Ana içeriğe geç

Medyanın koca çınarı Yalçın Bayer de Hürriyet’ten kovuldu…

Hürriyet’te 33 yılı geride bırakan Yalçın Bayer’in son iki yazısı yayımlanmadı, ardından gazeteyle yolları ayrıldı. Medyada binlerce emekçi tasfiye edilirken sessiz kalmakla eleştirilen Bayer için şimdi o çarpıcı soru soruluyor: Sıra arkadaşlarındayken sen neredeydin?

Medyanın koca çınarı Yalçın Bayer de Hürriyet’ten kovuldu…
Medyaradar
16

Ve medyanın koca çınarı Yalçın Bayer de Hürriyet’ten kovuldu…
Herkes atılırken sessiz
kaldı, sıra kendisine geldi!

Hürriyet Gazetesi’nde tam 33 yıl... Dile kolay! Herkesin buğday gibi öğtüldüğü medya değirmeninde, tek bir gazetede geçen ömür…
Patronlar, genel yayın müdürleri değişti; nice yazarların atılmasının üstünden yıllar geçti, o hep yazdı!
Ve şimdi... Sıra ona da geldi:
Kapı gösterildi!
Mesleğin en deneyimli isimlerinden Yalçın Bayer’in son iki yazısı yayımlanmadı.
Ardından da yollar ayrıldı.

NİEMÖLLER’İN ŞİİRİ!
İnsan elbette üzülüyor. Çünkü bir gazetecinin yazısının yayımlanmaması, yazdığı yazılar yüzünden işsiz bırakılması; gazetecilikte en ağır sansür biçimlerinden biridir.
Bu gelişme bana Martin Niemöller’in o ölümsüz sözlerini hatırlattı:
“Önce komünistler için geldiler, ses çıkarmadım...
Sonra sendikacılar için geldiler...
Sonra Yahudiler için geldiler...
Sonra benim için geldiler...
Benim için konuşacak kimse kalmamıştı.”

GÖRMEZDEN GELDİ!
İşte; Yalçın Bayer’in hikayesi de biraz böyle...
1993'ten bugüne, Hürriyet’te ve bağlı olduğu önce Doğan sonra Demirören medya gruplarına bağlı diğer gazetelerde kaç deprem yaşandı?
Kaç genel yayın yönetmeni değişti?
Kaç yayın politikası ters yüz oldu?
Ve en önemlisi...
Kaç gazeteci kapının önüne konuldu?
Saymaya kalksanız sayfalar yetmez.
Hürriyet’ten Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Özdemir İnce, Tufan Türenç, Yılmaz Özdil, Mehmet Y. Yılmaz...
Milliyet’ten Hasan Pulur, Can Dündar, Kadri Gürsel, Fikret Bila, Mehveş Evin, Derya Sazak, Aslı Aydıntaşbaş, Murat Sabuncu...
Vatan’dan Zülfü Livaneli, Mustafa Mutlu, Can Ataklı, Ruhat Mengi, Bilal Çetin...

BEŞ BİNİ AŞKIN MAĞDUR!
Ayrıca sayısız genel yayın yönetmeni, yazıişleri müdürü, editör, muhabir, foto muhabiri…
Abartmıyorum; yirmi yılda beş binden fazla basın emekçisi…
İsimleri bugün bile hatırlanmayan dürüst kalemler bir gecede işsiz bırakıldı.
Kimi maaşını alamadı.
Kimi tazminatını yıllarca bekledi.
Kimi mesleği tamamen bıraktı.
Kimi geçinebilmek için bambaşka işlere savruldu.

ODASINA KAPANDI!
Peki... “Sosyal demokrat” kimliğiyle bilinen Yalçın Bayer o günlerde ne yaptı?
Bir tek köşe yazısı yazdı mı?
Patron katına çıkıp, “Arkadaşlarımız neden atılıyor?” diye hesap sordu mu?
“Gazetecilik tasfiye ediliyor” dedi mi?
Basın özgürlüğünü savundu mu?
Hayır.
Sessizdi. Hem de çok sessizdi.
Koridorlarda insanlar kutularını toplarken...
O, odasına çekilip köşesini yazmaya devam etti.
Gazetenin asansörleri işten çıkarılan gazetecilerle dolup taşarken...
“Yeter Söz Milletin” demeyi sürdürdü.
Ama nedense...
Söz hiçbir zaman o sözü, işten atılan arkadaşlarına vermedi!

KÖTÜ SESSİZLİK!
Gazetecilikte kötü patron kadar, kötü sessizlik de vardır.
Çünkü patron bir kişiyi işten çıkarır; sessiz kalanlar ise o düzeni meşrulaştırır.
Her tasfiye bir sonraki tasfiyeyi kolaylaştırır.
Her suskunluk, bir sonraki gazetecinin kapıya konulmasını normalleştirir.
Bugün Yalçın Bayer de aynı kapıdan çıktı.
Meslek hayatında ilk kez “işten atılmanın” nasıl bir duygu olduğunu hissetti.
İnsan, başkasının acısını, bizzat yaşamadan anlamıyor.
Ama gazetecilik tam da bunun mesleğidir:
Başkası için de konuşabilmek...
Başkası için de bedel ödeyebilmek...
Başkası için de kalem oynatabilmek...
Çünkü gerçek dayanışma sıra sana geldiğinde değil... Sıra başkasındayken gösterilir.

SEN NEREDEYDİN?
Bugün birçok gazeteci Yalçın Bayer’in işten çıkarılmasına üzülüyor.
Üzülmek de gerekir!
Ama şu soru da tarihe not düşülmeli:
Emin Çölaşan giderken neredeydin?
Bekir Coşkun uğurlanırken…
Özdemir İnce kapının önüne konulurken?...
Milliyet tasfiye edilirken…
Vatan lime lime edilirken…
Yüzlerce genç gazeteci meslekten koparılırken…
Neredeydin?

HERKES SUSARSA…
Niemöller’in şiiri, sadece faşizmi anlatmaz.
İnsan tabiatını anlatır.
Sıranın bir gün herkese geleceğini anlatır.
Gazetecilikte de değişmeyen tek kural budur.
Bugün ona...
Yarın sana...
Öbür gün bana...
Ve herkes sustuğunda, konuşacak kimse kalmaz.
İşte o gün...
Gazeteler basılmaya devam eder.
Ama gazetecilik çoktan ölmüştür.

Kaynağa Git

İlgili Haberler