Ana içeriğe geç

Aktif fay sayısı 700’e çıktı: 'Yeni yapılacak binalarda güncel fay verileri dikkate alınmalı'

MTA’nın 13 yıl sonra güncellediği Türkiye Diri Fay Haritası’nda aktif fay sayısı 485’ten 700’e yükseldi. Bursa Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Eyübhan Avcı, yeni verilerin bina tasarımları ve deprem risk analizlerinde dikkate alınması gerektiğini belirterek, “Yeni yapılacak binalarda güncel fay verileri dikkate alınmalı” dedi.

Aktif fay sayısı 700’e çıktı: 'Yeni yapılacak binalarda güncel fay verileri dikkate alınmalı'
Karar
16

Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü’nün 13 yıl sonra güncellediği Türkiye Diri Fay Haritası’na göre, Türkiye’deki aktif fay sayısı 485’ten 700’e yükseldi. Özellikle 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ardından hız kazanan çalışmalar sonucunda hazırlanan yeni haritaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Deprem Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Eyübhan Avcı, aktif fay sayısındaki yaklaşık yüzde 44’lük artışın yapı tasarımlarında ve risk analizlerinde yeni bir yaklaşımı gerekli kıldığını söyledi.

“FAYLAR DETAYLI İNCELENİP, HARİTAYA İŞLENDİ”

Açıklanan 700 fayın yeni oluşmadığını, yürütülen bilimsel çalışmalarla ayrıntılı biçimde tespit edilerek haritalara işlendiğini belirten Avcı, “Paleosismoloji alanında çalışan akademisyenlerin, ilgili kurumların desteğiyle yürüttüğü çalışmalar sonucunda bu faylar detaylı şekilde incelendi. Çalışmaların tamamlanması ile birlikte haritalara işlendi ve bugün MTA’nın aktif fay haritasında bu fayların tamamı görülebilmektedir. Önceki haritada 485 olan aktif fay sayısının 700’e çıkması yaklaşık yüzde 44’lük bir artış anlamına geliyor. Bu artışla birlikte fayların konumları da daha ayrıntılı şekilde harita üzerinde gösterilmiş ve MTA tarafından yayımlanmıştır” dedi.

“RİSK DAHA NET VE AYRINTILI BİÇİMDE ORTAYA KONDU”

Yeni haritanın deprem tehlikesinin daha ayrıntılı değerlendirilmesini sağladığını ifade eden Avcı, “Asıl önemli soru şudur; bu yeni haritaya göre neler değişti? Aktif fay sayısının artmasıyla birlikte, harita üzerinde deprem riskinin daha yaygın olduğu görülmektedir. Bu durum, özellikle yapısal tasarımlar ve risk analizleri konusunda mevcut yaklaşımlarımızı yeniden gözden geçirmemizi gerektirmektedir. Deprem tasarımında kullanılan birçok parametreyi Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndan (AFAD) alıyoruz. AFAD da faylara olan yakınlığı dikkate alarak deprem spektrumlarını oluşturuyor. Fay sayısının artması ile birlikte birçok il için deprem tehlikesinin daha ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiği ortaya çıkıyor. Bu nedenle bina tasarımlarında sahaya özgü deprem analizlerinin yapılmasının önemi daha da artmaktadır. Aslında risk yeni oluşmuş değildir, ancak güncellenen fay verileri sayesinde risk daha net ve ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur. Bundan sonra yapılacak bina tasarımlarında yeni belirlenen fayların da dikkate alınması gerekmektedir. Bu durum, birçok bölgede sahaya özgü deprem analizlerini zorunlu hale getirebilir” diye konuştu.

“GÜNCEL FAY VERİLERİ DİKKATE ALINMALI”

Deprem yönetmeliğinin sunduğu seçeneklere değinen Avcı, sahaya özgü analizlerin daha gerçekçi sonuçlar verdiğini belirterek, “Deprem yönetmeliği bize iki seçenek sunmaktadır. Ya AFAD tarafından yayımlanan spektrum değerleri kullanılacak ya da sahaya özgü deprem analizi yapılacaktır. Sahaya özgü deprem analizleri; zeminin, fayların ve yapı alanının birebir modellenebilmesi sayesinde çok daha gerçekçi sonuçlar vermektedir. Gelecekte oluşabilecek deprem yükleri doğru hesaplanamazsa yapılar deprem sırasında hasar görebilir. Bunun önüne geçebilmek için yeni yapılacak binalarda güncel fay verileri dikkate alınmalı, sahaya özgü analizlerle deprem ivmeleri daha doğru belirlenmeli ve tasarımlar buna göre yapılmalıdır. Mevcut binaların deprem risk analizleri yapılırken, yeni belirlenen fayların da değerlendirmeye katılması gerekmektedir. Aktif fay sayısındaki yaklaşık yüzde 44’lük artış, deprem performans analizlerinde dikkate alınması gereken yeni veriler ortaya koymaktadır. Bu nedenle binaların deprem performansları ve risk durumları güncel fay haritaları esas alınarak yeniden değerlendirilmelidir” ifadelerini kullandı.

