Ana içeriğe geç

Ege'de oyun bitti, hesaplaşma zamanı! Dr. Eray Güçlüer: Küresel kapışmaya doğru gidiliyor!

Türkiye'nin denizlerdeki hak ve menfaatlerini yasal güvenceye alacak olan Deniz Yetki Alanları Kanunu taslağında sona gelindi. Ege, Doğu Akdeniz ve Karadeniz'deki jeopolitik dengeleri kökten değiştirecek bu tarihi adım, bölgede yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer, Meclis'e gelmesi beklenen Deniz Yetki Alanları Kanunu'nu Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'e değerlendirdi. Ege'deki 152 ada ve adacığın net şekilde Türkiye'ye ait olduğunu belirten Dr. Güçlüer, "Yunan istilası durdurulacak, Yunan donanması artık gitsin balık tutsun" sözleriyle çok konuşulacak açıklamalara imza attı. Eray Güçlüer, Ege'de Yunanistan ile uluslararası hukuk anlamında hesaplaşma vaktinin geldiğini de ilan etti.

Ege'de oyun bitti, hesaplaşma zamanı! Dr. Eray Güçlüer: Küresel kapışmaya doğru gidiliyor!
TGRT Haber
16

Türkiye'nin Ege Denizi, Doğu Akdeniz ve Karadeniz'deki hak ve menfaatlerini tek çatı altında düzenlemesi beklenen Deniz Yetki Alanları Kanunu için sona yaklaşıldı. Meclis gündemine gelmesi beklenen düzenleme, Türkiye'nin denizlerdeki stratejik vizyonunu şekillendirecek tarihi bir adım olarak değerlendiriliyor. Yeni düzenlemenin özellikle Ege Denizi'nde uzun yıllardır tartışma konusu olan adalar ve deniz yetki alanları meselesinde önemli etkiler doğurabileceği belirtilirken, gözler Ankara'nın atacağı adımlara çevrildi.

Tgrthaber.com Özel Haber Editörü Zeynep Gizem Er'in sorularını cevaplayan Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray Güçlüer, Deniz Yetki Alanları Kanunu'nun Türkiye açısından stratejik bir dönüm noktası olduğunu belirterek, Ege ve Doğu Akdeniz'de yeni bir hukuki ve jeopolitik sürecin başlayacağını ve Yunanistan ile artık hesaplaşma vaktinin geldiğini söyledi.

Güçlüer, Lozan Antlaşması, Paris Antlaşması ve diğer uluslararası düzenlemeler çerçevesinde değerlendirmelerde bulunarak, Ege Denizi'ndeki bazı ada ve adacıkların statüsüne ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin bu düzenlemeyle denizlerdeki haklarını daha güçlü şekilde ortaya koyacağını savunan Güçlüer, yeni kanunun uluslararası hukuk açısından önemli sonuçlar doğuracağını ifade etti.

''AİDİYETİ BİZE AİT OLAN ADALARIN AİDİYETİNİ İLAN EDİYORUZ''

Dr. Eray Güçlüer, yeni kanunun Ege'deki oyunun kurallarını tamamen değiştireceğini belirterek tarihsel sürece dikkat çekti:

''Deniz Yetki Alanları Kanunu ile birlikte Ege'de oyunun kurallarını olması gereken noktaya taşıyoruz. Tarihsel sürece baktığımızda aslında Adalar Denizi'nde 1913 Uşi, 1914 Londra, 1923 Lozan, 1932 İtalyanlarla yaptığımız bir anlaşma var. Daha sonra Menteşe Adaları ve 12 Ada grubunu kapsıyor. Bir de 1947 Paris Anlaşmaları var. Bunlarda özellikle Lozan'da bizi özellikle ilgilendiren önemli maddeler var. Lozan'da Yunanistan'a devredildiği ismen belirtilmemiş adaların aidiyeti bize aittir. Çünkü geçmiş Osmanlı'nın egemenliğinde daha sonra Balkan Savaşları, Trablusgarp Savaşı, 1829 Yunan isyanıyla egemenlik kaybına uğramışız ama bu egemenliği tamamen de kaybetmemişiz. Dolayısıyla Adalar Denizi'nde çok sayıda ada, adacık, kayalık aslında aidiyeti bize ait. Biz bunun adını koyuyoruz aslında. Aidiyeti anlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş adalardan ziyade, aidiyeti bize ait olanların aidiyetini ilan ediyoruz. Bize ait olanın bize ait olduğunu dünyaya ilan ediyoruz. Geri alamayız, çünkü zaten kimse ait değil. Birisi tarafından işgal edilmiş ya da oraya konmuş değil.''

