YASİN OKYAY
Batı’nın Rusya’yı küresel ölçekte izole etme stratejilerinin boşa çıktığının en somut kanıtı olarak kabul edilen St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu’na (SPIEF 2026) katılan eski ABD Deniz Piyadesi ve BM Silah Denetçisi Scott Ritter'ın açıklamaları damga vurdu.
Haziran ayında gerçekleştirilen forumda "Dünya Düzensizliği: Çağdaş Uluslararası İlişkilerde Diplomasiye Yer Var mı?" başlıklı panelde konuşan Ritter, Avrupa’yı topa tuttu. Avrupa Birliği’ni ulusal kimlikleri silen ancak yerine ortak hiçbir ilke koyamayan "hayali birlik" olarak tanımlayan Ritter; İngiltere, Fransa ve Almanya'nın nükleer söylemleri tırmandırarak 2029-2030 yıllarında Rusya ile kaçınılmaz bir savaşa hazırlandığını vurguladı. Ritter kendini yok etmeye meyilli ve saldırgan doğası nedeniyle Avrupa’yı kuduruk bir köpeğe benzetti. Ritter şunları söyledi: “4 Haziran 2026 tarihinde, 1997 yılından bu yana her yıl düzenlenen ve Rus iş dünyası ile siyasi liderlerin bir araya geldiği 2026 Saint Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF) kapsamında gerçekleştirilecek bir panel tartışmasına panelist olarak katılma şerefine nail oldum. Yıllar içinde bu etkinlik, İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Avrupa merkezli muadili Dünya Ekonomi Forumu’nu gölgede bırakacak kadar büyüdü. 2026 yılında Davos, 136 ülkeden yaklaşık 3.000 katılımcıyı ağırlarken; SPIEF ise 100’den fazla ülke ve bölgeden yaklaşık 25.000 kişiyi bir araya getirdi. Avrupa’nın öncülüğündeki Batı dünyasının Rusya’yı diplomatik ve ekonomik olarak izole etmeye çalıştığı bir dönemde, SPIEF bu çabanın ne kadar anlamsız olduğunu kanıtladı -SPIEF’te eksik olan tek jeopolitik grup Avrupalılardı (Not: Avrupa şirketlerinden yüzlerce delege ve iş dünyası lideri oradaydı- görünüşe göre Rusya iş yapmak için iyi bir yer; zira SPIEF 2026’nın 4 günlük süresi boyunca yaklaşık 84 milyar dolarlık sözleşme imzalandı).”

‘GERÇEK DÜNYA DAVOS’TA DEĞİL’
Gerçek dünyanın Avrupa’nın etkisine dayalı olmadığını belirten Ritter, SPIEF’in gerçek dünyayı temsil ettiği görüşünde. “SPIEF, Davos’un izole edilmiş ve seçkin ortamının dışındaki dünyanın bir araya geldiği yerdir. Gerçek dünya, Avrupa’nın önemi ve etkisine dayalı yapay bir fantezi değildir. Son zamanlarda SPIEF, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in büyük ilgi gören bir konuşma yaptığı ve ardından saatler süren, asla hayal kırıklığına uğratmayan ve her zaman manşetlere taşınan soru-cevap oturumuyla ün kazanmıştır. SPIEF’te yaptığım sunum olumlu tepkiler aldı, ancak konuşmamın sonunda, Avrupa’nın kuduz bir köpek gibi davrandığına dair benzetmeme dayanarak, “haydut bir Avrupa topluluğu” karşısında Rusya için en iyi çözümün “köpeği vurmak” olduğunu söylediğimde, dinleyiciler ve panelistler biraz şaşkınlığa uğradılar.”
‘AVRUPA’NIN İLKESEL TEMELİ YOK’
Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından gelen Avrupa Birliği projesinin eski değerleri yok edip yerine yeni hiçbir şey koymadığını belirten konuşmacı, yeni Avrupa’nın ilkeler bakımından hiçbir temeli olmadığını vurguluyor. “Durumu daha da karmaşık hale getiren unsur, Avrupa’nın artık yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nin yönetimi altında işleyen bir yapı olmaktan çıkmasıdır. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana Batı Avrupa, hayatta kalmaları ve önemi Amerika Birleşik Devletleri ile kurdukları ekonomik ve güvenlik ilişkilerine bağlı olan, zayıflamış ve mağlup olmuş ulusların bir araya gelmesinden ibaret bir yapı olarak işlev görmüştür. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Amerikan ulusal güvenlik aygıtının bir uzantısı olarak hizmet etmiştir. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte Avrupa, NATO aracılığıyla elde ettiği askeri birliği, Avrupa Birliği olarak bilinen yeni bir siyasi birliğe dönüştürmeyi amaçladığı cesur yeni bir dünyaya adım attı. Ancak bu yeni oluşumun tek yaptığı, Avrupa’yı bir hiçlikler yığınına dönüştürmek oldu; bir zamanlar Avrupa kıtasını tanımlayan ulusal kimlik silindi ve yerine, normalde bir halkı birleştiren belirleyici ilkeler bakımından hiçbir temeli olmayan yeni bir Avrupa kurgusu geçti.”
