DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İmralı Süreci'nin ilerleyebilmesi için çerçeve yasanın gecikmeden çıkarılması gerektiğini söyledi. Bakırhan; kayyum uygulamasının sona erdirilmesi, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması ve siyasi tutukluların tahliye edilmesi çağrısında bulundu. Bakırhan, "Çerçeve yasa bir bitiş değil, esaslı bir başlangıçtır. Yeni bir döneme geçmek için kullanacağımız bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek için çerçeve yasa hemen çıkarılmalı, uygulamaya başlanmalıdır. " dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Ekonomik sorunlar ile Kürt meselesindeki çatışmalı sürecin maliyeti arasında bağlantı kuran Bakırhan, geçmişte güvenlik harcamalarının gerekçe gösterildiğini söyledi.
Bakırhan, 27 Şubat’tan bu yana “barış ve demokratik toplum” olarak nitelendirdiği bir rotada ilerlediklerini ifade etti. Gelinen aşamanın küçümsenemeyeceğini ancak sürecin kusursuz da olmadığını kaydetti.
Kürt meselesinin çözümünde yeni bir aşamaya geçilmesi için yasal zeminin oluşturulmasını isteyen Bakırhan, “Demokratik Türkiye'nin inşası için kalkış noktası çerçeve yasadır” dedi.
Bakırhan, çerçeve yasanın sürecin başlangıç noktası olması gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“İşte bu beyanı hayata geçirmenin ilk adımı çerçeve yasa olmalıdır. Çerçeve yasa bir bitiş değil, esaslı bir başlangıçtır. Yeni bir döneme geçmek için kullanacağımız bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek için çerçeve yasa hemen çıkarılmalı, uygulamaya başlanmalıdır. Eş zamanlı olarak, tarafların ve kamuoyunun mutabık kalacağı ortak bir yol haritası çıkarılmalıdır.”
AKP VE MHP GÖRÜŞMESİ İÇİN AÇIKLAMA
Bakırhan, Öcalan’ın attığı adımların karşılığında siyasi ve hukuki düzenlemelerin geciktiğini savundu. İktidar temsilcileri ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yapılan görüşmelerde, sürecin devam etmesi yönünde oluşan ortak yaklaşımı olumlu bulduklarını söyledi.
ÖCALAN İÇİN STATÜ TALEBİ
Çıkarılacak yasanın tek taraflı hazırlanmaması gerektiğini vurgulayan Bakırhan, düzenlemenin zamanlaması, içeriği ve yönteminin sürecin niteliğine uygun olması gerektiğini belirtti.
Bakırhan, “Çerçeve Yasa'nın zamanlaması, içeriği ve yöntemi sürecin ruhuna uygun olmalıdır. Tek taraflı, dayatmacı, yüzyıllık tekrarları üreten bir Çerçeve Yasa yol açıcı değil, yol tıkayıcı olur” dedi.
Bakırhan, medya üzerinden psikolojik savaş yürütüldüğünü iddia etti. Bakırhan, çerçeve yasanın kapsayıcı olmasını istedi. Bakırhan, yasanın Öcalan’ın çalışma ve iletişim koşullarını güvence altına alması gerektiğini savunarak, “Sayın Öcalan'ın hukuku barışın hukukudur, bu çok iyi bilinsin. Bu sebeple Sayın Öcalan'ın statüsü artık düzenlenmelidir” ifadelerini kullandı.
Bakırhan, düzenlemede silahsızlanma sürecine ilişkin mekanizmaların da yer alması gerektiğini söyledi. Yasanın demokratik entegrasyona ilişkin düzenlemelere siyasi ve hukuki zemin hazırlamasını istedi.
KAYYUM ÇAĞRISI
Yürütme organının sürecin ilerlemesi için adım atması gerektiğini belirten Bakırhan, kayyum uygulamasının sona erdirilmesini istedi.
Bakırhan, “İlk adım olarak da hemen kayyumlar geri çekilmeli, halkımızın seçmiş olduğu temsilciler yerel yönetimleri yönetmelidir” dedi.
