Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı, İletişimin Yüzyılı” temasıyla düzenlenen 2’nci İletişim Şûrası’nın açılışında konuştu. Konuşmasında dijital iletişim, yapay zekâ, sosyal medya, dezenformasyon, afet dönemlerindeki bilgi kirliliği ve dijital egemenlik başlıklarını ele alan Erdoğan, Ahbap soruşturması kapsamında gündeme gelen iddialara da ilk kez gönderme yaptı.
Erdoğan konuşmasında “Ahbap” adını açıkça kullanmadı. Ancak 6 Şubat depremleri sırasında yaşandığını ileri sürdüğü “siyasi ve ekonomik fırsatçılık”, son haftalarda ortaya çıkan bilgi ve belgeler ile yargının yürüttüğü işlemler üzerinden soruşturmaya ilişkin mesaj verdi.
“KİMLERİN KİMLERLE ÇARPIK İLİŞKİ İÇİNDE OLDUĞU ORTAYA ÇIKIYOR”
Erdoğan, 6 Şubat depremlerinde 53 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini hatırlatarak afet sürecinde devlet kurumlarının yoğun bir dezenformasyon kampanyasıyla karşı karşıya kaldığını savundu.
Son haftalarda ortaya çıkan bilgi ve belgelerin deprem döneminde yaşananları gösterdiğini söyleyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
“Kimlerin kimlerle hangi çarpık ilişkiler içinde olduğu tek tek ortaya çıkıyor. Aynı zamanda bunların hesabı yargımız tarafından soruluyor. Depremi kullanarak siyasi ve ekonomik fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor.”
Erdoğan’ın bu sözleri, kamuoyunda Ahbap soruşturmasına yönelik ilk doğrudan siyasi değerlendirmesi olarak yorumlandı.
“UCU NEREYE VARIRSA VARSIN”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, soruşturmanın kapsamına veya şüphelilere ilişkin isim vermedi ancak hukuki sürecin devam edeceği mesajını verdi.
Erdoğan şöyle konuştu:
“Su-i misalin emsal olmaması için hukuk zemininde ne gerekiyorsa mutlaka yapacağız. Bundan son derece kararlıyız. Ucu nereye varırsa varsın, bundan böyle bu ülkede gerilimden, kutuplaşmadan, korku ve kaygı yaymaktan medet umanların ellerindeki imkânları devlete karşı bir silah olarak kullanmalarına fırsat vermeyeceğiz.”
Bu açıklamayla Erdoğan, soruşturmanın siyasi veya toplumsal bağlantılarına bakılmaksızın sürdürüleceği mesajını verdi.
AFET DÖNEMLERİNDE “İLETİŞİM SALDIRISI” SUÇLAMASI
Erdoğan, Türkiye’nin Covid-19 salgını, orman yangınları ve 6 Şubat depremlerinde yoğun iletişim saldırılarıyla karşı karşıya kaldığını öne sürdü.
Yalan haber, provokasyon, karalama kampanyası ve algı operasyonlarıyla devlet ile milletin karşı karşıya getirilmeye çalışıldığını savunan Erdoğan, resmî kurumların suçlamalar altında bırakıldığını ve kamuoyunun paniğe sürüklenmek istendiğini söyledi.
Erdoğan, bu süreçte sosyal medya fenomenlerinden sanatçılara, oyunculardan gazetecilere ve siyasetçilere kadar farklı kesimlerin aynı “yıpratma savaşına” dahil olduğunu iddia etti.
“Devlet olarak bir taraftan tüm imkânlarımızla afetzedelerimizin yardımına koşarken, diğer taraftan da bu çevrelerce köpürtülen dezenformasyonla mücadele etmek zorunda kaldık.”
AHBAP SORUŞTURMASINA İSİM VERMEDEN GÖNDERME
Erdoğan’ın konuşmasında Ahbap soruşturmasının adı, dosyada yer alan kişiler veya yöneltilen suçlamalar açıkça dile getirilmedi.