''EGE'DE BULUNAN ADA VE KAYALIKLAR ZATEN TÜRKİYE'NİNDİR''

Türkiye'nin Yunanistan başta olmak üzere bölgesel aktörlere çok yönlü bir stratejik bir mesaj verdiğinin altını çizen Güçlüer, şu sözleri kullandı:

''Bu stratejik mesajın çok yönlü olduğunu ifade ediyorum. Aidiyeti bugüne kadar Türkiye tarafından bize ait olduğu o ada adacık ve kayalıklar ilan edilmediği için sanki bütün Ege Denizi Yunanistan'ınmış gibi bir hava ortaya çıkıyor. Hal böyle olunca bu 152 adet ada, adacık ve kayacık bütün Ege'nin tamamında bulunuyor. Girit'ten bizim Boğazönü adalarına kadar her yerde. 152 ada, adacık ve kayalığın her birinin münhasır ekonomik bölgesi var. 6 deniz milyonu, yaklaşık 152 km'dir. Yunanistan'ın 1829'dan sonra yani Avrupalıların desteğiyle isyan etmesinden sonra Ege Denizi'ndeki ilerleyişlerine karşı uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı ortaya koyduğumuzda şu an zaten otomatik bir stratejik denge uluslararası hukuk anlamında askeri güç anlamında söylemiyorum, zaten Ege'de ve Doğu Akdeniz'de taktik durum üstünlüğü bizde. Zaten Yunanistan'ın Doğu Akdeniz'de kıyısı yok. Ege Denizi'nde komşu olduğumuz ise ''Adalar'da kıta hanlığı vardır'' bütün Ege'ye çökmeye çalışan Yunanistan'a söylüyorum. 152 tane ada, adacık ve kayalık zaten bizimdi. Biz kıta sahanlığı demiyoruz, münhasır ekonomik bölge, karasuları ve hava sahası diyoruz. Uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız çerçevesinde stratejik bir denge sağlanmış olacak. Uluslararası hukuk konusu iç hukukla birleştirildiğinde ciddi bir meşruiyet alanı sağlanıyor.''

''ULUSLARARASI HUKUK ANLAMINDA HESAPLAŞMA ZAMANI GELDİ''

Adalar Denizi'nde uluslararası hukuk anlamında bugün hesaplaşma vaktinin geldiğini ilan eden Eray Güçlüer, şu ifadeleri dedi:

''1995'te keçilerin bile yaşamadığı Kardak'ta kriz çıkaran, donanmalarını Yunanistan'a, Ege'ye gönderen Avrupa, Amerika ve özellikle Fransa nerede şimdi? Artık yoklar. Demek ki Atatürk'ün de söylediği gibi kudret ve kuvvete sahip olursanız iltifat olunuyor. Uluslararası hukuk anlamında hesaplaşma zamanı bugün geldi.''

Atina yönetiminin askeri kapasitesinin Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar zayıf olduğunu belirten Güçlüer, çok konuşulacak bir askeri analizde bulundu:

''Biz bu kanun ile birlikte haklarımızı güvence altına alıyoruz. Yunan istilasını durduruyoruz. Daha önceki konjonktürel şartlar ve ve Türkiye'nin Avrupa ve Amerika'ya karşı stratejik dengede yetersiz kalması Yunanistan gibi bir şımarık, aslında hormonlu ve sonradan suni olarak kurdurulmuş bir karakol devletin bölgede bir anlamda egemenlik kurmasının yolunu açıyordu. Ancak artık biz kuklayla değil, kuklacılarla masaya oturuyoruz. Amerika'yla, Avrupa'yla oturuyoruz. Kardak'ta neredeyse Türkiye'ye saldırı pozisyonuna geçen Amerika ve Avrupa şimdi Türkiye'ye karşı bir hamle yapmaya falan cesaret bile edemezler. Burada asıl biz bunu uluslararası hukuk temelinde bu konuyu gündeme getirmemiz ve Ege'de yeni bir statü oluşturulmasını sağlamamız önemli. Ege'deki 1829'da başlayan Yunan istilasını durdurmuş oluyoruz. Yunanistan tepki verse de hiçbir şey yapamaz. Askerlikten anlamayan, sığ bazı medyadaki bazı unsurlar; ''İşte Kardak'taki gibi Yunanistan donanma gönderirse, Türkiye'de donanma gönderirse, işte şöyle olur, böyle olur, şunu şöyle bir gerginlik yaratabilir, bir savaş olur ama kısa sürer filan gibi'' şeyler iddia ediyor. Yunanistan'ın Avrupa üzerinden sufle ettiği haberleri gerçekmiş gibi Türk kamuoyuna sunmaya çalışıyorlar.
Yunanistan'ın bize karşı gönderebileceği bir donaması yok. Dört tane kullanabileceği denizaltısı var, o da eski nesil. En son Kıbrıs'a gönderdiği iki tane savaş gemisi Kıbrıs'ta arıza yaptı ve geri dönemedi. Çünkü bakımını da yapamıyorlar. Bunlar askeri gerçekliktir. Meis Adası'nın üzerinden F4 uçurabiliyorlar. Yunanistan'ın Türkiye karşısında kullanabileceği bir ordusu, hava kuvveti ya da deniz kuvveti yok. Benim tavsiyem Yunan deniz kuvvetleri balık tutsun. Bizim ayağımıza dolaşmasın. Bölgede Türkiye'ye karşı bir tehdit oluşursa o tehdidi bertaraf etmek için asker göndermemize, sat komandolarımızı göndermemize bile gerek yok. Efes-2026 tatbikatında sürü dron konseptini denedik. En son Eren füzesi, Bayraktar Akıncı İHA'dan atılan Eren füzesi bir Rafael uçağını vurdu. Eren füzesi dolanan mühimmatken, bir baktık ki hava füzesi olmuş. Çünkü bir füzenin bir uçağı vurabilmesi için en az 0.8 mach üstünde hıza sahip olması lazım. Bunu da TEI TJ300 motoruyla sağlamış. Sudan'da gördük işte. Sudan ile anlaşmalar çerçevesinde Bayraklar Akıncı ve Eren füzesi şimdi Yunanistan'ın elinde ne var? Yunanistan'ın elinde Rafael'ler var. Şu an Türkiye'nin eli F-16'lara taktığımız Murad Aesa Radarı sayesinde bizim elimizdeki F-16'lar Amerika'nın elindeki F16'lardan da daha uzun menzile sahip oldular. Amerika'nın F-16'ları bizim F16'larımızın radar menzili kadar menzili yok, daha düşüktür. Amerika ve İsrail'in elindeki F16'ların radar menzili 70 km bizimkisi 150 km'dir.''

Avrupa Birliği ve NATO'nun olası yaklaşımını değerlendiren Güçlüer, ada ve kayacıkların Türkiye'nin egemenliğinin yeni bir başlangıcı olduğunu belirterek şunları dedi:

''Türkiye ile iyi geçinin. İki ülke arasında diplomatik ilişkiler gelişsin'' yönünde açıklamalar yaparlar. Çünkü başka yapabilecekleri bir şey yok. Aslında niyetleri ve istekleri başka ama bu bu istekleri o emperyalizme sömürgeci, savaş çığırtkanlığı yapan Avrupa'yı işte görüyorsunuz. Bir şey yapamadılar. Önceden olsaydı 90'lı yıllarda şu an birkaç tane uçak gemisi, onlarca gemi, uçak falan Yunanistan'a gelmişti bile. Bir şey yapacak durumları yok. Çünkü ne Amerika ne de ABD'nin gücü yok. Türkiye'nin hak ve menfaatlerini koruma noktasında atacağı adımlara karşı yapabileceği emperyalist sömürgeci herhangi bir hamle yok. O günler çok geride kaldı. Diplomatik olarak işte ''Yunanistan'la Türkiye arasında diplomasinin geliştirilmesini savunuyoruz. Uluslararası hukuka göre hareket edilmeli' şeklinde açıklamalar yaparlar. Söylemlerin dışında ''Gelin size arabuluculuk yapalım biz'' diyebilirler. Diplomatik yolların dışında başka bir şey önermeyeceklerini düşünüyorum. Zaten şu ana kadar böyle de oldu. Bundan sonra da bu şekilde olacak. Bu 152 adacık ve kayalıktaki bizim egemenliğimizin ilanı bir başlangıç. Çünkü asıl arkada bizim olmadığımız 1947 Paris Antlaşması'yla Yunanistan'a devredilmiş 12 Ada grubu, Menteşe Ada grubu ve Meis de dahil olmak üzere bizden gasp edilen uluslar arasında hukuku hiçe sayılıp, bizim olmadığımız ortamda bize ait olan devrettiğimiz adaları alıp Yunanistan'a verdiler. Siz kimin malını kime veriyorsunuz? Verdiler ama bu daha bir başlangıç. Yunanistan ile biz uluslararası hukukun gasp edildiği 1947 ve Lozan Antlaşması'ndaki tanımlanmış çerçeveye yeniden döneceğiz. Bir de Lozan Antlaşması'nda şöyle bir madde var; 'Türkiye anakarasına 3 deniz mili içerisinde yakınlıkta bulunan adalar Türkiye'nindir.'' Meis Adası, 1,5 deniz mili uzaklıkta. Bu ada bizimdir. Yunanistan bizimle bunu oturup konuşmak zorunda kalacak.''

Yunanistan'ın Ege ve Doğu Akdeniz'e çökmeye çalıştığının bir istila olarak okunması gerektiğine dikkat çeken Güçlüer, ordularının ise Türkiye ile savaşabilecek güç ve kabiliyete sahip olmadığının altını çizerek, şunları söyledi:

''Kıta sahanlığı üzerinden Ege'ye hatta Doğu Akdeniz'e çökmeye çalışmak Yunan istilasıdır. Şimdi Yunan istilasına karşı 'dur' dendi. Hiçbir şey olmadı ve olmayacak da. Türkiye ile Yunanistan'ı savaştırma senaryolarını pompalayanlar iyi niyetli değildir. Ne Yunanistan'ın, ne İsrail'in, ne Güney Kıbrıs'ın, ne Avrupa'nın ne de Amerika'nın... Artık Türkiye ile savaşabilecek güç ve kabiliyeti yoktur. Türkiye artık savaşılamayacak kadar büyük bir ülkedir. Bize karşı oluşabilecek bir saldırının bedeli çok ağır olur. Dolayısıyla Türkiye bu konjonktürel şartlarda milli güç kapasitesi ve uluslararası hukuka dayanarak adaletin tecellisi noktasında atacağı adımlarda çok önemli bir pozisyon elde etmiş durumda. Doğu Akdeniz'de 18 Mart 2019 tarihinde biz kıta sahanlığımızı ilan ettik. O tarihten itibaren bizim kıta sahanlığımıza girmeye kalkanlar oldu, Türk donanması onları kovaladı. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ana kara o kadar yakın ki 154 km. Yani İzmir-Karaburun'la Yunan ana karası arası 154 km. 200 deniz mili, 370 km yapar. Biz kıta sahanlığımızı Mısır ile yapabiliriz, çünkü yeterli mesafe var. Bu süreç içinde başka süreçleri de kapsayacak şekilde gelişip nihayetinde Türkiye ile Yunanistan arasında bir deniz yetki alanları anlaşmasına döndürmek Türkiye'nin buradaki stratejik amacıdır. Uluslararası hukuk hak ve adalete göre diyorum, bunun olabilmesi için bu Adalar meselesinin çözümlenmesi lazım. Bize ait olan 1947 Paris Antlaşması ile gasp edilmiş olan, bize geri verilmesi gereken Adalar'ı tek taraflı olarak bizim olmadığımız bir anlaşmayla Yunanistan'a verme anlaşması iptal olmak zorundadır.''