-Scott Ritter
‘AVRUPA ULUSAL KİMLİĞE SAHİP OLDUĞU GEÇMİŞ DÖNEME BAKMAYA MECBUR’
Ritter, bugünün Avrupa’sını “kim olduklarını unutmuş ulusların hayali bir birliği” olarak nitelendiriyor. “Sonuç olarak, bugünün Avrupa’sı, kim olduklarını unutmuş ulusların, hiç var olmamış ve asla da olmayacak hayali bir birliği oluşturmak için bir araya gelmesinden ibarettir. Avrupa, kelimenin tam anlamıyla hiçbir şeyi temsil etmemektedir. Ve şimdi bu varlık olmayan oluşum, eski efendisinin yörüngesinden kopmuş ve kendi başının çaresine bakmak zorunda kalmıştır. Panik içinde, ortaya çıkan bu itibar arayışı, Avrupa'yı oluşturan birbirinden kopuk ulusal yapıların kendilerini yeniden tanımlamak için acele etmelerine neden oluyor. Mevcut yapıları temelinde gerçek bir ulusal ifadeye dair tüm samimi gerekçelerini kaybetmiş oldukları gerçeği göz önüne alındığında, bu uluslar, gerçek bir ulusal kimliğe sahip oldukları geçmiş bir döneme tekrar bakmaya mecbur kalıyorlar.”
‘AVRUPA’YI BİRLEŞTİREN TEK ŞEY ORTAK RUSYA DÜŞMANI’
Eski bir ABD Deniz Piyadesi ve BM Silah Denetçisi olarak Ritter, ABD üzerine oldukça olumlu görüşlere sahipken Avrupa’nın ilkesel durumunu ABD’den de geride görmekte. “Ortaya çıkan sonuç, haydut Amerikan hegemonyasının ortaya çıkışının yarattığı sonuçtan bile daha tehlikelidir. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’nın aksine, Anayasasında açıkça belirtilen ilke ve değerlere dayanan bir ulusal kimliğe sahiptir. Sonuçta, Anayasal Cumhuriyet olarak işleyen Amerika Birleşik Devletleri yeniden ayağa kalkacak, ahlaki pusulası yeniden ayarlanacak ve silah kontrolü ile silahsızlanma gibi önleyici diplomasi yaklaşımını bir kez daha benimseyecektir. Ancak Avrupa’da böyle bir kolektif ilkeler temeli bulunmamaktadır. Bunun yerine, Birleşik Krallık ve Fransa kendilerini Soğuk Savaş güçleri olarak yeniden keşfetmeye çalışırken, Almanya ise zamanda daha da geriye giderek Nazi geçmişinin jeopolitik politika yapılarını yeniden canlandırmaktadır. Bugün Avrupa’yı birleştiren tek şey, Rusya’nın düşman olarak görüldüğü geçmiş çatışmaların hayaletleridir. Bu düşünceyi daha da şiddetlendiren ise, yeni Avrupa militarizminin herhangi bir silah kontrolü kavramıyla sınırlandırılmamasıdır.”
‘AVRUPA 2029-2030 YILLARINDA RUSYA İLE OLASI SAVAŞA HAZIRLANIYOR’
Avrupa’daki militarizmin amacının 2029-2030 yıllarında bir Rusya savaşına hazırlanmak olduğunu belirten Ritter, NATO Genel Sekreteri’nin Avrupa topluluğuna yaptığı savaş hazırlığı çağrısında “üçüncü dünya savaşına atıf” görüyor. Fransa ve Birleşik Krallık, yalnızca Rusya’ya odaklanan tek bir nükleer yapı oluşturmak üzere bir araya gelmiş ve yeni oluşturdukları nükleer şemsiyeyi Polonya ve Almanya’ya da genişletiyorlar. Fransa, Finlandiya topraklarında nükleer silahlı uçaklar konuşlandırmayı hedefliyor ve bu şekilde Rusya’nın ikinci büyük şehri olan Saint Petersburg ile stratejik öneme sahip Kola Yarımadası’nı tehdit ederken, Almanya ise kendi bağımsız nükleer caydırıcılığını geliştirme ihtiyacından söz ediyor. Bu nükleer yapı çılgınlığı, Rusya ile savaşın kaçınılmazlığı üzerine kurulu bir politika yapısı tarafından daha da körükleniyor. Almanya bu savaşın tarihini 2029 olarak belirlerken, Birleşik Krallık ise 2030 yılına kadar böyle bir çatışmaya hazırlanıyor. NATO Genel Sekreteri, Avrupa topluluğuna, büyükbabalarının yaşadığı türden bir savaşa hazırlanmaları gerektiğini açıkça ifade ediyor; bu, bir dünya savaşına doğrudan bir atıf niteliğinde. Ve tüm bunlar, Rusya ile Ukrayna arasında devam eden ve Avrupa’nın önderliğindeki Batı bloğu ile Rusya arasında bir vekalet savaşına dönüşen çatışmanın bağlamında gerçekleşiyor.
