Adalet Bakanı Akın Gürlek, Avrupa Parlamentosu raportörünün kendisiyle ilgili değerlendirmelerine Kabine Toplantısı sonrası yanıt verdi. Söz konusu raporun bağlayıcı olmadığını belirten Gürlek, eleştirilerin siyasi ve ideolojik bir yaklaşımla hazırlandığını savundu. Gürlek, görevlerini hukuk çerçevesinde yerine getirdiklerini ifade ederek, “ Zaten o şahsın ideolojik yaklaşımı farklı. Marjinal örgütlerle irtibatları da biliniyor.” dedi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, 12. Yargı Paketi ile İmralı Süreci'nin birbirinden bağımsız yürütüldüğünü söyledi. Gürlek, “Terörsüz Türkiye sürecini Meclis yürütüyor. 12. Yargı Paketi'ne son şeklini vermek üzere Meclis'te yoğun bir hazırlık süreci devam ediyor. Bu çalışmalar birbirinden bağımsız ilerliyor.” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan başkanlığında Saray'da yapılan Kabine Toplantısı’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gürlek, infaz düzenlemesi, 12. Yargı Paketi ve Avrupa Parlamentosu raportörünün değerlendirmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu.
SSÇ'LER İÇİN DÜZENLEME
İnfaz düzenlemesine yönelik bir çalışma olup olmadığı sorulan Gürlek, yalnızca suça sürüklenen çocuklarla ilgili bazı değerlendirme ve önerilerin TBMM'ye iletildiğini belirtti.
Gürlek, “Çocukların cezalarının infazına ilişkin bazı önerilerimiz var. Bu konuda kurulan komisyonun raporu bekleniyor.” diye konuştu.
Yargı Paketi’nde İmralı Süreci'ne ilişkin bir düzenleme olup olmadığı sorusunu da yanıtlayan Gürlek, Meclis’te hazırlıkların sürdüğünü söyledi.
Gürlek, “Terörsüz Türkiye sürecini Meclis yürütüyor. 12. Yargı Paketi'ne son şeklini vermek üzere Meclis'te yoğun bir hazırlık süreci devam ediyor. Bu çalışmalar birbirinden bağımsız ilerliyor. Ülkemizin farklı sorunlarını çözmeye yönelik çok önemli çalışmalar yürütülüyor.” ifadelerini kullandı.
AP RAPORTÖRÜNE TEPKİ
Avrupa Parlamentosu raportörünün kendisiyle ilgili değerlendirmeleri de Gürlek’e soruldu. Bakan Gürlek, söz konusu raporun bağlayıcı olmadığını belirtti.
Görevlerini hukuk çerçevesinde yerine getirdiklerini söyleyen Gürlek, “Biz görevimizi yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Zaten o şahsın ideolojik yaklaşımı farklı. Marjinal örgütlerle irtibatları da biliniyor. Hazırlanan rapor da tavsiye kararı.” dedi.
O RAPORTÖR NE DEMİŞTİ?
Avrupa Parlamentosu'nun (AP) 'Gölge raportörü' olduğu söylenen Vladimir Prebilic şu ifadeleri kullanmıştı:
"AB'deki varlıkların dondurulması da dahil olmak üzere kısıtlayıcı tedbirlerin uygulanmasının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yetkililer arasında, kayyım rolünü üstlenenler ve onları atayanlar veya devletin baskıcı mekanizmasında kilit rol oynayanlar, örneğin eski İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek de yer almaktadır. Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olarak atanmasından duyulan dehşeti dile getirirken, yaşanan durumun kariyeri boyunca her zaman siyasi bir gündemi takip eden siyasi bir aktör olduğunu ortaya koyduğunu belirtiriz.
Türk hükümeti ile yaptığımız görüşmelerde kendilerine önden haber verdik. Ankara’dan bazı iktidar partisi milletvekilleri ile yaptığımız görüşmelerde açık açık bize “Bu isim kararda olmasın” talebinde bulunuldu. “Akın Gürlek’in isminin metinden çıkartılması için ne yapabiliriz?” diye soruldu. Kendilerine yanıtım çok basitti. “Yanlış soruyu soruyorsunuz çünkü bu ismin metinden çıkartılması için bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Bu ismi oradan çıkartacak şey sizin Türkiye’de yapacaklarınızdır
Bizim mesajımız açık; artık yeter, şaka yapmıyoruz. Biz bu konuları açınca, Türk tarafı hep vize serbestisi ve Gümrük Birliği konularını gündeme getiriyor. Ancak Türk hükümeti demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında tutum değiştirmediği sürece bu alanlarda Türkiye için hiçbir gelişme olmayacaktır.
Farkındayız hükümetiniz durumu halka “Avrupa Birliği Türkiye’den nefret ediyor” şeklinde sunmaya çalışıyor. Biz Türkiye’den nefret etmiyoruz, Türkiye’ye ve Türk halkına yardım etmek istiyoruz. Ama bu hükümetin ajandasına yardım etmeyeceğiz.