Bu nedenle açıklamalar, devam eden soruşturmadaki iddiaların doğrulandığı anlamına gelmiyor. Erdoğan’ın sözleri, yürütülen adli sürece ilişkin siyasi bir değerlendirme ve kararlılık mesajı niteliği taşıyor.
Ahbap soruşturmasındaki suçlamaların ve sorumlulukların belirlenmesi ise devam eden yargılama ve soruşturma süreçlerinin sonucunda netleşecek.
“DEZENFORMASYON MİLLİ GÜVENLİK MESELESİDİR”
Erdoğan, konuşmasının devamında dezenformasyonla mücadeleyi Türkiye’nin demokrasisi, toplumsal barışı ve güvenliği açısından “milli güvenlik meselesi” olarak gördüklerini söyledi.
Yanlış bilginin yalnızca hatalı haber yaymakla sınırlı kalmadığını belirten Erdoğan, dezenformasyonun toplumların birlik ve güven duygusunu zayıflatan, demokrasileri tehdit eden asimetrik bir unsura dönüştüğünü ifade etti.
Erdoğan’a göre askerî, ekonomik ve kurumsal güç tek başına yeterli değil. Hakikatin korunamaması halinde huzurlu ve müreffeh bir gelecek inşa edilemeyeceğini belirten Erdoğan, dijital egemenliğin hükümetin öncelikleri arasında bulunduğunu söyledi.
“ALGORİTMA FAŞİZMİ” UYARISI
Yeni medya araçları ile dijital platformların bilgiye erişimi hızlandırdığını belirten Erdoğan, yapay zekânın eğitimden sağlığa, tarımdan ticarete kadar birçok alanda önemli imkânlar sağladığını söyledi.
Bununla birlikte dijital platformların insanların hangi konuları nasıl değerlendireceğini ve hangi tepkileri vereceğini giderek daha fazla belirlediğini savunan Erdoğan, toplumların “algoritma faşizmi” olarak nitelendirdiği bir yapının içine sıkıştırıldığını ifade etti.
Erdoğan, dijital araçların yalnızca bugünü değil geçmişi de tahrif edebildiğini belirterek bu ortamın toplumsal değerler ve kültür üzerinde yıkıcı etkiler oluşturabileceği uyarısında bulundu.
MAHREMİYET VE HAKİKAT VURGUSU
İletişimde başarının yalnızca görünür olmakla ölçülemeyeceğini söyleyen Erdoğan, insan onuru, mahremiyet ve hakikatten ödün verilmemesi gerektiğini belirtti.
Erdoğan, “Mahremiyetin aşındığı çağımızda hakikati, mahremiyeti ve toplumsal güveni koruyan bir dijital iletişim ekosistemi inşa etmek temel hedefimizdir” dedi.
425 UZMAN, 16 ÇALIŞMA GRUBU
Erdoğan, ilki 2003 yılında yapılan İletişim Şûrası’nın 23 yıl sonra yeniden düzenlendiğini söyledi.
Şûranın hazırlıklarının yaklaşık bir buçuk yıl sürdüğünü belirten Erdoğan, kamu kurumları, üniversiteler, medya kuruluşları, sivil toplum ve özel sektörden 425 uzmanın 16 ayrı çalışma grubunda görev yaptığını açıkladı.
Şûrada kamu diplomasisi, yapay zekâ, dezenformasyonla mücadele, afet ve kriz iletişimi, haber üretimi, iletişim hukuku ve dijital platformların ele alındığını ifade etti.
TÜRKİYE’NİN İLETİŞİM KAPASİTESİ
Türkiye’nin kendi uyduları üzerinden yaklaşık 5 milyar insana ulaşma imkânına sahip olduğunu söyleyen Erdoğan, Türk film, dizi ve belgesellerinin ülkenin kültürel ve diplomatik gücünü artırdığını belirtti.
Türkiye’nin artık yalnızca yabancıların hazırladığı içeriklerle değil, kendi hikâyesini anlatan yapımlar ve dijital platformlar üzerinden tanındığını savunan Erdoğan, bu kapasitenin daha da büyütüleceğini söyledi.