Ana içeriğe geç

Neye güleceğimize de artık savcılar mı karar verecek?

Komedyen Deniz Göktaş'ın "Ölü Deniz" gösterisindeki bir şakası nedeniyle açılan soruşturma, Türkiye'deki ifade özgürlüğü tartışmalarını yeni bir boyuta taşıdı. Eski milletvekili Şamil Tayyar'ın hedef göstermesiyle harekete geçen yargı, akıllara tek bir soruyu getiriyor: Artık neye güleceğimizi savcılar mı belirleyecek?

Neye güleceğimize de artık savcılar mı karar verecek?
Medyaradar
16

Bu ülkede yaşayanlar olarak artık hiçbir şey karşısında, “Canım bu kadar da olmaz!” diyemiyoruz!

Bütün anormallikler normalleşti, normaller hayal oldu…

Bir zamanlar gazeteciler yazdıkları yazılar için soruşturuluyordu. Sonra akademisyenler...

Ardından sanatçılar...

Şimdi de komedyenler!

Artık sadece ne söyleyeceğinize değil...

Neye güleceğinize de savcılar karar veriyor!

TAYYAR HEDEF GÖSTERİNCE…

Komedyen Deniz Göktaş hakkında, “Ölü Deniz” adlı gösterisinde yaptığı bir şaka nedeniyle, “TCK 216, Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlamasıyla soruşturma açıldı.

Üstelik gösteri yeni değil.

Türkiye’deki ve Avrupa’daki salonlarda yüz binlerce kişi izlemiş.

Kimsenin aklına “Suç işleniyor” diye düşünmek gelmemiş.

Ne zaman YouTube’a yüklendi, milyonlar izlemeye başladı...

Eski AKP’li Milletvekili Şamil Tayyar da sosyal medyada hedef gösterincedi; iktidara yakın bütün hesaplar avaz avaz bağırır oldu…

İşte o zaman, savcılık harekete geçti.

Üstelik, artık nasıl beceriyorlarsa yandaş medya, soruşturmanın açıldığı haberini bile, savcılıktan önce verdi!

MİZAH HER ŞEYİ SORGULAR!

Oysa mizahın doğasında sorgulamak vardır.

İnancı... İnançsızlığı... Devleti... Muhalefeti... Askeri... Yargıyı… Medyayı... Papazı... Hahamı... İmamı... Erkeği… Kadını…

Herkesi sorgular mizahçılar…

Çünkü mizah, “gücü” rahatsız ettiği ölçüde mizah olur.

Sadece zayıfların komedisini yapanlar, komedyen değil...

Sarayın soytarısıdır!

İfade özgürlüğü, herkesin üzerinde anlaştığı konular için değil; tam tersine toplumun belli kesimlerinin anlaşamadığı durumlar için vardır.

Kimsenin sinirini bozmayan sözün, zaten ne korunmaya ne de özgürlüğe ihtiyacı olur!

DÜNYADAN ÖRNEKLER!

Dünyaya bakalım:

İngiliz komedyen Ricky Gervais yıllardır İncil’den, Hz. İsa’ya… Kiliseden sinagoglara… Ateistlerden, woke kültürüne, tek eşlilerden trans tartışmalarına kadar aklınıza gelen her konuda ağır şakalar yapıyor. Ancak hiçbir eski milletvekili onu ihbar etmiyor, savcılar da yakasına yapışmıyor!

ABD’'de George Carlin, din üzerine yaptığı gösterilerle muhafazakar Amerika’nın sinir uçlarına basıyor.

Bill Maher yıllardır dinleri yerden yere vuruyor;

hepsiyle dalga geçiyor!

Jerry Seinfeld, kendi Yahudiliğiyle dalga geçiyor.

Dave Chappelle siyahlardan da beyazlardan da Hristiyanlardan da Yahudilerden de Müslümanlardan da söz ediyor.

GERÇEKTEN VAR MI?

Fransa’da Charlie Hebdo, dünyanın en sert dini hicivlerini yayımladı.

Kimileri beğendi, kimileri nefret etti...

Protesto eden de savunan da çıktı.

Ama tüm bu örneklerde ilk refleks asla savcılık olmadı.

Peki; bizde?

Bir komedyen sahnede “son kitap” üzerinden kelime oyunu yapıyor; hop savcılık soruşturması...

Bir gazeteci eleştiri yazıyor; anında suç duyurusu…

Bir karikatürist komik bir şeyler çiziyor; dava…

Bir tiyatrocu konuşuyor; gözaltı…

Sonra dönüp dünyaya, “Türkiye'de ifade özgürlüğü var” deniliyor.

İnsan gerçekten nasıl davranacağını, neye güleceğini, neye ağlayacağını şaşırıyor.

ADAMINA GÖRE …

İşin daha da ilginç yanı şu:

Aynı ülkede ekranlardan insanlara hakaret edenler...

Yargıya talimat verir gibi konuşanlar...

İftiraları mahkeme kararlarıyla çürütülenler...

Koskoca toplulukları aşağılayanlar...

Yıllarca tek bir soruşturma görmeyebiliyor.

Ama sıra bir komedyene gelince...

Devlet jet hızıyla çalışıyor.

Demek ki bu ülkede en tehlikeli silah artık tabanca değil...

Mikrofon ve kalem!

YOK EDERSENİZ!

Elbette herkes yapılan şakayı beğenmek zorunda değil.

“Komik değil” dersiniz.

“Saygısız buldum” dersiniz.

Bir daha da bilet almazsınız.

İzlemezsiniz.

Çok sert eleştiririrsiniz.

Hatta protesto edersiniz.

Bunların hepsi demokrasinin parçasıdır.

Ama; savcılık...

İşte orada işler değişir.

Çünkü mizahı mahkeme kararıyla düzeltmeye kalktığınız gün...

Artık ülkede mizah değil...

Korku üretilmeye başlar.

KENDİNİ SUSTURMAK!

Kısacası; asıl mesele Deniz Göktaş değil…

Bugün o, yarın başka biri…

En sonunda insanlar kendi kendilerini sansürlemeye başlar.

İşte; iktidarların en sevdiği düzen de budur.

Savcıya ihtiyaç kalmadan...

İnsanların kendi kendilerini susturduğu düzen...

O düzende insanlar susar ama yaşanılan hayata da hayat denmez!

SİLAHI YOK; AMA…

Albert Camus’nün çok sevdiğim bir sözü var:

“Gülmek, insanın aklını başına toplamasını sağlar.”

Galiba tam da bu yüzden...

Önce düşünenden...

Sonra yazandan...

Şimdi de güldürenden korkuyorlar.

Çünkü mizahın silahı yoktur...

Ama…

Gerek iktidarın, gerekse egemen kültürün bütün zırhlarını birkaç cümleyle delip geçebilir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler