolitik dayanıklılık önde gelen ülkelerin tümü için önümüzdeki dönemin belirleyici unsurları olacak.
Bu dönemin ana kavramı 'dayanıklılıkekonomisi'. Küresel risklerin katlandığı, öngörülebilirliğin azaldığı ve jeopolitikkırılmaların derinleştiği bir dünyada, ülkeler şoklara karşı direnç geliştirmeyi başarmak zorunda. Önümüzdeki iki yılın başarısı, hangi ülkenin daha hızlı büyüdüğünden çok, hangi ülkenin krizlere karşı daha dayanıklı bir ekonomik yapı kurabildiğiyle ölçülecek.

Kaynağa Git

İlgili Haberler