Sanat Tarihçisi Mehmet Emre İnal, uzun bir süredir İskandinav mitolojisi üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Ragnarok’tan yaratılış destanlarına kadar Kuzey’in yarattığı mitolojik evreni ele alan yazar, “İskandinav Mitolojisinin Sanat Yolculuğu” kitabında 18., 19. ve 20. yüzyıl ressamlarının izini sürüyor. 12 tablonun incelenmesiyle başlayan bu serüven, 64 tabloya kadar ulaştı. İnal, 27 farklı ressamı ele aldı. İnal ile İskandinav mitolojisinin sanattaki yansımalarını konuştuk.
TABLOLARDAKİ GİZLİ METİNLERİ OKUMAK
- Kitapta tabloları adeta bir dedektif gibi inceliyorsunuz. Bizim gibi sıradan sanatseverlerin bir tabloya baktığında göremediği, ama sizin uzman gözüyle ortaya çıkardığınız o gizli ayrıntılara bir örnek verebilir misiniz?
Aslında bu tür tabloların gizemini çözebilmek için sadece sanatsever bir göze sahip olmaktan ziyade, İskandinav mitolojisine dair sağlam bir altyapıya sahip olmak çok daha önemlidir. Orta düzeyde mitoloji bilgisi olan bir kişi, karakterlerin genel görünümüne ve eşyalarına biraz dikkat ederek kimin kim olduğuna dair genel tahminlerde bulunabilir. Ancak eserin alt metnini ve ressamın asıl niyetini anlamak için efsanelere dair çok daha kapsamlı bir bilgi birikimine ihtiyaç duyarız.
Buna en güzel örnek olarak İsviçreli ressam Heinrich Füssli’nin ‘Midgard Yılanına Vuran Thor’ eserini gösterebilirim. Hepimizin aklındaki o heybetli, sakallı ve vahşi savaşçı Thor imgesinin aksine, bu tabloda Thor’u temiz yüzlü bir genç olarak görürüz. Sıradan bir göz için bu durum ressamın şahsi ve belki de tuhaf bir yorumu gibi algılanabilir. Oysa mitolojik efsanelerin derinliğine indiğimizde gerçeğin çok farklı olduğunu anlarız. Thor, bu macerasında dev Hymir’in karşısına çıkarken asıl kimliğini gizlemiş ve kendisini ‘Veur’ adında genç bir insan kılığında tanıtmıştır. İşte Füssli’nin o devasa tanrısal gücü gencecik, temiz yüzlü bir bedene sığdırmasının ardında yatan sebep budur. Bu, ancak metinlerin detaylarına tam anlamıyla hakim olduğunuzda ortaya çıkarabileceğiniz o heyecan verici detaylardan biridir.
AVRUPA’DAKİ KIRILMALAR VE ‘İSKANDİNAV RÖNESANSI’
- Viking Çağı kapanıp Hristiyanlık yayılınca bu eski efsaneler unutulmaya yüz tutmuş. Ama 18. yüzyılda bir “İskandinav Rönesansı” yaşandığını söylüyorsunuz. Avrupalı sanatçıları yüzyıllar sonra yeniden o soğuk Kuzey efsanelerine çeken şey neydi?
Aslında bu dönüşün temelinde Avrupa’nın o dönem içinden geçtiği büyük siyasi ve toplumsal kırılmalar yatıyor. 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarında, Fransız Devrimi ve Napolyon Savaşları’nın sarsıcı etkisiyle Avrupa’da yeni ulus devletler filizlenmeye başlamıştı. Bu yeni siyasi iklim, toplumların kendi öz kültürlerini, köklerini ve tarihlerini yeniden keşfetme arzusunu doğurdu. Yüzyıllardır klasik antik çağın gölgesinde kalan İskandinav ve Cermen halkları da kendi atalarının kadim anlatılarına, o unuttukları soğuk Kuzey efsanelerine yöneldiler. İlk olarak Danimarka’da başlayan ve İskandinavların kendi kökleriyle yeniden kucaklaşması diyebileceğimiz “İskandinav Rönesansı”, tam da bu uyanışın sanattaki karşılığıdır.
