Ana içeriğe geç

Sadece bir 'Türkan Saylan krizi' mi? Adı Almanya’da mahkeme belgelerinde dolaşıyor

Olay sadece bir dernek ve Türkan Saylan gibi çok saygın bir isimle ilgili değil. Almanya ve hatta Batı Avrupa’daki “sivil toplum kuruluşu” (STK) da denilen ve “demokratik” oldukları özellikle belirtilen Türkiye kökenli dernekleri simgeleyen bir olayla karşı karşıyayız. İlerici, aydınlanmacı niteliğin yaralar aldığı bir süreç söz konusu.

Sadece bir 'Türkan Saylan krizi' mi? Adı Almanya’da mahkeme belgelerinde dolaşıyor
12 Punto
16

Polis, ambulans, suç duyuruları, denetleme raporunda yönetimin aklanmaması tavsiyesi… Ancak usul tartışmaları nedeniyle geçersiz sayılan bir genel kurul ve peş peşe yapılan resmi başvurular…

Almanya’daki ÇYDD Baden-Württemberg, son yılların en ağır kurumsal krizlerinden biriyle karşı karşıya.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği denildiğinde akla yıllardır Prof. Dr. Türkan Saylan’ın öncülüğünde büyüyen çağdaş eğitim mücadelesi, kız çocuklarının eğitimi, Cumhuriyet, laiklik, bilim ve aydınlanma geliyor.

Bugün ise Almanya’daki ÇYDD Baden-Württemberg yapılanması bambaşka nedenlerle gündemde.

21 Haziran 2026’da Stuttgart’ta gerçekleştirilen genel kurul sert tartışmalara sahne olmakla kalmadı, denetleme raporunun yönetimin “aklanmaması” yönündeki tavsiye dikkat çekti, tüzükte öngörülen çağrı süresine ilişkin itirazlar nedeniyle de genel kurulun geçersiz sayılması, polis ve ambulansın olay yerine gelmesi ve ardından başlayan hukuki süreçlerle gündeme taşındı. .

Ancak dosya bununla da sınırlı kalmadı.

İhraç edilen üyelerin yaptığı başvurular, suç duyuruları, Stuttgart Sulh Mahkemesi bünyesindeki Sicil Mahkemesi’ne (Amtsgericht Stuttgart – Registergericht) sunulan inceleme talepleri, Almanya Veri Koruma Denetleme Kurumu’na yapılan başvurular, kamuoyuna açıklanan belgeler ve tarafların yazılı beyanları artık olayın yalnızca bir dernek içi tartışma olmadığını gösteriyor.

Ulaştığımız tüzük, resmi başvurular, yazılı açıklamalar ve diğer belgeler birlikte incelendiğinde ortaya çıkan manzara, ÇYDD Baden-Württemberg’e özel değil, Avrupa’daki Türk sivil toplumunun kurumsal işleyişine ilişkin daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.

Çünkü burada sözü edilen bir genel kurul manzarası değil ne yazık ki.

Şeffaflık, açıklık ilkesi, kuralların işleyişi ve denetleme kurullarının tavsiyelerinin ne kadar dikkate alındığı konuşuluyor.

En önemlisi: Cumhuriyeti, laikliği, hukukun üstünlüğünü ve çağdaş yaşamı savunduğunu ifade eden kurumların, aynı ilkeleri kendi iç işleyişlerinde ne ölçüde yaşatabildiği de sorgulanmak zorunda kalıyor.

BELGELER KONUŞUR, SON SÖZÜ HUKUK SÖYLEYECEK

ÇYDD Baden-Württemberg’de yaşanan sürece ilişkin ilk haberlerin yayımlanmasının ardından sosyal medyada ağır ithamlar yönetilmişti. Hazırlanan haberlerin “yalan”, “asılsız”, “iftira” ve “dedikodu” içerdiği öne sürülmüştü.

Aradan geçen süreçte ise yeni belgeler de ortaya çıktı.

