Dünya liderleri bir kez daha NATO masası etrafında toplanacak. Zirve fotoğrafları, tokalaşmalar ve kapalı kapılar ardındaki görüşmeler diplomasi dilinin en görünür ritüelleri olacak.
Oysa sekiz yüzyıl önce Avrupa'da ittifakların dili çok daha farklıydı.
Aynı yatağı paylaşmak...
Bugün kulağa şaşırtıcı gelen bu davranış, Orta Çağ'da hükümdarlar arasındaki en güçlü güven göstergelerinden biri sayılıyordu. Bir kralın misafir ettiği başka bir hükümdarı kendi yatağında dostluk kadar can güvenliğini emanet edecek kadar derin bir güvenin ilanıydı.
Suikastların, zehirlenmelerin ve hanedan mücadelelerinin sıradan olduğu bir çağda, iki hükümdarın silahsız ve korumasız biçimde aynı yatağı paylaşması, yazılı bir antlaşmadan daha güçlü bir siyasi mesaj taşıyabiliyordu. Bu jest ile "Sana kendim kadar güveniyorum” mesajı veriliyordu.
Tarihçilerin en sık başvurduğu örneklerden biri, 1187 yılında (bazı kaynaklara göre 1188) Fransa Kralı II.Philipp ile henüz İngiltere tahtına çıkmamış olan I.Richard arasında yaşandı.
Richard, babası II.Henry’ye karşı siyasi mücadele yürütürken Philipp ile ittifak kurmuştu. Dönemin İngiliz kronikçisi Roger of Howden, iki hükümdarın her gün aynı masada yemek yediğini, aynı kaptan yemek yediğini ve geceleri yataklarının onları ayırmadığını yazar. Bu belge, yüzyıllar boyunca iki hükümdar arasında romantik bir ilişki olduğu iddialarına da dayanak gösterildi. Ancak Richard üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan Orta Çağ tarihçisi John Gillingham, bu davranışın tamamen siyasi bir anlam taşıdığını savunur. Gillingham'a göre aynı yatağı paylaşmak, iki hükümdarın kurduğu ittifakı kamuoyuna ilan eden, bugünün ortak basın toplantısı ya da tokalaşma fotoğrafı kadar sembolik bir diplomatik gösteriydi.
Fransız Orta Çağ tarihçisi Georges Duby, Orta Çağ aristokrasını incelerken hükümdarın bedeninin bile siyasi bir anlam taşıdığını anlatır. Ona göre hükümdarın nerede oturduğu, kiminle yemek yediği, kimi yanına kabul ettiği ve kimi özel alanına soktuğu iktidarın diliydi. Bu nedenle hükümdarın özel yaşam alanları da siyasi temsilin ve güven ilişkilerinin bir parçası haline geliyordu.
Sosyolog Norbert Elias ise Uygarlık Süreci'nde bugün doğal kabul ettiğimiz mahremiyet anlayışının yüzyıllar içinde oluştuğunu savunur. Orta Çağ'da insanlar çok daha ortak yaşam alanlarını paylaşıyor; uyumak, yemek yemek ve gündelik hayat bugünkü kadar bireyselleşmiş biçimde yaşanmıyordu. Bu nedenle aynı yatağı paylaşmak, modern okurun yüklediği anlamlardan çok farklı toplumsal kodlar içinde değerlendiriliyordu.
Bu yalnızca iki hükümdara özgü bir davranış da değildi. Orta Çağ Avrupa'sında soylular arasında aynı yatağı paylaşmak, özellikle seyahatler sırasında veya önemli misafir ağırlamalarında olağan karşılanabiliyordu. Ancak söz konusu kişiler iki rakip hanedanın temsilcisi olduğunda, bu jest gündelik bir konaklamanın ötesine geçerek diplomatik bir sembole dönüşüyordu.
Özetlemek gerekirse, yüzyıllar önce bazen tek bir gece, onlarca imzadan daha etkili bir ittifak ilanı olabiliyordu.
Diplomasi ise her çağda sembollere ihtiyaç duydu; değişen yalnızca sembollerin kendisi oldu.
Odatv.com