Ana içeriğe geç

Ankara Zirvesi öncesi Öncü Kadın’dan NATO açıklaması: Zincirleri kırma zamanı

Vatan Partisi Öncü Kadın Genel Başkanı Nuriye Kadan, Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde Aydınlık’a konuştu. Kadan; NATO’nun kanlı sicilini ortaya koyarak, ‘Türkiye tam bağımsızlık için hiç vakit kaybetmeden NATO’dan çıkmalıdır.’ dedi.

Ankara Zirvesi öncesi Öncü Kadın’dan NATO açıklaması: Zincirleri kırma zamanı
Aydınlık
16

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD hegemonyasının askeri ve ideolojik aygıtı olarak küresel sisteme dayatılan NATO, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da yapılması planlanan kritik zirveyle yeniden gündemde. Ukrayna savaşından Orta Doğu’daki gerilimlere kadar pek çok konunun masaya yatırılacağı zirve öncesinde, Türkiye’nin bu ittifaktaki yerini ve ulus devletlerin geleceğini Vatan Partisi Öncü Kadın Genel Başkanı Nuriye Kadan ile konuştuk. Kadan, Türkiye’nin milli güvenliğinin tek çözümünün Rusya, Çin ve İran ile kurulacak Avrasya ittifakı (TRÇİ) olduğunu belirtti.

GLADYO EYLEMLERİ

- Türkiye için NATO güvenlik şemsiyesi mi yoksa bir tehdit mi? Ulus devletler ve NATO ilişkisi nedir?

NATO’nun yalnızca bir savunma örgütü olduğunu düşünmek büyük bir yanılsamadır. Ekonomimizden, siyasi yaşamımıza, eğitimimizden tüm kamu kurumlarımıza, kültür ve sanatımızdan tüm sistemlerimize, silahlı kuvvetlerimizin, istihbaratımızın yapılanmasına kadar her şeyimizi düzenleyen bu örgütün kısaca tanımı ve anlamı, ABD’nin ideolojik ve siyasi hegemonya aracı olduğudur.

NATO FETÖ’dür, NATO PKK’ya verilen silahlardır. NATO’nun temsil ettiği güvenlik anlayışı, ulusların özgürlüğünü değil kutsal sermaye şirketlerinin çıkarlarını koruyan bir düzeni kurmak ve devam ettirmektir. Orta Doğu’da yıllardır süren savaşların, işgallerin ve çatışmaların yarattığı yıkımın arkasında sömürgeci politikalar, küresel güç mücadelesi vardır. Bölge halkları, savaşların, ambargoların, müdahalelerin ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalmışlardır.

Türkiye’de NATO bağlantılı “Gladyo / Kontrgerilla” denilen yapının siciline baktığımızda güvenlik şemsiyesi değil tehdit olduğu çok açıktır. NATO üyeliği ile birlikte Türkiye’de Gladyo yapılanması ortaya çıktı. Türkiye için dönüm noktası sayılabilecek birçok olayda kritik kurumlara sızan Gladyo’nun parmak izini görmek mümkün. Gazi Mahallesi olayları, Kahramanmaraş, Sivas, Başbağlar katliamları, Uğur Mumcu olmak üzere pek çok aydınımıza yönelik suikast ve cinayetler, 12 Eylül 1980 darbesi, Hrant Dink cinayeti, Ergenekon-Balyoz dava kumpasları, 15 Temmuz darbe girişimi gibi pek çok faili meçhul cinayetler başta olmak üzere, NATO’nun kanlı sicili oldukça kabarıktır.

Ankara Zirvesi öncesi Öncü Kadın’dan NATO açıklaması: Zincirleri kırma zamanı - Resim : 1

EN BÜYÜK TEHDİT

Operasyonlar, suikast, toplumsal kışkırtma, kimi zaman terör eylemleri olarak kendini gösterdi. Olaylarda kullanılan örgütler farklı olsa da hepsinin kumanda merkezi, NATO gladyosuydu. Dolayısıyla, Türkiye’nin güvenliğine yönelik en büyük tehdit NATO’dur. NATO’nun ve ABD’nin bölgedeki askeri tatbikatlarda, Türkiye’yi doğrudan hedef alması ve Türkiye’ye namluların çevrili olması bunun en açık örneğidir. Türkiye’deki askeri müdahalelerin, darbelerin, suikastların, cinayetlerin arkasında bulunan NATO; Türkiye’yi içten dizaynı Gladyo denilen yapılanma ile gerçekleştirdiğinden NATO’dan hiç vakit kaybetmeden çıkılması gerekir.

TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİ AVRASYA İTTİFAKINDA

NATO, savunma örgütü olmaktan ziyade Türkiye’yi kontrol altında tutan ve iç tehditler, terör ve darbe girişimleri organize eden bir yapıdır. Türkiye’nin güvenliği Batı-Atlantik ittifakında olmayıp Rusya, Çin ve İran ile kurulacak Avrasya ittifakındadır. Türkiye’nin üreten ve bağımsız bir ülke olabilmesinin önünde en büyük engel, NATO üyeliğidir.

NATO’dan kurtulan Türkiye, iç cephesini de birleştirir, sağlamlaştırır, NATO’dan ayrılmak, yükselen Asya’da yer almamızı sağlar. NATO’dan çıkmak aynı zamanda milli güvenlik meselesidir. Atlantik sistemin sonuna geldiği, NATO’nun dağıldığı koşullarda Türkiye’nin ABD-İsrail tuzağına düşmeyerek yükselen Asya uygarlığında öncü konumlarda yer alarak TRÇİ (Türkiye, Rusya, Çin, İran) İttifakı biricik çözümdür. İran, ABD hegemonyasına karşı, NATO gibi zincirleri olmadığı için zafer kazandı. Daha büyük bedeller ödemememiz için zincirlerimiz olmamalıdır. Beyin ölümü gerçekleşen, kağıttan kaplan olan bu örgütün 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak zirve ölümünün gerçekleşeceği bir zirve olacaktır.

TRUMP’IN AÇIKLAMALARI

- Trump neden Türk Silahlı Kuvvetleri’ni övdü?

Türkiye, 1952 yılında NATO’ya üye oldu. Kurulduğundan bu yana 36 zirve yapıldı. Bu zirvelerden, Türkiye’de 2004 yılında İstanbul’da yapılan ve yakında 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak olan zirvelerin önemi büyüktür. Türkiye, jeostratejik konumu (Karadeniz, Orta Doğu, Kafkasya ve Avrupa’nın kesişiminde bulunması) nedeniyle NATO’nun güvenlik gündeminde önemli bir yere sahiptir. Bu zirvede, Ukrayna savaşı, Rusya’ya karşı caydırıcılık, Avrupa güvenliği, savunma harcamaları, Ukrayna’ya desteğin devamı ve NATO’nun gelecekteki yönü gibi kritik konuların ele alınması beklenmektedir.

Trump’ın NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında olumlu ifadeler kullanmasının arkasında tek bir neden değil birden fazla stratejik etken bulunmakta. Trump’ın Türkiye’ye yönelik olumlu mesajları, zirvenin gerginlik yerine iş birliği atmosferinde geçmesinin ve birlik görüntüsü verme isteğinin bir yansımasıdır. Bu zirve, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki gerilim ve savunma harcamalarının artırılması gibi kritik başlıkların gölgesinde yapılıyor. Yanı sıra Türkiye’nin Karadeniz, Ukrayna, Suriye, İran ve enerji güvenliği gibi alanlarda NATO ve ABD açısından önemli bir aktör olması, Trump’ın Türkiye ile yakın diyalog kurmayı bu nedenle de önemsemesine neden olmaktadır. Ancak, birkaç güzel övgü dolu sözlere, sırtımızı sıvazlamalarına kanmamalıyız. Niyetler çok açık ve nettir.

NATO, ULUS DEVLETLERİ YENİDEN YAPILANDIRIYOR

- Ulus devletler ve NATO ilişkisi nedir?

Ulus devletlerin, ABD ve NATO gibi yapılar aracılığıyla çok uluslu şirketler lehine yeniden şekillendirildiği iddiası, temelde üç ana eksende şekilleniyor:

Küreselleşmeyle birlikte, ulus devletlerin mutlak egemenlik yetkileri aşınmakta, karar alma süreçleri, uluslararası kuruluşlar ve çok uluslu şirketlerle paylaşılır hale gelmektedir. Hatta çok uluslu şirketlerin gücü, ulus devletlerle kıyaslanır duruma gelmiş, egemenlik alanlarını önemli ölçüde sınırlamaktadır.

NATO’nun savunma sanayi ile olan iç içe geçmiş ilişkisi sonucunda, NATO ülkelerinin artan savunma harcamaları, çok uluslu devasa savunma şirketlerine doğrudan kaynak aktarımı anlamına gelmekte ve bu harcamalar, bu şirketlerin hisselerini yükselterek, kârlarını artırarak onlara doğrudan ekonomik çıkar sağlamaktadır. Bu ilişki, NATO’yu sadece askeri bir ittifak olmaktan çıkarıp, küresel sermayenin çıkarlarını koruyan ve genişleten bir araç haline getirmektedir.

NATO, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlar, ulus devletler üzerinde vesayet kuran ve onları yeniden yapılandıran mekanizmalardır. Bu kurumlar aracılığıyla dayatılan politikalar, çok uluslu şirketlerin önünü açmakta, ulus devletleri ekonomik olarak zayıflatmaktadır.

Kaynağa Git

İlgili Haberler