Yargının da sürece olumlu katkı vermesi gerektiğini belirten Bakırhan, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması çağrısında bulundu.
Bakırhan, “AYM ve AİHM kararları uygulanmalı, tahliyelerin önü bir an önce açılmalıdır” dedi. Barış Akademisyenleri başta olmak üzere kanun hükmünde kararnamelerle görevlerinden uzaklaştırılanların işlerine dönmesini isteyen Bakırhan, “Başta Barış Akademisyenleri olmak üzere KHK'lılar işlerine amasız fakatsız bir şekilde geri iade edilmelidir” ifadelerini kullandı.
Bakırhan, Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu cezaevindeki siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi. Bakırhan, “Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş başta olmak üzere cezaevindeki siyasi tutsaklar bir an önce halklarıyla, aileleriyle ve yoldaşlarıyla buluşmalıdır” diye konuştu.
Bakırhan'ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
İktidara sesleniyoruz. 2015'ten beri çatışmalı ortamdan ötürü hep bize mermi fiyatlarını soruyorlardı hatırlıyorsunuz değil mi? İşte 'geçinemiyoruz' (denildiğinde) 'bir merminin fiyatı ne kadar?' diyorlardı. Hatta camilerde bu konuda fetvalar bile verdiler. Biz de soruyoruz ya, iki yıldır tek bir mermi atmadınız. İki yıldır tek bir kuruş harcamadınız. Tek bir maliyete katlanmadınız. Buyurun iki yıldır bu çatışmaya harcadığınız kaynağı emeklilere verelim, asgari ücretlilere verelim. Hem emekli kazansın, hem asgari ücretli kazansın, hem de barış umudu büyüsün, kazansın.
Emin olun bu ülkenin ovaları, bu ülkenin kaynakları, bu ülkedeki dayanışma kültürü 86 milyonun başını yastığa tok koymasına yeter. Ama yönetilemiyor. İşte tam da bu noktada diyoruz ki, DEM Parti bu gerçeği yaşama geçirmeye hazır. Demokratik, adil, kimsenin aşsız ve işsiz kalmadığı, kimsenin evsiz kalmadığı bir düzen kurmaya hazırız, varız. Bu konuda yeterli bir gücümüz ve deneyimimiz olduğunu da belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, eşit ve adil bir ekonomi, demokratik ve adil bir siyasal düzenin temelidir. Biz de 27 Şubat'tan bu yana barış ve demokratik toplum rotasında yürüyoruz. Türkiye 22 Ekim'den 27 Şubat'a uzanan yolda bir güvercinin kanadında barış umudunu taşıdı. 27 Şubat'ta milyonlarca insan barışa nefes verdi, ses oldu. O günden bugüne gelinen yol ne azdır, ama ne de kusursuzdur. Az bir yol gelmedik. Türkiye'yi Kürt meselesinin çözümünde tarihsel bir noktaya ulaştıracak kadar yol geldik.
Ama bu dönemeçi alabilmek için, önümüzdeki dönem tarihi sorumluluğumuzu da yerine getirmemiz gerekiyor. Bu tarihi dönemeçi geçmek için önce temeli sağlam atmak gerekiyor. Demokratik Türkiye'nin inşası için kalkış noktası çerçeve yasadır. Bakın, tarih bazen aynı sayfaya iki kez not düşüyor. Çok sık olmuyor. 22 Ekim 1919'da Amasya'da bu ülkenin kurucu kadroları Kürtlerle anlaştı ve Kürtlerin haklarını tanıyan bir protokole imza attılar. Ama 105 yıl o Amasya'daki altına imza attıkları protokolü unuttular.
105 yıl sonra yine bir 22 Ekim'de bu Meclis'in çatısı altında yeni bir el uzandı ve tarihi bir çağrı oldu. Bunu, kuruluşta verilen sözün yüz yıl sonra yerine getirilmesi beyanı olarak okuyoruz biz. İşte bu beyanı hayata geçirmenin ilk adımı çerçeve yasa olmalıdır. Çerçeve yasa bir bitiş değil, esaslı bir başlangıçtır. Yeni bir döneme geçmek için kullanacağımız bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek için çerçeve yasa hemen çıkarılmalı, uygulamaya başlanmalıdır. Eş zamanlı olarak, tarafların ve kamuoyunun mutabık kalacağı ortak bir yol haritası çıkarılmalıdır.
Demokratikleşme süreci başlamalı ve demokratik entegrasyon inşa edilmelidir. Dün heyetimiz İmralı Cezaevi'nde Sayın Abdullah Öcalan'la görüştü. Hepinize, Türkiye halklarına, Kürtlere, emekçilere, Alevilere, kadınlara selamlarını, sevgilerini yollamıştı.
Sayın Öcalan İmralı'da aslında bugüne kadar defalarca tekrar ettiği bir belirlemesini yine yapmıştı. Aynen şöyle diyor: 'Kürtten Türkü ayırırsan Kürt kalmaz, Türkten Kürdü ayırırsan Türk kalmaz' diyerek aslında çözümün hakikatini ortaya koymuştur bir kez daha. Bu sebeple işimiz çok. Evet, zamanımız kısıtlı biliyoruz. Ama hep birlikte durmadan, akıl akıla, el ele, omuz omuza vererek Türkiye'yi barışa taşıyabiliriz. Demokratik Cumhuriyet iddiamız zor ama uzak değil, iddialı ama gerçekçidir. Bu iddiayı gerçeğe dönüştürmek için Çerçeve Yasa'yı en güçlü şekilde çıkarmamız gerekiyor.
Bakın, Sayın Öcalan en iddialı ve en radikal adımları atıyor, hep birlikte şahitlik ettik. Adeta tarihin yönünü değiştiriyor. Ama ne yazık ki bu adımlar karşısında gerekli siyasi ve hukuki düzenlemeler yapılmakta gecikiyor. Yöntem hataları sürece zarar veriyor. Bu vesileyle, iktidar temsilcileri ve Sayın Bahçeli ile heyetimizin yaptığı görüşmelerde sürecin devam etmesi yönündeki ortaklaşmayı olumlu buluyoruz.
Çerçeve Yasa'nın zamanlaması, içeriği ve yöntemi sürecin ruhuna uygun olmalıdır. Tek taraflı, dayatmacı, yüzyıllık tekrarları üreten bir Çerçeve Yasa yol açıcı değil, yol tıkayıcı olur. Medya üzerinden psikolojik savaş yürütmek barışın haysiyetine yakışmaz. Kimse bu hatalara düşmemelidir. Çerçeve Yasa kapsayıcı olmalıdır. Sayın Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim koşullarını sağlamalıdır. Sayın Öcalan'ın hukuku barışın hukukudur, bu çok iyi bilinsin. Bu sebeple Sayın Öcalan'ın statüsü artık düzenlenmelidir.
Çerçeve Yasa silahsızlanma süreci için mekanizmalar içermelidir. Demokratik entegrasyon yasalarına zemin hazırlayacak şekilde siyasi ve hukuki zeminde bir yol temizliği yapmalıdır. Parlamentodan çıkması muhtemel Çerçeve Yasa'yla eş zamanlı olarak, siyaset kurumu da toplumsal uzlaşma ve ortaklığı esas alarak bir yol haritası çıkarmalıdır. Artık yürütme erki, barış sürecinde iklimin pozitife dönmesi için üstüne düşeni oynamalıdır. İlk adım olarak da hemen kayyumlar geri çekilmeli, halkımızın seçmiş olduğu temsilciler yerel yönetimleri yönetmelidir.
Daha önce de ifade etmiştik, bu vesileyle tekrar bir kez daha ifade edelim: Nusaybin-Kamışlo sınır kapıları açılmalıdır. Bu adım hem barış sürecine, hem iki ülke ekonomisine, hem Suriye'nin iktisadi ve siyasi istikrarına katkı sağlar. Kapılar açılmalıdır derken, aynı zamanda Türkiye ve Ermenistan kapısı olan Kars'taki Doğu Kapı da açılmalıdır. Bu da bölgesel istikrara katkı sağlar.
Yargı erki de barış sürecine pozitif katkı vermelidir. Öyle Ayşe Gökkanlara 30 yıl ceza vermekle olmaz. AYM ve AİHM kararları uygulanmalı, tahliyelerin önü bir an önce açılmalıdır. Bakın, özellikle vurguluyorum: Çatışmalı süreçte barıştan yana tavır alan ve mağdur edilen insanların sorunları çözülmelidir. Başta Barış Akademisyenleri olmak üzere KHK'lılar işlerine amasız fakatsız bir şekilde geri iade edilmelidir.
Ankara'nın ortasında işini aşını istediği için insanlar darp edilmemeli, hakarete maruz kalınmamalı, üzerindeki gömleği ve tişörtleri yırtılarak ellerine kelepçe vurularak gözaltına alınmamalıdır, gaz sıkılmamalıdır. Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş başta olmak üzere cezaevindeki siyasi tutsaklar bir an önce halklarıyla, aileleriyle ve yoldaşlarıyla buluşmalıdır.
Bunun gibi bu süreci iyileştirici birçok adım atılabilir...
Arkadaşlar, DEM Parti olarak bizim rotamız barış, yolumuz demokratik cumhuriyet yoludur. Kürtlerin ulusal haklarının sağlandığı, tüm Türkiye’nin demokrasiye kavuştuğu bir denklemin 86 milyona güçlü bir gelecek sunacağını düşünüyoruz. Bu yol ve bu rotaya inanıyoruz ve bunun için yedi yirmi dört çalışıyoruz. Fakat bu yolu bozmak, rotayı şaşırtmak isteyen kesimler de yok değil Türkiye’de. Kimse bizi pembe gözlükler takmış yürüyor sanmasın, her şeyi çok iyi görüyoruz. En ince ayrıntılarına kadar bütün siyasi partilerin, bütün siyasi aktörlerin demeçlerini, mesajlarını da okuyoruz.
Barış karşıtı medya süreç başladığından beri barışın dilini bir türlü tutturamadı. Hala üstünlükçü bir dil, hala galip-mağlup yanılgısı üretiyorlar. Hala süreci enfekte edecek şekilde norm dışı güçlerin değirmenine su taşıyorlar. Çerçeve yasayla ilgili psikolojik harp taktikleriyle suyu bulandırmaya, rotayı şaşırtmaya çalışıyorlar. Soruyoruz; gençlerin ölümlerinden ne kâr elde edeceksiniz? Savaş, çatışma, ölüm için niye bu kadar heveslisiniz ya? Yüz yıl yetmedi mi? Onlarca isyan yetmedi mi? Psikolojik savaşla, operasyonlarla nereye varmak istiyorsunuz? İşte geldiğimiz nokta burası. Ekonomisi bozulmuş, toplumsal çürüme başlanmış, demokrasinin olmadığı bir süreçte yaşıyoruz. İşte sebepleri bu çatışma, bu savaş, bu inkarcı dil ve yaklaşımdır.
Barış karşıtı medya kime yakın olursa olsun, iktidar ya da muhalefete, oynadıkları Ali Cengiz oyunlarını siyasi sahiplerine yazarız. Kürtler bu oyunları siyasi sahiplerine yazar, herkes bunu çok iyi bilsin. Değerli Türkiye halkları; emin olun barış ve demokratik toplum süreci gelişirse evet, birileri kaybedecek ama küçük bir azınlık kaybedecek. Ama 86 milyon kazanacak. Emekliler, emekçiler kazanacak. Aleviler, gençler kazanacak. Sürecin başarısının faydalarını belki sıralarsak çok şey anlatmamız gerekiyor ama birkaç başlık sıralamak istiyorum. Süreç başarıya ulaşır ve demokratik toplum ve barış sürecini birlikte inşa edebilirsek; bir düşünün, hiçbir yerde sabahın köründe yerel yöneticiler, seçilmiş belediye başkanları gözaltına alınmayacak. Düşünün, insanlar çürük sebze ve bayat ekmeğe muhtaç olmayacak. Düşünün, ekonomik kriz değil, refah üretecek. Düşünün, Van, Amed ve Mardin karayollarındaki arama noktaları yerine bu kentler ticaret koridorlarıyla inşa edilecek. Bir düşünün, başörtüsü de facto değil yasal olarak güvenceye alınacak. Alevilerin evlerine işaret konulmayacak, Aleviler eşit yurttaşlık haklarına kavuşacak.