‘AVRUPA HER ŞEYİ TEHDİT EDEN KUDUZ BİR KÖPEĞE DÖNÜŞMÜŞTÜR’
Ritter Avrupa’nın kendini yok etmeye yönelik eğilimlere sahip, içten yönetilmeyen bir yapıya sahip olduğunu belirtiyor. Avrupa “her şeyi tehdit eden kuduz bir köpeğe dönüşmüştür” diyor. “Burada Avrupa, kendi ürettiği silahların Rusya’ya karşı kullanıldığı bir savaşı finanse ediyor ve destekliyor; bunun tek sonucu ise, Avrupa’nın hiç umursamadığı Ukraynalıların ölümü. Rusya, bu tür gelişmelerle karşı karşıya kaldığında ne yapmalıdır? Rus diplomasisi her zaman pragmatik olmuştur ve tepkisel kaygılara kapılmaya meyilli değildir... Kendi haline bırakıldığında Avrupa, nihilizmin üreme alanı, içten yönetilemeyen, kendini yok etmeye yönelik eğilimlerin kaynayan bir kütlesinden öteye geçememiştir. Kısacası, Avrupa karşılaştığı her şeyi tehdit eden kuduz bir köpeğe dönüşmüştür. Bu köpeği diplomatik ilişkiler kurmaya layık bir varlık olarak tanımayı reddederek ortadan kaldırmak mümkündür. Avrupa birliği kurgusu, Avrupa’nın askeri önemi hayaline tutunmasını sağlayan yapıştırıcıdır. Gerçek şu ki, Almanya militarist hayallerini finanse edemez. Ne Birleşik Krallık ne de Fransa bunu yapabilir.”
‘RUSYA NE YAPMALI?’
Ritter’a göre Rusya Avrupa’yı birleştirecek ya da ABD güvenlik şemsiyesine sokacak adımlar atmaktan kaçınmalı ve NATO’nun dağılmasını, ABD’nin Avrupa’dan çekilmesini kolaylaştırmalı. “Rusya, Avrupa’yı gerçekten birleştirecek ya da daha da kötüsü, Avrupa’yı yeniden Amerika destekli güvenlik şemsiyesinin altına sokacak bir kıvılcım görevi görebilecek adımlar atmak yerine, NATO’nun dağılmasını, Amerika’nın Avrupa’dan çekilmesini ve Avrupa Birliği’nin kendisinin kaçınılmaz çöküşünü kolaylaştırmalıdır. Bugün Avrupa’yı yöneten siyasi ve ekonomik elitler çözüm değil, sorunun ta kendisidir. En kötü suçluların birçoğu, Almanya’dan Merz, Fransa’dan Macron, Birleşik Krallık’tan Starmer, siyasi önemlerinin giderek azaldığını fark etmektedir. Rusya’nın yapması gereken tek şey, Avrupa’nın kendi yarattığı tencerede kaynamasına izin vermek; Avrupa’nın olmayı umduğu ve geriye sadece buharlı bir hiçliğin boş bir odası kalana kadar hedeflediği her şeyi bu tencerede kaynatıp yok etmektir.”
“AVRUPA” OLARAK BİLİNEN YAPI ORTADAN KALKACAK’
Avrupa’daki ülkelerin bir gün Avrupa Birliği rüyasından uyanacağını belirten Ritter, nihayetinde Avrupa olarak bilinen yapay yapının ortadan kalkacağı görüşünde.
“Bir gün, Avrupa kıtasını oluşturan ülkeler, “Avrupa Birliği”nin kendi toplu yok oluşlarının yolunu açan bir tariften başka bir şey olmadığı gerçeğinin farkına varacak ve bu çılgınlıktan çekileceklerdir. Ve “Avrupa” olarak bilinen bu yapay yapı ortadan kalkacaktır. “Shoot the Dog” ifadesi kelimenin tam anlamıyla alınmamalıdır. Bu ifade, bir silah olarak yeniden tasarlanan önleyici diplomasinin agresif bir şekilde uygulanmasına dair bir metafordur.”