Erdel, Küp, Kuzubağ ve Lermonos’un kurucuları, 2023’te dernek çatısı altında kurumsallaşan Çal Bağ Yolu’nu kurarak, ilçenin adını taşıyan yerli üzümü; akademi, üretici, turizmci ve yerel halkla aynı anda konuşulan bir mesele haline getirdi. Çal Bağ Yolu tarafından Çal Kaymaklığı, Denizli Büyükşehir Belediyesi ve Çal Belediyesinin destekleriyle düzenlenen ilk Çal Karası sempozyumunda tarih, bağcılık, önoloji, iklim krizi ve bölgesel kalkınma başlıkları birlikte ele alındı. Etkinlik çerçevesinde yapılan arkeolojik gezilerde üzümün tarihinin 3.500 yıl geriye gittiğini öğrendik. Aşağıseyit Höyük’te çıkarılan 3.500 yıllık üzüm çekirdikleri, Ekşi Höyük’te çıkarılan çekirdekler, Dionysos’un memleketinde bağcılığın köklerinin ne kadar geçmişe gittiğini ortaya koyuyor.
“HER YERE NASİP OLMAZ BÖYLE BİR ŞEY”
Sempozyumun ardından dört üretici ile yaptığımız söyleşide ilk sözü alan Asım Altıntaş, Çal Karası’nın değerini önce isminden başlatıyor:
“Bir sürü üzüm çeşidi var ama bulunduğu yörenin adını alan Türkiye’de birkaç tane üzüm var. Kalecik Karası, Çal Karası, Antep Karası… Toplumla bağı olan bir üzüm bu.” Altıntaş’a göre mesele sadece nostalji değil, bir gastronomi tercihi: “Denizli’ye gelip Antep kebabı yemenin ya da Fransız şarabı içmenin bir anlamı yok. Yeni kuşak artık yöresel olanı keşfetmeye başladı.”
Beş yıllık bir öngörü istediğimizde temkinli ama umutlu: “Çal Karası zaten Londra’ya gidiyor, Almanya’ya gönderiyoruz. Ama gastronomi farklı bir kültür — her gün aynı ürün tüketilmez.” Söyleşiyi noktalarken eklediği tek cümle de gazeteciliğe bir selam: “Cumhuriyet ailesini çok seviyoruz biz.”
RAKİP ŞİRKETLERDEN ORTAK RUH
İkinci konuğumuz Hürriyet Yılmaz, bu işbirliğinin nasıl mümkün olduğunu anlatırken işin özünü tarif ediyor:
“Çal Bağ Yolu bir fikir ortaklığından çıktı. Dört firmanın yöneticileri aynı yere aynı noktadan bakabildi: Çal için bir aradayız, öncelikle biz bir arada olmalıyız dedik.” Bölgede yirmi yıllık bir bağcı olarak iklim değişikliğine karşı Çal Karası’nın direncine de tanıklık etmiş: “Eksi on sekize düşen kışlar, 2023’teki gibi ağır kuraklıklar oldu. Ama bütün bu olumsuz süreçlerden en güçlü çıkan Çal Karası oldu. Burada Boğazkere de ekildi, Öküzgözü de — ama Çal Karası hepsinden güçlü çıktı.” Hürriyet Yılmaz’a göre Çal Karası'nın «yolculuğu uzun olacak.»
'Çal Karası bizim kimliğimiz' diyen Yılmaz ekliyor:
“Çal Karası bu toprakların bir markasıdır. Buradan önemli bir kimlik değişimi yakalayabiliriz.”
Beş yıllık ufukta Londra’nın yanına Almanya’yı ekliyor ve “Çalkarası’nın literatüre geçtiği, endemik bir teruar ürünü olarak tadılabilecek bir ürün olması” hayalini paylaşıyor. «Çal özel bir teruar, herkesi tanımaya davet ediyoruz, dostluklar var, güzellikler var, tatlar var, sevgi var, bekliyoruz.»
KÖYÜNE GERİ DÖNEN BİR AİLE
Üçüncü konuğumuz Halil Kuzu. Hançalar’da doğmuş, üniversite için ayrılmış, müteahhitlik yaptığı yıllardan sonra köyüne geri dönüp 2005’te aile fabrikasını kurmuş. Hançalar’ın nüfusu kırk yılda 3.800’den 1.000’e düşmüş, yaş ortalaması altmışın üzerine çıkmış. Kuzu’nun cevabı yatırım: 59 ortaklı bir kooperatifle 3 milyon 2 bin metrekare arazi kiraladıklarını ve üç yılda 550 dekar bağ diktiklerini anlatıyor.
Genç nüfusun şehre göçüne dair çağrısı doğrudan: “Asgari ücretle çalışmak için büyükşehre gitmesinler. Burada daha fazlasını kazanırlar, kira ödemezler, bağ bahçeleri olur.” Kadın istihdamına da değiniyor — fabrikasında dört kadın çalıştığını, daha fazlasına iş vermek istediklerini söylüyor ve kadınların kırsaldan kente göçündeki rolüne dikkat çekiyor: Erkekler köyde kahvehane gibi sosyalleşme imkânı bulurken kadınlar için bu imkânların kısıtlı olduğunu belirtiyor. Halil Kuzu konuşmayı şöyle noktalıyor: «Çal, Çal Karası ile büyür.»
BİR MİMARİ İDDİA
Söyleşinin son sözünü, mimarisi ödüllü bir fabrikanın kurucusu Salih Kuzu aldı. Gayrimenkul kökenli, kendisi de inşaat mühendisi olan Kuzu, şaraphanesini sıradan bir üretim tesisi olarak görmüyor: “Dünyadaki ya da Türkiye’deki hiçbir şaraphanenin benzeri değil, son derece özgün bir yapı. Hem yurt içinde hem yurt dışında ödüller aldı.” İngiltere’ye ihracat yapan ve çeşitli madalyalar alan firmanın sahibi Salih Kuzu’nun Çal Karası için son sözleri şunlar: «Bu bölgenin kadim üzümü, binlerce yıldır bu topraklarda var olan bu üzümün adaptasyon yeteneği çok güçlü. Çal’da su çok az, Çal Karası sulama istemiyor, Çal Karası alternatifsiz.»
ORTAK NOKTA: ZAMAN MESELESİ
Dördünün de beş yıllık öngörüsü neredeyse örtüşüyor: Londra zaten kazanılmış bir pazar, Almanya ve ABD ihracatı büyüyor, ama asıl mesele zaman. Hepsi aynı cümlenin farklı versiyonunu kuruyor — bu bir moda değil, bir sabır işi. Sempozyumun kapanışında paylaşılan rakamlar da bu sabrı destekliyor: Çal Bağ Yolu, kurulduğundan bu yana bölgeye 70 binden fazla ziyaretçi çekti, çoğu kadın olmak üzere yaklaşık 4 bin kişinin hayatına dokundu ve Avrupa Konseyi Kültür Rotaları’ndan Iter Vitis ağına üye oldu.
Çal Karası’nın hikâyesi, bir üzümün terk edilip yeniden keşfedilmesinden ibaret değil; rakip dört şirketin “önce bölge, sonra biz” diyebilmesinin hikâyesi. Sempozyumun salonunu dolduran 130 kişi, belki de bu yüzden kapıda kuyruğa girmeyi göze aldı.