İşte bu hayat yolculuğu sırasında, bendeniz de geç torun görenlerdenim. Neredeyse yarı yaşımdakilerin beş-on torunu var. Arkadaşlarım, yakınlarım hep söylerdi: “Torun sahibi ol da gör. Çocuklarından daha tatlı, daha çok seviliyor.” diye. İki aya yakındır deneyimliyorum. Gerçekten öyle. Ama, ilgilenir ve vaktinizi verirseniz. Uzakta ve ilgisizseniz, “Nesi bu kadar tatlıymış?” da diyebilirsiniz.
Bu tatlılığın sebebi üzerine düşünüyorum da şimdi daha iyi anlıyorum, “torun sevgisi” neden bu kadar üstün? Kendi bebekliğimize gidiyoruz onlarla birlikte. Torunların sorumlulukları ana babalarında. Onlarla özgürce ilgilenebiliyor, yaşımızın verdiği olgunlaşmanın da etkisiyle, bebeklerin hayata nasıl başlayıp, uyum sağladıklarına ilişkin çok daha fazla gözlem yapabiliyoruz. Bir çok şeyin farkına onlarla birlikte varıyoruz. Hayatımızın en fazla unuttuğumuz dönemini, başlangıcımızı bize hatırlatıyor, yeniden göstererek öğretiyorlar. Hayatın sonuna doğru bundan daha büyük bir mucize olabilir mi?
İnsan yavrusu başlangıçta ne kadar savunmasız ve ne kadar güçlü. Doğar doğmaz ne büyük güçlükleri aşmak zorunda, akıl almaz. Nasıl bir öğrenme gücü, uyum çabası var. Adım adım giderek ama büyük ataklarla gerçekleştiriyor bunu. Kısacası, bebek olmak zor efendim. Bebekliğimizi bu nedenle hatırlamıyoruz belki de.
Sadık Okurunuz
Kırk beşini aşkın
Meserret Taşkın