Ana içeriğe geç

Sinemanın tekinsiz dehlizlerinde bir yolculuk: Roman Polanskı'nin 'Apartman Üçlemesi'

Sinema tarihinin en karanlık yönetmenlerinden Roman Polanski’nin klostrofobi, delilik ve kimlik kaybını dört duvar arasına sıkıştırdığı ikonik "Apartman Üçlemesi", modern insanın tecrit edilmiş korkularını aynalamaya devam ediyor.

Sinemanın tekinsiz dehlizlerinde bir yolculuk: Roman Polanskı'nin 'Apartman Üçlemesi'
Yeniçağ
16

Dünya sinemasının dahi ve tartışmalı yönetmeni Roman Polanski’nin imzasını taşıyan "Apartman Üçlemesi" (The Apartment Trilogy), izleyiciyi insan zihninin ve tekinsiz mekanların en karanlık köşelerine davet ediyor. Yönetmenin farklı dönemlerde çektiği Tiksinti (Repulsion - 1965), Rosemary’nin Bebeği (Rosemary’s Baby - 1968) ve Kiracı (The Tenant - 1976) filmlerinden oluşan bu üçleme, sinemada psikolojik gerilimin zirve noktası olarak kabul ediliyor.

Polanski, bu üç yapıtta da dış dünyayı bir tehdit unsuru olarak konumlandırırken, sığınılacak en güvenli liman olması gereken "ev" kavramını bir kabusa dönüştürüyor. Üçlemenin ortak teması; paronaya, toplumsal yabancılaşma ve bireyin kendi zihninde kayboluşu üzerine kuruluyor.

Sinemanın tekinsiz dehlizlerinde bir yolculuk: Roman Polanskı'nin 'Apartman Üçlemesi' - Resim : 1

ÜÇ DUVAR ÜÇ FARKLI DELİLİK

Repulsion (1965):

Catherine Deneuve’ün canlandırdığı Carol karakteri üzerinden, erkek egemen dünyaya duyulan derin tiksintiyi ve bir kadının yalnız kaldığı apartman dairesinde şizofrenik bir kırılma yaşayarak kendi zihinsel hapishanesini inşa edişini anlatır.

Rosemary’nin Bebeği (1968):

New York’taki Gotik bir apartmanda geçer. Hamile bir kadının, komşularının ve eşinin kendisini bir tarikat ayininin merkezine ittiğine dair haklı paronoyasını işler. Mekan, manipülasyonun ve tecrit edilmenin başrolüdür.

The Tenant (1976):

Polanski’nin bizzat başrolde devleştiği film, eski kiracının intihar ettiği bir daireye taşınan Trelkovsky’nin, komşuların baskısıyla yavaş yavaş o kadının kimliğine bürünmesini konu alır. Kimlik erozyonunun en sert tasviridir.
Sinemasal Miras:

Polanski, kamerayı dar koridorlarda ve boğucu odalarda bir kedi gibi büyüterek izleyiciye de aynı klostrofobiyi yaşatır.
Bugün bile modern gerilim sinemasına yön veren bu üçleme, şehir hayatının insanı nasıl yalnızlaştırdığını ve en büyük canavarın aslında kendi zihnimiz olduğunu kanıtlayan zamansız bir başyapıt serisidir.

Kaynağa Git

İlgili Haberler