Arnica Art Land’ın çıkış noktası, Senur Biçer’in babasına sanatsal bir teşekkür niteliğinde bir proje yaratma isteğine dayanıyor. Biçer, ailesi için anlam taşıyan bir mekânı sanat aracılığıyla bir paylaşım alanına dönüştürmeyi hedeflediklerini anlatıyor.
İlk aşamada amaç, sanat eserlerinden oluşan bir koleksiyon oluşturmakmış. Ancak süreç ilerledikçe bu fikrin kendi yaklaşımıyla tam olarak örtüşmediğini fark etmiş:
“Ben koleksiyonerliği biraz farklı görüyorum. İnsan, evinde kendi duygusuna hitap eden eserlerle yaşamak istiyor. Sanatı hiçbir zaman bir yatırım aracı olarak görmedim.”
Başlangıçta koleksiyonu zenginleştirme fikriyle yola çıkan proje, sanatçılarla kurulan ilişkiler ve çalıştay deneyimleri sayesinde zaman içinde farklı bir yöne evrilmiş.
Sanatı toplumla buluşturma fikri
Biçer, sanatçılarla kurduğu yakın temasın ve çalıştay ortamının projeye yeni bir boyut kazandırdığını söylüyor. Sadece sanatçılar değil, organizasyonun parçası olan çalışanlar, aileler ve çocuklar da sürece ilgi göstermeye başlamış.
“Çocuklar resim yapıyor, insanlar merak ediyor, sanatçılar ve küratörler de bu süreci sahipleniyordu. Sonra öğrenci grupları gelmeye başladı. O zaman düşündüm; madem burada bir paylaşım alanı oluşturuyoruz, bunu neden daha geniş kesimlere yaymayalım?”
Bu düşünce, Arnica Art Land’ın temel yaklaşımını şekillendirmiş: Sanatı yalnızca belirli bir çevreyle sınırlı tutmak yerine, toplumun sanat okuryazarlığını artıran bir platforma dönüştürmek.
Biçer, insanların sanatla temas ettikçe bakış açılarının değiştiğini de gözlemlediğini ifade ediyor:
“İnsanlar ‘Biz yapamayız ama çocuklarımızın yolunu açabiliriz’ demeye başladılar. O zaman yaptığımız yatırımın toplumsal fayda üretmesi gerektiğini düşündüm.”
Anadolu’nun kültürel hafızasının izinde
Projenin üçüncü yılında Arnica Art Land rotasını Anadolu’ya çevirmiş. Bu karar, tesadüfi bir davetle Bayburt’ta başlayan bir yolculuğa dönüşmüş.
Biçer, amaçlarının yalnızca bir sanat etkinliği düzenlemek olmadığını, aynı zamanda unutulmaya yüz tutmuş kültürel değerleri görünür kılmak olduğunu söylüyor:
“Bulunduğumuz bölgelerde atıl kalmış ama çok kıymetli kültürel varlıkları, el sanatlarını ortaya çıkarabilir miyiz diye düşündük.”
Bayburt’ta bu arayışın merkezine ehram kumaşı yerleşmiş. Çalıştay sırasında, ehram dokumacılığını sürdüren son ustalardan biri olan Sevim Hanım’la tanışmışlar.
“Sevim Hanım, bu işi annesinden öğrendiğini ama artık öğretecek kimse bulamadığını anlatıyordu. Kimse dokumak istemiyor, bu gelenek yavaş yavaş kayboluyor.”
Bu karşılaşma, teknolojinin ve modern yaşamın geleneksel üretim biçimleri üzerindeki etkisini de sorgulatan bir deneyim olmuş.
Ehram kumaşından sanat eserine
Arnica Art Land ekibi, Bayburt’un kültürel mirasını günümüz sanat üretimiyle buluşturmak amacıyla ehram kumaşını bir tuval olarak kullanmış.
“Ehram kumaşı sadece günlük yaşamda kullanılan bir nesne olmaktan çıkıp sanat eserlerinin parçası haline geldi. Böylece onun hikâyesini yeniden görünür kıldık.”
Bölgede yer alan etnografya müzesindeki halılar, motifler ve anlatılar da sanatçılara ilham vermiş. Sanatçılar, yöre insanlarıyla kurdukları temaslar sayesinde eserlerine yerel hikâyeler ve semboller taşımış.
Anadolu hikâyelerinden yeni temalar
Bayburt deneyiminin ardından Arnica Art Land, Anadolu’nun farklı bölgelerinde yeni hikâyeler aramaya devam etmiş.
Bu süreçte yerel halkla kurulan ilişkiler belirleyici olmuş. Köy kadınlarından dinlenen anlatılar, yeni projelerin çıkış noktalarını oluşturmuş.
