Cahit Irgat işleriyle olduğu kadar karakteriyle de sanat tarihine geçen isimlerden biriydi. Onu görenlerin hafızasında fötr şapkası, yakasındaki çiçeği ve Beyoğlu sokaklarında ağır ağır yürüyen görüntüsü var... Ardından şiirleri, tiyatro sahnesindeki rolleri ve Yeşilçam filmleri gelir. Hayatının büyük bölümü maddi sıkıntılarla geçmişti ama onu tanıyanların anlattığı ortak bir şey vardı: Cahit Irgat en zor günlerinde bile görünüşünden, tavrından ve sanatçı gururundan ödün vermiyordu.
21 Mart 1916'da Lüleburgaz'da doğdu. Çocukluğu ve gençliği Türkiye'nin büyük dönüşümler yaşadığı yıllara denk geldi. Vefa Lisesi ve Edirne Öğretmen Okulu'nda öğrenciyken şiir yazmaya başladı. O yıllarda okula müfettiş olarak gelen yazar Reşat Nuri Güntekin'in dikkatini çekti. Genç Cahit'in şiire olan ilgisini fark eden Güntekin'in teşviki, onun edebiyata daha ciddi yönelmesinde etkili oldu. Henüz 'Irgat' soyadını kullanmıyor, şiirlerini Cahit Saffet imzasıyla yayımlıyordu. İlk ürünlerinde aşk, yalnızlık ve bireysel duygular öne çıkıyordu.

Sanata olan ilgisi onu Ankara Devlet Konservatuvarı'na götürdü ancak burada fazla tutunamadı. Disiplinli bir öğrenciden çok, kurallarla sürekli çatışan bir karakterdi. Konservatuvar yıllarında yaşanan ve yıllar sonra bile anlatılacak olan bir olay, okuldan ayrılmasına neden oldu:
Mezuniyet döneminde sahnelenen Hamlet oyunu sırasında okulun gözde öğrencilerinden Cüneyt Gökçer'i yuhalattığı iddiasıyla yönetimle başı derde girdi ve okuldan uzaklaştırıldı.
Yıllar sonra Paris'te dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ile karşılaştığında bu eski hesabı açtı. Ressam Avni Arbaş'ın evindeki bu davette Yücel'in yanına giderek konservatuvardan atılmasına ilişkin kırgınlığını dile getirdi. Anlatılanlara göre Yücel'in cevabı kısa oldu:

Konservatuvardan ayrıldıktan sonra Paris'e gitti. Burada ünlü tiyatro adamı Charles Dullin'in çalışmalarını takip etti. Comédie Française ve Gaîté Montparnasse çevresinde bulundu. Avrupa tiyatrosunu yakından tanıması, ileride sahneye bakışını belirleyen önemli deneyimlerden biri oldu.
Türkiye'ye döndüğünde tiyatro ve sinemayı birlikte sürdürdü. Sahnede Shakespeare'den Sofokles'e uzanan geniş bir repertuvarda oynadı. Hamlet, Kral Oidipus ve Vişne Bahçesi gibi eserlerde rol aldı. Sinemadaysa bambaşka bir kimlikle tanındı. Çoğu zaman sert, otoriter, acımasız ya da kötücül karakterleri canlandırdı.