“FAY SAYISININ AZ OLMASI, RİSKİN DÜŞÜK OLDUĞU ANLAMINA GELMEZ”

Marmara, Ege ve Doğu Anadolu bölgelerinde aktif fayların yoğunlaştığını belirten Avcı, “Komşu illerde meydana gelebilecek bir deprem, çevre illeri de çok rahat bir şekilde etkileyebilir. Zemini kötü olan bölgelerse en büyük hasarı alacaktır. Bu nedenle, özellikle zemini kötü olan yerleri tespit ederek ve mevcut fayları da dikkate alarak analizler yapmamız gerekiyor. Bu analizlerin sonucunda yeni yapılacak binalarımızı ve mevcut binalarımızın durumunu değerlendirmemiz lazım. Eski binalarımızın deprem analizlerini yaparken ya da risk durumlarını sorgularken haritaya eklenen yeni fayların durumunu da dikkate almamız gerekiyor” dedi.

ZEMİN VURGUSU

Her fayın kendine özgü bir karakteri ve deprem üretme potansiyeli bulunduğunu belirten Avcı, zemin özelliklerinin de bina güvenliği açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi.

Avcı, “Bazı zeminler, özellikle yumuşak zeminler, deprem yükünü büyüterek yapıya iletebilir. Bu nedenle zemin özelliklerinin doğru analiz edilmesi gerekir. Artık bazı bölgelerde sahaya özgü deprem analizlerinin yapılması zorunlu hale gelmelidir. Çünkü bu analizler sayesinde daha doğru hesaplamalar yapılabilmektedir. Maraş depremlerinde, yeni yönetmeliklere göre inşa edilmiş olmasına rağmen hasar alan binalar da gözlemledik. Aslında bu, normal şartlarda beklemediğimiz bir durumdu. Yapının yıkılması ya da taşıyıcı sistemlerinde çok ciddi hasarların oluşması, yeni yönetmeliklere göre öngörülmeyen bir durumdur. Ancak burada zemin özellikleri devreye girmektedir. Zeminde sıvılaşma veya yumuşak zemin etkisi varsa, deprem yükleri yapıya daha büyük etkiler oluşturabilir ve hasar alma riskini artırabilir. Zemin özelliklerini analiz etmeli ve bu fayların deprem üretmesi durumunda yapılara gelecek yüklerin gerçek değerlerini hesaplamalıyız. Ancak bu şekilde daha gerçekçi yaklaşımlar geliştirebiliriz” diye konuştu.

“HERKESİN YAPILARINI SORGULAMASI GEREKİYOR”

Henüz tespit edilmemiş aktif fayların da olabileceğini ifade eden Avcı, vatandaşların deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenmesi gerektiğini belirterek, “Bu noktada vatandaşların artık ‘Deprem olacak mı, olmayacak mı’ sorusunu sormaktan vazgeçmesi gerekiyor. Yaklaşık 700 aktif fayın bulunması oldukça ciddi bir rakamdır ve ülkemizin depremselliğini gösteren önemli bir göstergedir. Vatandaşların ön plana çıkarması gereken soru şudur; ‘Ben yapımı depreme nasıl uyumlu hale getirebilirim’ veya ‘Yapımı nasıl kontrol ettirebilirim.’ Herkesin bir an önce deprem bilincini benimseyerek yapılarını sorgulaması gerekiyor. Bunun için hem zeminle hem de üst yapı ile ilgili gerekli testlerin yapılması gerekir. Bu analizlerin sonucunda bazı yapılar güçlendirilebilir seviyede olabilirken, bazıları güçlendirilemeyecek durumda olabilir. Bu aşamada yapının güçlendirilmesine ya da yıkılıp yeniden yapılmasına karar verilmelidir. Burada belediyelere aslında çok büyük iş düşüyor ruhsat aşamalarında. Ruhsat verirken bu deprem analizlerinin sağlıklı bir şekilde yapıldığını tespit etmeliler ve artık sahaya özgü deprem analizleri neredeyse çoğu alanda zorunlu hale gelmelidir. Ne kadar doğru analiz yapılıp, deprem yükleri ve deprem ivmeleri ne kadar doğru hesaplanır, yapılar o kadar iyi dizayn edilirse, yapıların da depremden hasar alma ihtimali o kadar azalır” dedi.

Kaynağa Git

İlgili Haberler