Biçer, bu karşılaşmalardan birinde Kibele kültünün zaman içinde Aba Sultan anlatısına dönüştüğünü öğrendiklerini anlatıyor:
“Köydeki kadınlar bize, Kibele’nin zaman içinde Aba Sultan’a dönüştüğünü anlattılar. Biz de bu hikâyeden yola çıkarak ‘Kibele’den Aba Sultan’a’ başlığını oluşturduk.”
Bölgede hâlâ sürdürülen ritüeller, dilek ağaçları ve doğayla kurulan ilişkiler, sanatçılar için yeni ilham kaynakları yaratmış.
“Amacımız bu gelenekleri romantize etmek değil; bugün çok az kişinin yaşatmaya çalıştığı kültürel değerleri görünür kılmak. Sanatçılarla birlikte yaptığımız doğa yürüyüşleri de bu keşif sürecinin önemli bir parçası oldu.”
'Her bölgenin anlatacak bir hikâyesi var'
Senur Biçer’e göre Arnica Art Land’ın beş yıllık dönüşümünün merkezinde, sanat aracılığıyla paylaşım ve toplumsal etkileşim fikri yer alıyor.
Başlangıçta bir koleksiyon projesi olarak tasarlanan girişim, bugün Anadolu’nun kültürel hafızasını görünür kılan, yerel hikâyeleri çağdaş sanatla buluşturan ve toplumun farklı kesimlerini sanat etrafında bir araya getiren bir platforma dönüşmüş durumda.
“Her bölgenin anlatacak bir hikâyesi var. Biz de sanat aracılığıyla o hikâyelerin duyulmasına katkı sağlamaya çalışıyoruz.”
Ritüelleri değil, kültürel hafızayı görünür kılmak
Senur Biçer, çalıştayların temel amacının yerel ritüelleri yeniden canlandırmak değil, o ritüellerin taşıdığı kültürel hafızayı görünür kılmak olduğunu vurguluyor.
“Amacımız ritüelin kendisini yapmak değil. Yerel halkın kültürünü yeniden su yüzüne çıkarmak, onu konuşturmak.”
Bu nedenle Arnica Art Land, her gittiği bölgede yerel paydaşlarla birlikte çalışıyor. Bölgeyi iyi tanıyan isimlerin katkısıyla program şekilleniyor ve etkinlikler doğal bir akış içinde yerel yaşamın parçası hâline geliyor.
Çavdarhisar'daki çalıştay sırasında da bölge halkının önerisiyle, Aba Sultan geleneğinin izlerini taşıyan bir etkinlik düzenlenmiş. Antik bir taş fırında gözlemeler hazırlanmış, helvalar dağıtılmış, köylüler kendi gelenekleri doğrultusunda iyi dileklerde bulunmuş.
“Biz bunu organize eden taraf değildik. Köylüler kendi geleneklerini sürdürdüler. Biz ise var olan kültürel mirası görünür hâle getirdik.”
Biçer'e göre bu yaklaşım, çevreden geçen insanların da dikkatini çekmiş.
“Bisikletçiler, motosikletçiler gelip ‘Burada ne oluyor?’ diye sormaya başladılar. Böylece unutulmaya yüz tutmuş bir gelenek yeniden konuşulur oldu.”
Sanatın farklı disiplinlerini bir araya getirmek
Arnica Art Land'da sanat yalnızca resim üretiminden ibaret değil. Biçer, her yıl farklı disiplinleri çalıştaylara dâhil etmeye özen gösterdiklerini anlatıyor.
“Bizim için sanat sadece tuval üzerine yağlı boya ya da akrilik değil. Sanatın birçok alanına yer vermeye çalışıyoruz.”
Dördüncü çalıştayda bunlardan biri masal anlatıcılığı olmuş. Daha önce böyle bir deneyim yaşamamış olan hikâye anlatıcısı, bölgenin tarihini araştırarak kazı ekibiyle görüşmüş ve antik kentten ilham alan yeni bir anlatı üretmiş.
“O da bulunduğumuz bölgeyi araştırdı, kazı başkanıyla görüştü ve oradan bir hikâye çıkardı. Sonra bu hikâye üzerine yeni bir masal yazıldı.”
Üretilen bu anlatı daha sonra Arnica Art Land'ın yayınlarında yer almış; sesi eski bir radyo üzerinden kurgulanan bir enstalasyonla ziyaretçilere sunulmuş.
Canlı tuval ve geçici sanat
Çalıştayın dikkat çeken üretimlerinden biri de beden sanatı (body painting) olmuş.
Bir sanatçı, canlı bir modeli tuval gibi kullanarak bölgenin hikâyesinden ilham alan bir performans gerçekleştirmiş. Boyanan kişi daha sonra çalışma alanında dolaşarak performansın parçası olmuş.
Biçer, bunun aynı zamanda land art anlayışına da yaklaştığını söylüyor.
“Land art silindiği zaman bitiyor. Geriye sadece fotoğrafı kalıyor. Sanatın her zaman kalıcı olması gerekmiyor. O an amacına ulaşıyor ve tamamlanıyor.”
Geleneksel el sanatlarını sanatçılarla buluşturmak
Çalıştaylarda geleneksel zanaatların da önemli bir yeri bulunuyor.
Keçe ustaları, çini sanatçıları ve dokuma ustaları, sanatçılarla birlikte çalışarak bilgi ve deneyimlerini paylaşıyor.
“Keçe ustamız belki de yaşayan son büyük ustalardan biri. Çini ise Çavdarhisar'da olmazsa olmazdı. Her sanatçı bu üretim sürecine dâhil oldu.”
Böylece çağdaş sanatçılar, bölgenin geleneksel üretim teknikleriyle doğrudan temas kurma fırsatı buluyor.
Usta-çırak ilişkisini yeniden kurmak
Biçer'in önem verdiği konulardan biri de genç sanatçılarla deneyimli isimleri aynı üretim ortamında buluşturmak.
“Her yıl üstüne koyduğumuz en önemli şeylerden biri genç sanatçılarla deneyimli sanatçıları bir araya getirmek. Aslında usta-çırak ilişkisini yeniden yaşatmaya çalışıyoruz.”
Bu modelin somut sonuçlarını da gördüklerini söylüyor.
“Bir sonraki yıl bakıyoruz; sanatçılar kendi aralarında yeniden buluşuyor, birlikte sergiler açıyorlar. Genç sanatçıların özgüveni artıyor ve kendi yollarını çizmeye başlıyorlar. Bunları görmek bizim için çok kıymetli.”
Edirne kırmızısının hikâyesini araştırmak
Arnica Art Land'ın beşinci durağı Edirne olmuş. Bu kez çalıştayın çıkış noktası, yüzyıllardır bilinen "Edirne kırmızısı" pigmenti.
Ancak ekip, bu konuyu ele almadan önce tarihsel arka planı ayrıntılı biçimde araştırmayı tercih etmiş.
“Biz sloganlarla hareket etmeyi sevmiyoruz. Önce bu işin doğrusunu öğrenelim istedik.”
Araştırmalar sırasında Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde Edirne kırmızısı üzerine çalışan akademisyenlerle bir araya gelmişler.
“Edirne kırmızısı, Edirne'de yetişen kök bitkilerinden elde edilen doğal bir pigment. 19. yüzyılda reçetesi Avrupa'ya taşınmış ve uzun yıllar büyük ilgi görmüş.”
Biçer'e göre bu tarihsel mirasın yeniden görünür hâle getirilmesi gerekiyordu ve çalıştayın teması da bu araştırmalar doğrultusunda şekillendi.
Her çalıştayın sonunda ise yalnızca bir sergi değil, kapsamlı bir arşiv hazırlanıyor.
“Biz katalog demiyoruz aslında; ortaya bir arşiv kitabı çıkıyor.”
Bu yayınlarda akademisyen sanatçıların makalelerine de yer veriliyor. Biçer, hazırlanan kitapların yalnızca Türkiye'de değil, uluslararası akademik çevrelerde de ilgi gördüğünü belirtiyor.
“Geçen yıl hazırladığımız yayın Japonya'ya kadar ulaştı. Türkiye'de böyle bir sanat çalıştayı yapıldığını ve ortaya çıkan üretimleri uluslararası platformlarda paylaşabilmek bizim için çok değerli.”
Sanatçı merkezli bir yaklaşım
Biçer, Arnica Art Land'ın çalışma modelinin temelinde "sanatçı merkezli" bir anlayış bulunduğunu vurguluyor. Bunun, Arnica'nın kurumsal kültürüyle de örtüştüğünü belirtiyor.
"Şirket olarak insan merkezli bir yönetim anlayışımız var. Çalıştaylarda da aynı yaklaşımı sanatçılar için benimsiyoruz."
Sanatçıların rahat çalışabilecekleri bir ortam oluşturmanın öncelikleri olduğunu söyleyen Biçer, bu yaklaşımın üretime de doğrudan yansıdığını ifade ediyor.
"Sanatçılar ister bir eser üretir ister birkaç eser... Ama her seferinde beklediğimizin üzerinde üretim ortaya çıkıyor. En önemlisi de mutlu ayrılıyorlar."
Genç sanatçılar için bir paylaşım alanı
Arnica Art Land'ın en önemli hedeflerinden biri de deneyimli sanatçılarla genç isimleri aynı üretim ortamında buluşturmak.
"Deneyimli sanatçılar bilgilerini gençlerle paylaşıyor. Genç sanatçılar sürekli soruyor, öğreniyor. Gerçek anlamda bir paylaşım ortamı oluşuyor."
Bu yıl mimarların da üretim sürecine katıldığını anlatan Biçer, disiplinler arası etkileşimin her yıl daha da güçlendiğini söylüyor.
"Bir mimarımız da eser üretti. O da diğer sanatçılardan teknikler öğreniyor, onlar da ondan farklı bakış açıları kazanıyordu. Her yıl üstüne koyarak ilerliyoruz."
Biçer'e göre bütün bu çalışmaların ortak amacı değişmiyor:
"Gittiğimiz yerdeki değeri ortaya çıkarmak ve onun sesi olabilmek."
Özel sektörün sanata daha fazla dokunması gerekiyor
Kültür-sanat yatırımlarında özel sektörün rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Biçer, tarih boyunca sanatın güçlü destekçiler sayesinde geliştiğini hatırlatıyor.
"Eskiden bu desteği kiliseler veriyordu, sonra saraylar ve devletler üstlendi. Bugün ise her şeyi devletten beklemek mümkün değil."
Bu noktada iş dünyasının daha fazla sorumluluk alması gerektiğini düşünüyor.
"İş dünyası sadece sponsor olmamalı; sanatçıya gerçekten dokunmalı."
Biçer'e göre sanatçının görünmeyen üretim koşulları da desteklenmesi gereken önemli alanlardan biri.
"Sanatçının kullandığı malzemeye erişimi var mı? Üretim sürecini rahat sürdürebiliyor mu? Bunlar konuşulması gereken meseleler."
Sanat yatırımlarının yalnızca eser satın almakla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Biçer, sürdürülebilir bir sanat ekosisteminin ancak sanatçı, galeriler, koleksiyonerler ve iş dünyasının ortak hareket etmesiyle mümkün olacağını düşünüyor.
'Önümüzdeki 5 yılda yine keşfedilmemiş hikâyelerin peşinde olacağız'
Arnica Art Land'ın gelecek hedeflerine ilişkin konuşan Biçer, temel motivasyonlarının değişmediğini söylüyor.
"Yine yapılmamış şeylere dokunmak, görünmeyeni görünür kılmak istiyoruz."
Önümüzdeki dönemde özellikle sanat eğitimi alan öğrencileri sürece daha fazla dahil etmeyi planladıklarını belirtiyor.
"Atölyeleri daha katılımcı hâle getirebilir, öğrenim hayatı devam eden sanatçılarla daha fazla birlikte çalışabiliriz."
Eserden çok deneyimi paylaşmak
Biçer, çalıştayların yalnızca üretilen eserlerle sınırlı olmadığını, asıl amaçlarının üretim sürecini toplumla paylaşmak olduğunu ifade ediyor.
İlk yıllarda sergilerin Mersin'deki fabrikada ve yerel galerilerde düzenlendiğini anlatan Biçer, son dönemde sergileri İstanbul'daki Atatürk Kültür Merkezi'ne (AKM) taşımalarının nedenini şöyle açıklıyor:
"İnsanlar sadece eserleri görmesin, o atmosferi de yaşasın istedik."
AKM'de gösterilen belgeseller sayesinde ziyaretçilerin sanatçıların üretim sürecini izleme fırsatı bulduğunu belirten Biçer, bunun sanat okuryazarlığı açısından önemli olduğunu düşünüyor.
"Bir çubuğun neden orada olduğunu bile sanatçı belgeselde anlatıyor. Böylece insanlar sadece sonuca değil, üretim sürecine de tanıklık ediyor."
Üniversitelerle daha güçlü iş birlikleri
Önümüzdeki dönemde güzel sanatlar fakülteleriyle iş birliklerini artırmayı hedeflediklerini söyleyen Biçer, öğrencilerin bu üretim süreçlerinin doğal bir parçası olmasını istiyor.
"Öğrencilerin sadece sınıfta eğitim almalarını değil, bu tür üretim ortamlarını da deneyimlemelerini önemsiyoruz."
Arnica Art Land'ın bu konuda deneyim paylaşmaya hazır olduğunu belirten Biçer, amaçlarının projeleri kendilerinin yürütmesi değil, farklı kurumların da benzer modeller geliştirmesine katkı sağlamak olduğunu ifade ediyor.
"Bizden yardım istesinler, deneyimimizi paylaşalım ama işi onlar yapsın. Çünkü ancak o zaman sahiplenebilirler."
Biçer'e göre Arnica Art Land'ın önümüzdeki beş yılı da aynı ilke etrafında şekillenecek:
"Daha çok öğrenciye ulaşmak, sanat eğitimini toplumla daha fazla buluşturmak ve Anadolu'da henüz gün yüzüne çıkmamış hikâyeleri ortaya çıkarmaya devam etmek."