Orta Doğu’da yeniden yükselen gerilim, yalnızca bölgesel güvenliği değil, küresel enerji piyasalarını ve uluslararası deniz ticaretini de doğrudan etkiliyor. Taraflar arasında gerilimi azaltması beklenen ve daha önce varılan mutabakatın uygulanma sürecinde ortaya çıkan görüş ayrılıkları ise diplomatik zemindeki uzlaşının sahaya yansımamasına neden oldu.
Anlaşmanın tek bir maddesine ilişkin farklı yorumlar ise askerî tansiyonun yeniden yükselmesine yol açarken, dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından birinde ticari faaliyetler de ciddi şekilde sekteye uğradı. Peki o madde neydi ve neden farklı şekilde yorumlandı?
TARTIŞMALARIN ODAĞINDA 5. MADDE BULUNUYOR
Hatırlarsanız ABD Başkanı Donald Trump ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının, Hürmüz Boğazı’nı yeniden uluslararası ticarete açarak küresel enerji piyasalarındaki baskıyı azaltması hedefleniyordu. Ancak 14 maddelik anlaşmanın özellikle 5. maddesi etrafında ortaya çıkan farklı yorumlar, taraflar arasında yeni bir kriz doğurdu.
Wall Street Journal’ın analizine göre, anlaşmanın en kritik maddesi olarak görülen bu hüküm, son iki hafta içerisinde iki kez askerî gerilime dönüşen bir irade mücadelesinin merkezine yerleşti.
ABD-İRAN ANLAŞMASINDA GİZLİ GERİLİM
Wall Street Journal’ın analizine göre metin, İran’ı Hürmüz’ün yeniden açılmasından sorumlu tutuyor. Ancak Tahran yönetimi bu ifadeyi, Hürmüz üzerindeki kontrol yetkisinin kendisine ait olduğu yönünde yorumlayarak uluslararası deniz trafiğini kendi belirleyeceği kurallarla yönetmeye çalışıyor.
Gazete, anlaşmada yer alan ‘teknik ve askerî engellerin kaldırılması’ hükmünün ise sahadaki gelişmelerle çeliştiğine dikkat çekiyor. Çünkü mutabakata rağmen İran’ın ticari gemilere yönelik saldırıları sürerken, boğazdaki trafik de normal seviyesine ulaşabilmiş değil.Fransa merkezli IFRI düşünce kuruluşundan Heloise Fayet, İran’a verilen tavizlerin Tahran’ı daha cesur hale getirdiğini savunurken, ABD istihbarat topluluğunun eski kıdemli İran analisti Eric Brewer ise mutabakatın en büyük kusurunun taraflar arasındaki temel anlaşmazlıkları gizlemesi olduğunu söyledi.
Brewer’a göre ateşkes, Hürmüz Boğazı’nın statüsü, yaptırımların kaldırılması ve İran’ın nükleer programı gibi en kritik başlıklarda taraflar arasında hâlâ büyük görüş ayrılıkları bulunuyor. Eski analist, Washington’un bu farklılıkların ya farkında olmadığını ya da bunları bilinçli şekilde görmezden geldiğini savundu.
TAHRAN’IN HÜRMÜZ HESABI: PAZARLIK MI, UZUN VADELİ STRATEJİ Mİ?
İran, mutabakatın 5. maddesini Hürmüz Boğazı üzerinde egemenlik ve düzenleme yetkisini güçlendiren bir hüküm olarak yorumluyor. Peki, bu yaklaşım İran’ın uzun vadeli deniz güvenliği ve bölgesel nüfuz stratejisinin bir parçası mı, yoksa müzakere masasında elini güçlendirmeye yönelik taktiksel bir hamle mi?
Bu soruma İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılardan Rahim Farzam, “İran’ın 5. maddeye ilişkin yorumu yalnızca müzakere masasında elini güçlendirmeye dönük taktiksel bir hamle olarak görülmemeli. Bu yorum, Tahran’ın savaş sonrası güvenlik algısı ve yeni caydırıcılık anlayışıyla doğrudan bağlantılı. İran açısından Hürmüz Boğazı artık sadece enerji geçiş hattı değil; egemenlik, deniz güvenliği, jeoekonomik baskı ve savaş sonrası pazarlık kapasitesinin kesiştiği stratejik bir kaldıraç hâline geldi” cevabını verdi.
“Ancak daha derinde, Hürmüz üzerindeki fiilî kapasitenin İran’ın uzun vadeli deniz güvenliği doktrinine ve bölgesel nüfuz stratejisine eklemlendiği görülüyor. Savaş sonrası dönemde Hürmüz İran için geçici bir pazarlık aracı olmaktan çok yeni caydırıcılık mimarisinin merkezi unsurlarından biri hâline geldi.”
İRAN: ‘BOĞAZ YALNIZCA İRAN'IN DÜZENLEMELERİYLE AÇILIR’
İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen görüşmelerin baş müzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada mutabakatın 5. maddesine işaret ederek Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün İran’da olduğunu savundu.