Genel kurulda okunan denetleme raporu…

Genel kurulun geçersiz sayılması…

Üyelerin suç duyuruları…

Almanya Veri Koruma Denetleme Kurumu’na yapılan başvurular…

Stuttgart Sicil Mahkemesi’ne yapılan inceleme talepleri…

Kurucu başkan Ahmet Gül’ün suç duyurusu…

İhraçları konuşulan üyelerin yazılı açıklamaları…

ÇYDD Genel Merkezi’nin kamuoyuna yaptığı değerlendirme…

Artık tartışma kişisel polemiklerin çok ötesine geçmiş durumda.

Belgeler konuşuyor.

Söz konusu belgeler, iddiaların önemli bölümünün artık ilgili idari ve adli makamların önünde bulunduğunu gösteriyor.

NURAN DEMİR: “KİŞİSEL DEĞİL, HUKUK MÜCADELESİ”

İhraçları konuşulan üyeler arasında yer alan Melek Nuran Demir’in hazırladığı ayrıntılı basın açıklaması ve hukuki başvurular, dosyanın önemli belgeleri arasında bulunuyor.

Demir, aylar boyunca dernek yönetimine çok sayıda yazılı itiraz ve ihtar gönderdiğini belirtiyor.

Başvurularda disiplin ve ihraç süreçlerinin dernek tüzüğüne, Alman Dernekler Yasası’na ve temel hukuk ilkelerine uygun yürütülmediğini ileri sürüyor.

Başvurularında özellikle dönemin "ikinci başkanı" sıfatıyla işlem yaptığı belirtilen yönetim kurulu üyesinin gerekli seçim ve resmi tescil işlemleri tamamlanmadan ihraç kararlarını imzaladığı iddiasına yer veriyor.

Demir, genel kurulda okunan denetleme raporunda daha önce yazılı olarak dile getirdiği hukuki itirazlarla örtüşen tespitlerin yer aldığını ifade ediyor.

Demir, gazetemize yaptığı değerlendirmede ise genel kurul gündeminde ihraç edilmesi talep edilen üyelerin isimlerinin açık şekilde yer almasının da hukuka aykırı olduğunu ileri sürdü. Gündem belgelerinde isimlerin, henüz kesinleşmiş bir karar bulunmamasına rağmen ihraç edilmiş izlenimi oluşturacak biçimde paylaşılmasının kişilik haklarını ve veri koruma hükümlerini ihlal ettiğini savunan Demir, bu nedenle ilgili makamlara yaptığı başvuruların sürdüğünü belirtti.

Ayrıca yönetim kurulunun iletilen itiraz ve şikâyetleri dikkate almak yerine yetkisini kötüye kullandığını, bunun yalnızca disiplin sürecine konu edilen üyeleri değil, derneğin kurumsal saygınlığını da zedelediğini öne süren Demir açıklamasında “Amacım herhangi bir kişiyle kişisel bir hesaplaşma değil, derneklerde hukukun üstünlüğünün, şeffaflığın, hesap verme kültürüne ve üyelerin temel haklarının korunmasına katkı sağlamak” olduğu vurgusunu yaptı.

Genel kurul sırasında yaşanan başka bir gelişmeye de dikkat çeken Nuran Demir, Denetleme Kurulu'nun yönetimin "aklanmaması" yönünde tavsiyede bulunduğunu ve genel kurul çağrısının tüzükte öngörülen süreye uygun yapılmadığı gerekçesiyle toplantının geçersiz sayılmasının gündeme geldiğini hatırlattı. Demir, buna rağmen genel kurulda bulunan hukukçu bir üyenin kendisini derneğin avukatı olarak tanıttığını ve söz alarak toplantının devam etmesi ve geçerli kabul edilmesi yönünde üyelere çağrıda bulunduğunu da ileri sürdü.