Görsel sanatlarda bu buz tutmuş efsaneleri ilk tasvir edenler Danimarkalı Nicolai Abildgaard ile Peter Cramer ve İsviçreli Heinrich Füssli gibi isimler oldu. Abildgaard’ın 1777’de yaratılış efsanesine hayat verdiği “İnek Audhumla’yı Emen Ymir” tablosu veya Füssli’nin İngiliz Kraliyet Sanat Akademisi için resmettiği o epik “Midgard Yılanına Vuran Thor” eseri, sadece birer resim değil, aynı zamanda bir kültürün yeniden doğuş manifestolarıydı. Bu öncü sanatçılar, karanlıkta kalmış o güçlü mitleri tuvale öylesine etkili yansıttılar ki, kendilerinden sonra gelecek sayısız sanatçı için yüzyıllar sürecek yepyeni bir ilham kapısını aralamış oldular.
VAHŞİ RUHTAN EVRENSEL DİLE GEÇİŞ
- Eskiden Vikingler sanatı kılıçlarını, gemilerini veya takılarını süslemek için kullanıyormuş. Bu gündelik sanattan, yüzyıllar sonra devasa yağlı boya tablolara geçiş, İskandinav Sefsanelerinin o vahşi ruhundan bir şeyler kopardı mı, yoksa onu daha mı ölümsüz yaptı?
Viking çağında sanat, yaşamın ve hayatta kalma mücadelesinin tam merkezindeydi, bir savaşçının kılıcının kabzasında, bir geminin pruvasında ya da boyuna takılan bir tılsımın üzerindeki oymadaydı. O dönemin sanatı, Kuzey’in o vahşi, ham ve işlenmemiş ruhunun ta kendisiydi. Yüzyıllar sonra bu efsanelerin ressamlar eliyle devasa yağlı boya tablolara aktarılması, romantizmin estetik kaygılarıyla birleştiğinde o ilkel ruhu bir nebze evcilleştirmiş gibi görünebilir. Fakat bana kalırsa bu geçiş, efsanelerden bir şey koparmaktan ziyade onları bambaşka bir boyutta ölümsüzleştirmiştir. Sanatçılar bu tablolar aracılığıyla aslında sadece sanat yapmadılar, unutulmaya yüz tutmuş bir geçmişe, atalarının kadim hatıralarına da sahip çıktılar. Ahşaba, metale ve kemiğe kazınan o yerel efsaneler, tuval üzerindeki fırça darbeleriyle evrensel bir görsel dile dönüştü. Bu kültürel sahipleniş, o vahşi ruhu yok etmek yerine ona dramatik bir derinlik kattı. Kısacası bu geçiş, İskandinav mitolojisini sadece Kuzey’in dondurucu rüzgarlarına hapsolmaktan kurtardı, onu zamanın ötesine taşıyarak tüm dünyanın hafızasına silinmez bir şekilde kazıdı.
HOLLYWOOD’UN PARLAK TANRILARI VS. KLASİK SANAT
- Sosyal medyada “Mitolojik Evren” kimliğinizle gençlere de hitap ediyorsunuz. Bugün filmler ve video oyunları sayesinde herkes Thor’u, Odin’i tanıyor. Günümüzdeki bu popüler Hollywood figürleriyle eski ressamların çizdiği gerçek mitolojik figürler arasında nasıl farklar var?
Popüler kültür, mitolojiyi geniş kitlelere ulaştırmak ve sevdirmek konusunda şüphesiz harika bir araç. Ancak ressamlarının tasvirleriyle günümüz sineması arasında çok temel bir üslup farkı var. Eski tablolarda mitolojik tasvirler çok daha karanlık, dramatik ve varoluşsal bir derinliğe sahiptir. Filmler ise, özellikle Marvel evreninden örnek verecek olursak, bu figürleri daha eğlenceli ve çocuktan yetişkine her yaş grubuna hitap edecek şekilde izleyiciye aktarıyor.
Örneğin bugün beyaz perde de sıkça gördüğümüz sarışın, parlak zırhlı ve esprili Thor ile klasik tablolardaki o kızıl sakallı, hırçın, doğanın vahşi gücünü temsil eden karanlık Thor tasviri arasında büyük uçurumlar var.