Yeşilçam'ın karakter oyuncuları arasında kendine özgü bir yer edindi ve kariyeri boyunca yaklaşık 140 filmde rol aldı.
Yalnızca oyuncu değildi: Edebiyat, hayatının merkezinde yer almaya devam etti. 1940'ların ortalarından itibaren şiirinin yönü belirgin biçimde değişti. Romantik temalar yerini savaşın yarattığı yıkıma, yoksulluğa, kent hayatına ve emekçi insanların hikayelerine bıraktı.
Yakın dostları arasında şair Cahit Sıtkı Tarancı da vardı. İki isim uzun yıllar Beyoğlu çevresinde birlikte vakit geçirdi. Tarancı'nın zor günlerinde yanında olan isimlerden biri Cahit Irgat'tı. Dostlukları dönemin edebiyat çevrelerinde sık sık anlatılan hikayeler arasında yer aldı.
Bu değişim kimliğine de yansıdı. Cahit Saffet gitti, Cahit Irgat öne çıktı.
1945'te yayımlanan Bu Şehrin Çocukları, bu dönüşümün ilk önemli örneklerinden biri oldu. Ardından gelen Rüzgârlarım Konuşuyor, İkinci Dünya Savaşı'nın gölgesinde yaşayan insanların sıkıntılarını konu aldı.
1952'de yayımlanan Ortalık ise yalnızca edebi değil hukuki bir tartışmanın da merkezine yerleşti: Kitap nedeniyle yargılandı. Açılan dava yıllarca sürdü ve sonunda beraatle sonuçlandı. Bu süreç, onun düşünce özgürlüğü tartışmalarındaki yeriyle de anılmasına neden oldu.
Cahit Irgat'ın gözü kara mizacını gösteren en çarpıcı olaylardan biri 27 Mayıs 1960 darbesinin ilk günlerinde yaşandı. Darbe sabahı Tarlabaşı'ndaki pansiyonundan çıkan Irgat, İstanbul'un askerler ve tanklarla dolu sokaklarında doğruca bir karakola giderek yönetime el koyan Milli Birlik Komitesi'ne ağır sözlerle yüklenmeye başladı. O günün koşullarında büyük cesaret isteyen bu çıkışın bedelini de ödedi. Gözaltına alındı, askeri mahkemeye çıkarıldı ve bir süre cezaevinde kaldı.
Hapisten çıktığında işini kaybetmiş, elindeki parayı tüketmişti. Ancak dostlarının anlattığına göre yaşadıklarından pişmanlık duymamıştı. Cahit Irgat'ın hayatı boyunca otoriteyle kurduğu sorunlu ilişkinin en bilinen örneklerinden biri olarak bu olay uzun yıllar anlatıldı.

Özel hayatı da en az sanat hayatı kadar çalkantılıydı. İlk evliliğini yazar ve akademisyen Mina Urgan ile yaptı. Bu evlilikten Mustafa ve Zeynep adında iki çocuğu oldu.
Ardından yolu Cahide Sonku ile kesişti. İkili bir dönem birlikte çalıştı ve Cahitler Tiyatrosu’nu kurdu. Ancak hem tiyatronun ekonomik zorlukları hem de dönemin koşulları işleri giderek çıkmaza sürükledi. Bir zamanların en tanınmış sanatçılarından olan Sonku ile Irgat, ilerleyen yıllarda ciddi maddi sıkıntılar yaşadı. Alkol sorunlarına psikolojik sıkıntılar eklendi. Bu fırtınalı ilişkinin sonunda Irgat Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne yatırılacaktı.
Yönetmen Atıf Yılmaz'ın anlattığı bir anı, Cahit Irgat'ın karakterini anlamak için sık sık hatırlanır. Şişli'deki bir barda geçirilen uzun bir gecenin sonunda ne onun ne de Cahide Sonku'nun kalacak düzgün bir yeri vardır. Buna rağmen hesabın başkası tarafından ödenmesini istemez. Atıf Yılmaz'ın hafızasında kalan şey yoksulluk değil, Irgat'ın o an bile koruduğu vakardır.
Belki de bu yüzden dostları onu yalnızca bir oyuncu ya da şair olarak değil, eski Beyoğlu'nun son efendilerinden biri olarak hatırladı.
Cahide Sonku ise onu yıllar sonra şöyle hatırlıyordu:
Bakırköy'deki tedavi sürecinin ardından hayatında yeni bir sayfa açıldı. Bu dönemde oyuncu Nedret Güvenç ile yakınlaştı. Güvenç, Irgat'ın çalkantılı yıllarının ardından gelen hayatının son döneminin tanığı oldu. İkili evlendi ve Cahit Irgat ömrünün son yıllarını onunla geçirdi. Sağlık sorunları ve maddi sıkıntılar tamamen ortadan kalkmasa da, uzun yıllar süren savrulmanın ardından daha sakin bir hayat kurmaya çalıştı.
5 Haziran 1971'de henüz 55 yaşındayken hayatını kaybetti. Geride yaklaşık onlarca film, çok sayıda tiyatro oyunu ve Türk şiirinin unutulmayan kitaplarını bıraktı. Adı yalnızca eserleriyle değil, sanatçı kimliğinden ve kişisel gururundan ödün vermeyen tavrıyla da hatırlanmaya devam etti.
Saliha Deren
Odatv.com