Demir, bu yaklaşımın endişe verici, şüpheli bir tutum olduğunu belirterek, “Hukuki sakıncaların açıkça dile getirildiği bir ortamda buna rağmen sürecin devam ettirilmesini savunan yaklaşımlar, yaşananların vahametini gösteriyor. Biz buna müsaade edemeyiz” sözleriyle kaygılarını aktardı.

Kadın üyelere yönelik tutum ve sözlü saldırılara ilişkin girişimlerinin de sürdüğünü belirten Demir, bu konuda kamuoyu önünde bir özür beklendiğini ancak bugüne kadar böyle bir adım atılmadığını söyledi. ÇYDD gibi kadınların eğitimi ve çağdaş yaşam mücadelesiyle özdeşleşmiş bir kurumda uzlaşma zemininin oluşturulmasını talep ettiklerini ifade eden Demir, bu çağrılarının karşılık bulmadığını, bu nedenle daha önce dile getirilen yönetimin istifasına yönelik taleplerin bugün de geçerliliğini koruduğunu belirtti. Ayrıca ihraçlarla adları geçen üyelerden de tüm üyelere mektup gönderilerek özür dilenmesini talep etti.

Demir ayrıca kadın üyelerin hukuka aykırı uygulamalar karşısında sessiz kalmaması gerektiğini, güçlü bir sivil toplumun ancak hukuk ve demokratik değerlere bağlılıkla mümkün olacağını vurguladı.

KURUCU BAŞKAN AHMET GÜL SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU

ÇYDD Baden-Württemberg’in kurucu ve onursal başkanı Ahmet Gül de 21 Haziran’daki genel kurulun ardından Başkan Zeynep Taş hakkında suç duyurusunda bulundu.

Gül, hazırladığı dilekçede genel kurul salonuna girmek istediğini ancak üyeliği henüz sona ermediği halde içeri alınmak istenmediğini öne sürdü.

Dilekçesinde, salona girmeye çalışırken fiziksel müdahaleye maruz kaldığını, bu sırada görme engelli olması nedeniyle ciddi bir tehlike yaşadığını ifade etti.

Ahmet Gül, olay sırasında kendisine yönelik hakaret içerdiğini ileri sürdüğü bazı ifadelerin de kullanıldığını iddia etti.

Suç duyurusunda ayrıca toplantının ilerleyen saatlerinde fenalaştığını, üyelerin yardımıyla dışarı çıkarıldığını, olay yerine ambulans, acil doktor ekibi ve polis ekiplerinin sevk edildiğini ardından ilk müdahale ve tetkikler için hastaneye kaldırıldığını anlattı.

Dilekçede yer alan bu iddialar, yetkili makamların değerlendirmesine sunulmuş durumda.

“BÖYLE Mİ ÖRNEK OLACAĞIZ?”

Kurucu ve onursal başkan Ahmet Gül, yaptığı değerlendirmede suç duyurusunda yer alan iddiaların yanı sıra yaşananların kendisinde yarattığı hayal kırıklığını da dile getirdi.

Gül, genel kurulda kendisine yönelik sözlü ifadeler ve fiziksel müdahale iddiası nedeniyle derin üzüntü yaşadığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

Ben yıllarımı Çağdaş Yaşam’a verdim. Türkan Saylan’ın temsil ettiği anlayışın bugün bu görüntülerle anılması beni derinden yaralıyor. Hukuktan, haktan, adaletten söz eden insanların, bir genel kurulda üyelere bu şekilde davranabilmesini anlamakta güçlük çekiyorum.”

Genel kurul sırasında yaşananlara da değinen Gül, Başkan Zeynep Taş’ın kendisini salona almamak için genç bir üyeyi görevlendirdiğini ileri sürerek şunları söyledi:

Bir öğrencinin böyle bir olayın içine sokulmasını doğru bulmuyorum. Gençlerimizi demokrasiye, hukuka ve insan haklarına inandırmamız gerekirken onları üyelerin önünü kesen kişiler haline getirmek kabul edilemez. Bu genç arkadaşımızı değil, onu bu görevin içine iten anlayışı eleştiriyorum.”