Kalibaf paylaşımında, “Hürmüz Boğazı ancak İran’ın düzenlemeleriyle açılacaktır, Amerikan tehditleriyle değil” ifadelerini kullandı. Wall Street Journal’ın ulaştığı belgelere göre ise Hürmüz Boğazı’nın gelecekte nasıl yönetileceğine ilişkin müzakereler fikri ilk olarak İran Devrim Muhafızları tarafından ortaya atıldı.
Arabulucular, tarafların anlaşmayı tamamlayabilmek için kasıtlı olarak belirsiz ifadeler kullanmayı kabul ettiğini, ancak imza sonrasında herkesin kendi yorumunu benimseyeceğini düşündüğünü aktardı. Ancak mutabakat imzalandıktan sonra İran Devrim Muhafızları, sivil hükümete boğazın tamamen İran yönetimine bırakılması yönünde baskı yapmaya başladı.
İran Devrim Muhafızları’nın boğazın yönetimi konusunda sivil hükümete baskı yaptığı iddiaları ne kadar gerçekçi? Bu süreçte nihai kararı kim veriyor; siyasi yönetim mi, yoksa güvenlik bürokrasisi mi?
“İran’ın savaş sonrası değişen karar alma yapısı dikkate alındığında Hürmüz gibi askerî, ekonomik, ideolojik ve diplomatik anlamı olan bir dosyanın yalnızca sivil hükümetin kontrolünde yürütülmesi beklenmez” diyen Rahim Farzam, şu yorumda bulundu:
-- Özellikle savaş sonrası dönemde güvenlik bürokrasisinin ve Devrim Muhafızları Ordusu kökenli aktörlerin karar alma mekanizmasındaki ağırlığı arttı. Bununla birlikte nihai kararın tek başına Devrim Muhafızları Ordusu tarafından verildiğini söylemek de eksik olur. İran’da bu tür stratejik dosyalarda karar, sivil hükümetten çok Rehberlik makamı, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, Devrim Muhafızları Ordusu ve ilgili diplomatik kanallar arasında şekillenen güvenlik ağırlıklı bir çekirdek içinde alınır.
-- Sivil hükümet uygulama, diplomatik temas ve kamuoyu yönetimi açısından rol oynasa da Hürmüz gibi yüksek stratejik değere sahip bir konuda belirleyici ağırlık güvenlik bürokrasisi ve Rehberlik çevresindedir. Bu nedenle süreci ‘siyasi yönetim mi, güvenlik bürokrasisi mi?’ ikiliğiyle değil, güvenlik kurumlarının baskın olduğu kolektif bir savaş sonrası karar alma modeli olarak okumak daha doğru olur.
“PGSA üzerinden Hürmüz’den geçecek gemilere onaylı sigorta veya geçiş ücreti şartı getirilmesi, uluslararası hukuk açısından ciddi tartışmalara açık. Hürmüz Boğazı uluslararası seyrüsefer için kullanılan bir boğaz niteliğinde ve UNCLOS’un transit geçiş rejimi, bu tür boğazlarda gemi ve uçakların kesintisiz geçiş hakkını güvence altına alıyor” diyen Rahim Farzam, şu bilgilerin altını çizdi:
-- UNCLOS’un 38. maddesi transit geçiş hakkını, 44. maddesi ise boğaza kıyısı olan devletlerin bu geçişi engellememesi gerektiğini düzenliyor. İran UNCLOS’u imzaladı fakat onaylamadı; buna rağmen transit geçiş rejiminin önemli bir kısmının teamül hukuku niteliği taşıdığı kabul edildiği için Tahran’ın tek taraflı ücret/sigorta rejimi geniş bir uluslararası itirazla karşılaşacak.
-- İran’ın bu uygulamayı belirli ölçüde fiilî baskı aracı olarak sürdürebilecek askerî ve coğrafi kapasitesi var; ancak bunu istikrarlı ve meşru bir rejime dönüştürmesi çok daha zor. PGSA’nın geçiş ücreti veya onaylı sigorta şartı, Tahran açısından savaş sonrası yeniden inşa maliyetlerini karşılamaya ve boğaz üzerindeki denetimini kurumsallaştırmaya dönük bir araç olarak görülebilir; ancak bu düzenleme ABD, Körfez ülkeleri, sigorta piyasaları ve küresel deniz ticareti açısından serbest geçişe müdahale olarak algılanacaktır. Dolayısıyla İran bu baskıyı sürdürebilir; fakat kalıcı bir hukukî düzene dönüştürmeye çalışması yeni bir uluslararası kriz riskini artırır.
BİR ÜLKE EN BÜYÜK KAZANANLARDAN OLDU
Kpler verilerine göre alternatif Umman rotası sayesinde Basra Körfezi’nden günlük ham petrol ihracatı yeniden 9,5 milyon varile ulaştı. Bu miktar savaş öncesi seviyelerin yarısından fazlasına karşılık geliyor. Yetkililer, alternatif rotadan en fazla faydalanan ülkelerden birinin Katar olduğunu belirtiyor. Sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatı için başka seçeneği bulunmayan Katar'ın, İran'ın talep ettiği izin ve olası geçiş ücretlerini kabul etmeyerek Umman güzergâhını tercih ettiği ifade ediliyor.