Ana içeriğe geç

KAAN’IN MOTORU: MİLLÎ UÇAK, YABANCI NEFES

Havacılık sektörünün deneyimli isimlerinden Sivil Havacılık Eski Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı, Türkiye’nin millî savaş uçağı KAAN’ın motor geliştirme sürecini ve projeye ilişkin kamuoyu iletişimini mercek altına aldı.

KAAN’IN MOTORU: MİLLÎ UÇAK, YABANCI NEFES
Airport Haber
16

Havacılık sektörünün deneyimli isimlerinden Sivil Havacılık Eski Genel Müdür Yardımcısı Oktay Erdağı, Türkiye’nin millî savaş uçağı KAAN’ın motor geliştirme sürecini ve projeye ilişkin kamuoyu iletişimini mercek altına aldı.
Motor teknolojisinde gelinen noktadan TEİ ve TUSAŞ’ın açıklamalarına, değişen takvimlerden HAVELSAN’ın “önce üret, sonra konuş” yaklaşımına kadar dikkat çekici değerlendirmelerde bulunan Erdağı, asıl sorunun yalnızca motor geliştirmek değil, proje ve iletişim yönetiminde güvenilirliği sağlamak olduğuna dikkat çekti.
İşte Erdağı'nın yazısı:
Motor Üretiminde Gerçekten Neredeyiz?
Türkiye'nin KAAN projesi, hiç kuşkusuz Cumhuriyet tarihinin en büyük havacılık projelerinden biridir. Böyle bir projeyi küçümsemek, binlerce mühendisin ve teknisyenin yıllardır verdiği emeği yok saymak olur.
Ancak tam da bu nedenle, böylesine stratejik bir projenin teknik gerçeklerden uzaklaşan bir iletişim anlayışıyla yönetilmesi kabul edilemez.
Son yıllarda TEİ ve TUSAŞ tarafından motor geliştirme sürecine ilişkin yapılan açıklamalara bakıldığında, kamuoyunda çoğu zaman motor geliştirme faaliyetleriyle, seri üretime hazır ve kalifikasyonu tamamlanmış bir savaş uçağı motoruna sahip olunması aynı şeymiş gibi bir algı oluşturulduğu yönünde eleştiriler yapılmaktadır.
Oysa mühendislikte algılar değil, doğrulanabilir teknik sonuçlar önemlidir.
Bir motorun tasarlanması... Çalıştırılması... Yerde test edilmesi... Uçuş testlerinden geçmesi... Askerî kalifikasyonunu tamamlaması... Binlerce saat güvenilir şekilde çalışması... Seri üretime hazır hâle gelmesi...
Bunların her biri farklı aşamalardır.
Bugün gelinen noktada ise KAAN'ın ilk üretim bloklarının hâlâ yabancı motorlarla üretilecek olması, motor geliştirme sürecinin başlangıçta kamuoyuna yansıtıldığı kadar hızlı ilerlemediğini göstermektedir.
Elbette dünyanın hiçbir ülkesi böyle karmaşık projeleri gecikmesiz tamamlayamaz.
Eleştirilmesi gereken konu gecikmeler değildir.
Eleştirilmesi gereken konu; değişen takvimlerin, revize edilen hedeflerin ve teknik güçlüklerin kamuoyuyla yeterince açık paylaşılmamasıdır.
Millî projeler, siyasetin günlük tartışmalarının değil; mühendisliğin, bilimin ve sabrın konusu olmalıdır.
Ne yazık ki KAAN ve motor projeleri zaman zaman teknik başarıdan çok siyasi söylemlerin bir parçası hâline gelmiş, bu da gerçekçi beklenti yönetimini zorlaştırmıştır.
Bir savunma projesinin değeri, miting meydanlarında veya sosyal medya videolarında değil; envantere giren, yıllarca güvenle görev yapan sistemlerle ölçülür.
Bu nedenle TEİ ve TUSAŞ'ın bundan sonraki süreçte daha şeffaf, daha ölçülebilir ve daha teknik bir iletişim dili benimsemesi, hem projelerin güvenilirliği hem de kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
HAVELSAN ÖRNEĞİ DİKKATLE İNCELENMELİDİR
Aynı dönemde HAVELSAN'ın izlediği yaklaşım ise dikkat çekicidir.
Yıllarca sessiz ve istikrarlı biçimde çalışan HAVELSAN, büyük iddialar yerine mühendisliğe odaklandı.
Sonuçta Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA) tarafından Level D sertifikası verilen tam uçuş simülatörünü geliştirerek Türk sivil havacılık tarihinde bir ilki gerçekleştirdi.
Bu başarı elde edilirken kamuoyu sürekli tarih verilerek beklentiye sokulmadı.
Siyasi tartışmaların merkezine taşınmadı.
Teknik ekipler işlerini yaptı.
Ortaya somut bir ürün çıktı.
Ardından dünya bunu zaten gördü.
İşte teknoloji yönetiminde örnek alınması gereken yaklaşım budur.
Önce üretmek...
Önce başarmak...
Sonra konuşmak.
Türkiye'nin savunma ve havacılık sanayisi, sahip olduğu mühendislik birikimiyle çok daha büyük başarılara ulaşabilecek kapasitededir.
Ancak bunun yolu, teknik projeleri siyasi tartışmalardan uzak tutmaktan, beklentileri gerçekçi yönetmekten ve kamuoyunu doğrulanabilir teknik verilerle bilgilendirmekten geçmektedir.
Çünkü millî projelerin en büyük gücü yalnızca alkış değildir.
En büyük gücü, güvenilirliktir.
Ve güvenilirlik, söylenenlerle değil; gerçekleşen sonuçlarla inşa edilir.
SONUÇ: MOTORDAN DAHA BÜYÜK SORUN, PROJE YÖNETİMİ VE İLETİŞİM YÖNETİMİDİR

Kaynağa Git

İlgili Haberler