Yaşananların yalnızca kendisini değil, temsil edildiğini düşündüğü değerleri de yaraladığını ifade eden Gül açıklamasına şöyle devam etti: “Böyle mi örnek olacağız genç kuşaklara? Çağdaş yaşam anlayışı insanları dışlamakla, baskıyla ve gerilimle temsil edilemez. Kurumum adına büyük üzüntü duyuyorum”

(Ahmet Gül’ün söz konusu değerlendirmeleri kendi görüşleri olup, olaylara ilişkin hukuki süreç devam ediyor.)

“AKLANMAYIN” TAVSİYESİ YOK MU SAYILACAK?

Ahmet Gül’ün genel kurul sonrasında kamuoyuyla paylaştığı değerlendirme de dosyanın dikkat çeken belgeleri arasında yer alıyor.

Gül, denetleme kurulunun yönetimin “aklanmaması” yönünde tavsiyede bulunduğunu belirtti.

Paylaşımında, devam eden ihraç tartışmaları nedeniyle olası hukuki ve mali risklere dikkat çekildiğini, bu nedenle yönetimin aklanmaması gerektiğinin ifade edildiğini aktardı.

Ardından da şu çağrıyı yaptı:

“Denetleme raporunu isteyen üyelere vermek zorundalar. Lütfen isteyin ve okuyun.”

Söz konusu çağrı, genel kuruldan sonra denetleme raporunun neden dosyanın en önemli belgelerinden biri haline geldiğini de ortaya koyuyor.

“İSİMLERİMİZİ 260 ÜYEYE DAĞITTILAR”

Dosyanın bir başka önemli ayağını ise Almanya’daki Almanya Veri Koruma Denetleme Kurumu ile Stuttgart Sicil Mahkemesi’ne (Amtsgericht Stuttgart – Registergericht) yapılan ortak başvurular oluşturuyor.

Başvurularda Nuran Demir, Nazan Kılıç, Müşerref Kutlu ve başka üyelerin imzaları bulunuyor.

Başvuru yapanlar, isimlerinin ve kişisel bilgilerinin açık rızaları olmadan genel kurul davetleri ve gündem belgeleri aracılığıyla yaklaşık 260 üyeye gönderildiğini ileri sürüyor.

Bu nedenle kişisel verilerin korunmasına ilişkin Alman ve Avrupa Birliği mevzuatı kapsamında inceleme yapılmasını talep ediyorlar.

Aynı başvurularda disiplin ve ihraç süreçlerinde kişisel verilerin işlenme biçimi de şikâyet konusu yapılıyor.

Başvuruda bulunanlar, veri işleme süreçlerinin hukuka uygunluğunun araştırılmasını ve gerekli idari işlemlerin başlatılmasını istiyor.

STUTTGART SİCİL MAHKEMESİ DEVREDE

Başvurular yalnızca veri koruma boyutuyla sınırlı değil.

Stuttgart Sicil Mahkemesi’ne (Amtsgericht Stuttgart – Registergericht) sunulan dilekçelerde derneğin temsil yapısına ilişkin de inceleme talep ediliyor.

Başvuru yapanlar, “ikinci başkan” sıfatıyla işlem yaptığı belirtilen kişinin usulüne uygun seçilip seçilmediğinin ve gerekli tescil işlemlerinin tamamlanıp tamamlanmadığının araştırılmasını istiyor.

Bu kapsamda üyelikten çıkarma işlemleri başta olmak üzere bazı belgelerin hukuki geçerliliğinin incelenmesi talep ediliyor.

Bu başvurularda yer alan bütün değerlendirmeler, başvuru yapan üyelerin iddiaları ve resmi makamlardan talep ettikleri inceleme istemleri niteliğinde.

Bu aşamada söz konusu iddialar hakkında verilmiş kesinleşmiş bir mahkeme kararı ya da idari karar bulunmuyor.