Bir düşünün bu süreç gerçekleşirse, bir asker annesiyle bir gerilla annesi evlatlarının bir daha ölmeyeceğini bilerek aynı sofraya oturacak. Bundan daha güzel bir tablo, resim olabilir mi? Yanı başımızda atılan her füze, her mermiden sonra Türkiye ekonomisi etkileniyor. Düşünün, Türkiye küresel ve bölgesel gelişmelerden olumsuz etkilenen değil, oyun kurucu bir ülke olacak. Yani özetle; Kürt meselesi çözüldüğünde Türkiye ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak yeni bir, yepyeni bir zamana merhaba diyecek. Kürt meselesinin çözümüne katkı sunan herkes yüz yıl onurla anılacak. Bu sebeple diyoruz ki demokratik, eşit, refah dolu ve kapsayıcı bir siyasal düzen barıştan ve demokratik toplumdan geçer, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünden geçer.
İşte bu yolla atılacak ilk adım çerçeve yasadır. Çerçeve yasa yüz yıllık kucaklaşmanın sıcaklığını yansıtmalıdır. Barışa, demokrasiye ve eşitliğe dayalı kardeşlik için o bahar bu bahardır, o yaz bu yazdır. Başka bahar yok, başka bir yazı beklemeyeceğiz. Bu vesileyle grup toplantımızın hemen sonrasında Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş bizleri ziyaret edecek. Bugün ve bunun gibi birçok platformda defalarca dile getirmiş olduğumuz önerilerimizi kendisiyle paylaşacağız, düşüncelerimizi paylaşacağız. Sayın Kurtulmuş'un bu süreçteki olumlu rolünü çerçeve yasanın çıkmasında da ortaya koyacağına inanıyoruz.
Değerli arkadaşlar, son olarak çerçeve yasanın oluşturacağı kalkış noktasıyla barışa güçlü adımlarla yürüyeceğiz. Kadir İnanır'ın dediği gibi büyük barışta ısrar etmeye, Halise Ana'nın barış umudunu büyütmeye devam edeceğiz. Yaşar Kemal en büyük eseri olan İnce Memed'i 30 yılı aşan bir süre içerisinde tamamladı. İnce Memed adaletsizliklerin ortaya çıkardığı bir hikayedir. Bu topraklarda binlerce yaşanmış benzer hikayeden bir tanesidir. Bu eserin mesajı nedir biliyor musunuz? Yaşar Kemal diyor ki; 'Dağa çıkışın bir siyasal nedeni varsa, inişin de siyasal bir koşulu olmalıdır.' Yaşar Kemal'in dediği gibi bu koşulun adı onurlu barıştır.
Bugün tam da bu koşulu yaşama geçirmenin eşiğindeyiz. Bu eşikten atlamak için DEM Parti olarak demokratik inşanın yeni ve güçlü soluğunu bir kez daha yaşama geçireceğiz. Yeni yaşamı yeni bir siyasi iklimde ve yeni bir dille kuracağız. Önümüzdeki dönem, ekolojiden iş ve aşa, hukuk ve demokrasiden örgütlenmeye ve barışa kadar her alanda bütün arkadaşlarımız ve yoldaşlarımızla birlikte büyük mücadele edecek, DEM Parti'yi ve milyonları hak ettiği yere taşıyacağız