Biz Avrupa tarafı olarak güvenlik konusunda biraz bedavacıydık. Amerikalılar güvenliği sağlardı, biz de onların güvenlik şemsiyesi altında olacağımızı bilirdik. Türkiye de NATO üyesi olarak bu şemsiyenin önemli bir üyesiydi. Bu yüzden de “demokratik sorunlara rağmen Türkiye’nin içerde olması gerekiyor” diye bakıldı. “Hoş olmayan dosyaları açmayalım” denildi. Yine bir tür pragmatizm işte. Üçüncü ise şuydu; Türkiye’ye her zaman doğuya açılan kapı olarak bakıldığı için “iyi komşuluk” ilişkileri önemsendi.
Bu açıdan bir diğer önemli ülke de Türkiye. Ve önümüzdeki soru şu; Türkiye konusunda ne yapacağız? Ülkenizle tüm bu konuların konuşulması ve süreçlerin işletilmesiyle ilgili bir sorun var yalnız. (O sorun nedir yanıtına 'Cumhurbaşkanı' yanıtını verdi)
Şu anda Avrupa Parlamentosu’ndaki genel yaklaşımın bu olduğunu söyleyebilirim. Erdoğan bu rejimle ülkeyi yönetmeye devam ettiği sürece Avrupa Birliği ile hiçbir ilerleme olması mümkün değil. Herhangi bir biçimde üyeliğin gerçekleşme ihtimali de yok. Parlamentoda açık bir çoğunluk var, bu rejimin uygulamalarından bıktık. Zaten bunu da 17 Haziran’daki Türkiye raporunun oylaması sırasında göreceksiniz.
Türk tarafı hep vize serbestisi ve Gümrük Birliği konularını gündeme getiriyor. Ancak Türk hükümeti demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında tutum değiştirmediği sürece bu alanlarda Türkiye için hiçbir gelişme olmayacaktır."
"AB'deki varlıkların dondurulması da dahil olmak üzere kısıtlayıcı tedbirlerin uygulanmasının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu yetkililer arasında, kayyım rolünü üstlenenler ve onları atayanlar veya devletin baskıcı mekanizmasında kilit rol oynayanlar, örneğin eski İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek de yer almaktadır. Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olarak atanmasından duyulan dehşeti dile getirirken, yaşanan durumun kariyeri boyunca her zaman siyasi bir gündemi takip eden siyasi bir aktör olduğunu ortaya koyduğunu belirtiriz.
Türk hükümeti ile yaptığımız görüşmelerde kendilerine önden haber verdik. Ankara’dan bazı iktidar partisi milletvekilleri ile yaptığımız görüşmelerde açık açık bize “Bu isim kararda olmasın” talebinde bulunuldu. “Akın Gürlek’in isminin metinden çıkartılması için ne yapabiliriz?” diye soruldu. Kendilerine yanıtım çok basitti. “Yanlış soruyu soruyorsunuz çünkü bu ismin metinden çıkartılması için bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Bu ismi oradan çıkartacak şey sizin Türkiye’de yapacaklarınızdır
Bizim mesajımız açık; artık yeter, şaka yapmıyoruz. Biz bu konuları açınca, Türk tarafı hep vize serbestisi ve Gümrük Birliği konularını gündeme getiriyor. Ancak Türk hükümeti demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında tutum değiştirmediği sürece bu alanlarda Türkiye için hiçbir gelişme olmayacaktır.
Farkındayız hükümetiniz durumu halka “Avrupa Birliği Türkiye’den nefret ediyor” şeklinde sunmaya çalışıyor. Biz Türkiye’den nefret etmiyoruz, Türkiye’ye ve Türk halkına yardım etmek istiyoruz. Ama bu hükümetin ajandasına yardım etmeyeceğiz.
Biz Avrupa tarafı olarak güvenlik konusunda biraz bedavacıydık. Amerikalılar güvenliği sağlardı, biz de onların güvenlik şemsiyesi altında olacağımızı bilirdik. Türkiye de NATO üyesi olarak bu şemsiyenin önemli bir üyesiydi. Bu yüzden de “demokratik sorunlara rağmen Türkiye’nin içerde olması gerekiyor” diye bakıldı. “Hoş olmayan dosyaları açmayalım” denildi. Yine bir tür pragmatizm işte. Üçüncü ise şuydu; Türkiye’ye her zaman doğuya açılan kapı olarak bakıldığı için “iyi komşuluk” ilişkileri önemsendi.
Bu açıdan bir diğer önemli ülke de Türkiye. Ve önümüzdeki soru şu; Türkiye konusunda ne yapacağız? Ülkenizle tüm bu konuların konuşulması ve süreçlerin işletilmesiyle ilgili bir sorun var yalnız. (O sorun nedir yanıtına 'Cumhurbaşkanı' yanıtını verdi)
Şu anda Avrupa Parlamentosu’ndaki genel yaklaşımın bu olduğunu söyleyebilirim. Erdoğan bu rejimle ülkeyi yönetmeye devam ettiği sürece Avrupa Birliği ile hiçbir ilerleme olması mümkün değil. Herhangi bir biçimde üyeliğin gerçekleşme ihtimali de yok. Parlamentoda açık bir çoğunluk var, bu rejimin uygulamalarından bıktık. Zaten bunu da 17 Haziran’daki Türkiye raporunun oylaması sırasında göreceksiniz.
Türk tarafı hep vize serbestisi ve Gümrük Birliği konularını gündeme getiriyor. Ancak Türk hükümeti demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında tutum değiştirmediği sürece bu alanlarda Türkiye için hiçbir gelişme olmayacaktır."