DOSYANIN KALBİ: DENETLEME RAPORU

Bugün dosyada yer alan hemen her başlık dönüp dolaşıp aynı belgeye çıkıyor. Denetleme kurulu raporuna.

Genel kurulda okunan raporda son dönemde yaşanan hukuki süreçler, hukuk giderleri, ofis ve kira masrafları ile ihraç süreçlerine ilişkin değerlendirmelere yer verildiği belirtiliyor.

Denetleme Kurulu Başkanı Engin Candan’ın yönetimin “aklanmaması” yönünde tavsiyede bulunduğu genel kurulda açıklandığı belirtilirken, ancak bu tavsiyenin ardından, genel kurul çağrısının tüzükte öngörülen süreye uygun yapılmadığı yönündeki itirazların gündeme geldiği de aktarıldı.

Divan Başkanı İlyas Çağla’nın yaptığı değerlendirme sonrasında genel kurulun geçersiz sayıldığı açıklandığı, böylece denetleme kurulunun “aklanmama” tavsiyesi hakkında oylamaya da geçilemedi.

Denetleme raporunun içeriği bugün hem üyelerin başvurularında hem de kamuoyundaki tartışmalarda dosyanın merkezindeki belge olmayı sürdürüyor.

Buradan hatırlatalım, denetleme kurullarının görevi yalnızca mali tabloyu okumakla sınırlı değil, yönetime ilişkin hukuki ve idari riskleri üyelerin dikkatine sunmak. Bu nedenle yönetimin aklanmaması yönündeki tavsiye, dernekler hukukunda olağan bir prosedür değil, istisnai ve dikkatle değerlendirilmesi gereken önemli bir uyarı niteliği taşıyor.

(Bu dosyada yer alan değerlendirmeler, resmi başvurular, tarafların yazılı açıklamaları, kamuoyuna açık paylaşımlar ve bize ulaşan belgeler esas alınarak hazırlandı.)

GENEL BAŞKAN AYŞE YÜKSEL: “ÜZÜNTÜYLE ÖĞRENDİK”

ÇYDD Genel Merkezi de 21 Haziran’da Stuttgart’ta yaşanan gelişmeler üzerine kamuoyuna yazılı bir açıklama yaptı.

Genel Başkan Prof. Dr. Ayşe Yüksel başkanlığındaki Yönetim Kurulu, ÇYDD Baden-Württemberg’in Türkiye’deki Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile kurumsal ve hiyerarşik bir bağının bulunmadığını bir kez daha vurguladı.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Kamuoyuna Duyuru

Derneğimiz ile kurumsal ve hiyerarşik bir bağı olmayan Federal Almanya Devleti’nin yasaları doğrultusunda kurulmuş olan ÇYDD Baden-Württemberg, ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir.

Belirtilen derneğin 21 Haziran 2026 tarihli genel kurul toplantısında yaşanan gelişmeleri üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.

Derneğimiz ile kurumsal ve hiyerarşik bir bağı olmasa da benzer amaçlarla kurulmuş bu dernekte üyeler arasında yaşanan bu gerilimi doğru bulmuyoruz ve bir an önce giderilmesini umuyoruz.

Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.

ÇYDD Genel Merkez Yönetim Kurulu”

ÇYDD BW: “GENEL KURULU DEVAM ETTİRMEDİK”

ÇYDD Baden-Württemberg Yönetim Kurulu ise genel kurul sonrasında sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, toplantının planlandığı şekilde başladığını ancak denetleme kurulu raporunda gündeme gelen tüzüksel değerlendirmeler ve üyelerin itirazlarını sürdürme iradesi nedeniyle ileride alınacak kararların hukuki açıdan tartışmalı hale gelmemesi için genel kurulun devam ettirilmediğini duyurdu.

Yönetim Kurulu, yeni genel kurul tarihinin tüzüğe uygun biçimde belirleneceğini ve mevcut yönetimin bu süre içinde görevine devam edeceğini açıkladı.