Gelecek 5 yıllık süreçte Ege ve Doğu Akdeniz'deki tabloyu değerlendiren Dr. Eray Güçlüer, emperyalizmin 'kullan-at' politikasını hatırlatarak uyarılarda bulundu:

''12 ada, 12 ada değildir. 12 Ada, Osmanlı Devleti'nin bir yönetim sisteminin orada olmasıdır. Aslında 35-40 civarında ada var orada. Menteşe grubu adalar, hemen Muğla'nın açıklarındaki adalardan Meis'i de kapsar. Ege Denizi'ni 9 bölüme ayırmak lazım. Bir tam ortadan geçen bir hat düşünün, kuzeyden güneye. Bir de bunu üç bölüme ayırdığınızı düşünün. Türkiye'deki adalar; Boğazönü Adaları en kuzeyde, hemen Marmara Denizi'nin Çanakkale'nin çıkışında. İzmir bölgesinde Yunanistan ile bunları adım adım konuşup anlaşıp bu sorunlar çözüldükten sonra da bir orta hat üzerinden Yunanistan'la deniz yetki alanlarının belirlenmesi ihtiyacı vardır. Yunanistan bunu yapmak zorunda. Yoksa küresel bir kapışmaya doğru gidiliyor. Bu küresel kapışma sonucunda oluşacak yeni küresel sistemde büyük bir ihtimal Yunanistan olmayacak. Yunan halkı bir an önce bunu anlaması lazım. Yunanistan'ın Avrupa ve Amerika nezdinde kullanım süresi dolmuştur. Üçüncü bir küresel kapışmada bunu bir kâğıt gibi Yunanistan'ı buruşturup çöpe atarlar. Yani emperyalizm budur, kullan-attır. Yunanistan Türkiye'ye karşı suni olarak hormonlu bir şekilde kurdurulmuş bir karakol devlettir. Şimdi ABD, İran karşısında nasıl diz çöküyor. Ukrayna'da görüyorsunuz, ABD artık ABD değil. Gücünü kaybetti. Çin de devreye girer ise da küresel bir kapışmaya gider. Böyle bir durumda Yunanistan'a kim yardım edecek? Türk düşmanlığı üzerine kurulmuş bir devletten Türk düşmanlığını çekerseniz geride devlet kalmaz. Yunanistan'ın bir an önce bunu anlamaz. Yunanistan'da bir de Savunma Bakanı Dendias problemi var. ABD ve Avrupa tarafından seçilip Yunanistan'ın başına bela edilmiş, Yunanistan'da Türkiye'yi sürekli kışkırtmakla görevlendirilmiş özel bir adamdır. Yunan halkının bundan kurtulması lazım. Yunanistan'ın tek seçeneği Türkiye'dir. Türkiye ile iyi geçinmektir. Yunanistan yarın öbür gün küresel bir kapışmada var olmak istiyor ise şimdiden Türkiye ile güçlü, adil anlaşmalar yapıp Türkiye'nin bu adaletli kuracağı yeni ilişki biçiminde desteğini alarak ancak var olabilir. Yoksa Yunanistan'a biz bir şey yapmayacağız. Yunanistan'ın kullanım süresi geçtiğinden dolayı zaten Yunanistan'ı Avrupa ve Amerika'yı çöpe atacak. Bugünler gelmeden Yunan halkının bunu görmesi lazım. Yoksa kendileri bilirler. Bizden yana bir şey olmaz. Bir hakkımızı alırız, kendi ülkemizi savunuruz. Ama bu ülkeyi kurduran karakol devlet olarak kurduran, suni yapı halinde kurduran, Türk düşmanları üzerine kurduran da bu konjonktür bittiğinde Yunanistan'ın dönüp yüzüne bile bakmazlar.''

Sözlerini Türkiye'nin caydırıcı gücünü vurgulayarak tamamlayan Güçlüer, "Türkiye ile Yunanistan arasında bir savaş öngörmüyorum. Çünkü Türkiye artık savaşılamayacak kadar büyük bir ülke. Bize karşı yapılacak bir saldırının bedeli çok ağır olur. Atina'nın tek şansı, Türk düşmanlığı politikasını bırakıp Türkiye ile adil anlaşmalar yapmaktır" dedi.

Kaynağa Git

İlgili Haberler