ANKARA’NIN YANITI BEKLENİYOR

Haberin hazırlanması sırasında ÇYDD Genel Merkezi’ne ayrıca şu soruyu yönelttik:

Denetleme kurulunun yönetimin “aklanmaması” yönünde tavsiyede bulunduğu ve genel kurulun usul tartışmaları nedeniyle tamamlanamadığı bir süreçte, mevcut yönetimden burs ve bağış kabul edilmesi yönünde bir değerlendirme yapılıyor mu?

Bu haber yayına hazırlanırken söz konusu soruya henüz yanıt ulaşmamıştı.

Yanıt geldiğinde kamuoyuyla paylaşacağız.

FARKLI KURUMLAR BENZER BAŞLIKLAR

Bu dosya tabii ki ÇYDD Baden-Württemberg’i anlatmıyor.

Daha çok son yıllarda Avrupa’daki Türkiye kökenli sivil toplum kuruluşlarında kamuoyuna yansıyan tartışmalara işaret ediyor. Neden mi? Çünkü dikkat çekici benzerlikler taşıyor.

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nda (AABF) deprem bağışlarının kullanımı ve hesap verebilirlik tartışmaları uzun süre kamuoyunun gündeminde kaldı. Süreç disiplin mekanizmalarına ve yargıya taşındı. Federasyon ise rapor ve açıklamalarıyla kamuoyunu bilgilendirdi.

CHP’nin Avrupa yapılanmalarında da farklı dönemlerde genel kurullar, delegelik sistemi, örgütlenme modeli ve üyelik süreçlerine ilişkin tartışmalar yaşandı.

Her dosyanın kendi hukuki koşulları ve kendi gerçekleri bulunuyor.

Ancak farklı kurumlarda benzer başlıkların tekrar etmesi artık üzerinde düşünülmesi gereken ortak bir resmi ortaya koyuyor.

Şeffaflık.

Eleştiriye tahammül etmek.

TÜRKAN SAYLAN’IN MİRASI NEREYE GİDİYOR?

Prof. Dr. Türkan Saylan yaşamı boyunca sadece “burs veren bir sivil toplum modeli” kurmadı elbette. Hukuk, eşitlik, çağdaşlık, bilim, liyakat ve demokrasi anlayışını da temsil etti.

Bugün kamuoyunun beklentisi de tam olarak bu ilkelerin kurumların kendi iç işleyişinde eksiksiz yaşatılması.

Toplum adına hukuk devleti, laiklik, demokrasi ve insan haklarını savunan kurumlar, aynı ilkeleri önce kendi içlerinde uygulayabildikleri ölçüde topluma güven verebiliyor mu? Buna bakmak lazım.

Bu dosyada yer alan iddiaların önemli bölümü bugün ilgili idari ve adli makamların önünde bulunuyor.

Son sözü elbette mahkemeler söyleyecek.

Avrupa’da onlarca yıllık emekle oluşturulan Cumhuriyetçi, demokratik ve çağdaş sivil toplum birikimi için enerji nereye harcanacak?

Topluma hizmete mi, iç hesaplaşmalara mı?

Pusulaya bakmak lazım… Neye işaret ediyor?

Vitrine, şova ve güce mi… ?

Adil işleyişe, artı değer katmaya, ideallere ve hedeflere mi?

IŞIN ERTÜRK – STUTTGART

(*) EK NOT: Bu haber dosyasının yazarı, 21 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirilen genel kurulda üye sıfatıyla hazır bulunmuş, bunun yanı sıra haberde yer verilen bilgiler, genel kurulda yapılan gözlemler, tarafların yazılı açıklamaları, resmi başvurular ve gazetemizin ulaştığı belgeler birlikte değerlendirilerek hazırlanmıştır. Haberde yer alan taraf görüşlerine yer verilmiş olup, hukuki süreçler devam etmektedir.

Haber Kaynağı : 12punto

Kaynağa Git

İlgili Haberler