İş dünyasındaki genel kabule göre dış unsurlardan biri olarak görülen risk, artık büyük ölçüde şirket içi bir faktör haline gelmiş durumda. Uluslararası alacak sigortası ve risk yönetimi şirketi Coface’ın 13 ülkede 1.250 iş lideriyle gerçekleştirdiği son araştırmaya göre katılımcıların yüzde 68’i yavaş karar alma süreçlerini büyümenin önündeki önemli bir engel olarak görüyor. Belirsizliğin yüksek olduğu bir ortamda şirketler artık yalnızca riskten kaçınmaya çalışmıyor; daha hızlı karar almayı öğrenmek zorunda kalıyor. Riskin giderek karar alma ve büyümenin itici gücüne dönüştüğü bir dönüşüm süreci yaşanıyor.
Pek çok kuruluşta karar alma süreçleri, satış ekipleri ile risk yönetimi fonksiyonları arasında süren gerilimlerin yanı sıra mevcut verilerin etkin şekilde kullanılamaması nedeniyle yavaşlıyor. Kuruluşların yaklaşık yüzde 59’u risk ekiplerinden gelen geri bildirimlerin aşırı temkinli ya da piyasa gerçeklerinden uzak olarak algılandığını düşünüyor.
Bu durum yalnızca güvensizliği artırmakla kalmıyor karar alma süreçlerini de olumsuz yönde etkiliyor. Bunun sonucu kısır döngü olarak tanımlanabilecek bir tablo ortaya çıkıyor: Şirketlerin yüzde 52’si pazarlar arasında verilerin parçalı olduğunu bildirirken, bütünleşik veri eksikliği nedeniyle kararlar daha çok kişisel değerlendirmelere dayanıyor. Bu durum ise temkinli yaklaşım eğilimini artırarak karar alma süreçlerini daha da yavaşlatıyor.
Güvenli liman algısı: Hayır
Yöneticilerin yarısı fırsatların belirli bir çerçeve içinde değerlendirilebileceği durumlarda bile “evet” yönünde ilerlemek yerine “hayır” demenin daha güvenli olduğuna inanıyor.
Bununla birlikte bugün karar vericilerin yalnızca yüzde 24’ü risk ekiplerini gerçek bir büyüme ortağı olarak görürken, yüzde 44’ü önümüzdeki beş yıla kadar bu rolü üstleneceklerini öngörüyor. Karar vericilerin yüzde 62’si ticari büyüme hedefleri ile risk disiplini arasında hâlâ temel bir çelişki bulunduğuna inanıyor.
Büyüme odaklı yaklaşım oranı çok düşük
Şirketlerin yalnızca küçük bir bölümü, yüzde 12,6’sı, bugün tamamen büyüme odaklı bir yaklaşım benimsiyor. Uyguladıkları somut yöntemlerle öne çıkan bu şirketler belirsizlikleri daha hızlı uygulanabilir kararlara dönüştürebiliyor ve diğer kuruluşların kaçırdığı fırsatları değerlendirebiliyor. Bu şirketlerin yüzde 70’i risk ekiplerini karar alma sürecinin en erken aşamalarından itibaren sürece dahil ediyor. Bu konuda araştırma ortalaması ise yüzde58 seviyesinde. Yine aynı gruptakilerin daha yüksek bir oranı, yüzde 29’u, riski rekabet avantajı olarak görüyor (Ortalamada bu oran yüzde 19).
Yüzde 54’ü ‘yapay zekâ destekli risk analizi’ hızlanmalı görüşünde
Verinin performansın temel belirleyicilerinden biri haline geldiği bu ortamda şirketlerin yalnızca yüzde 20’si farklı pazarlarda tutarlı verilere sahip olduğunu belirtiyor. Bu durum şirketlerin karşılaştırma yapma ve öngörü geliştirme yeteneklerini sınırlandırıyor. Bu kısıtlılıklarla birlikte beklentiler de şekilleniyor. Yöneticilerin yüzde 59’u risk ekiplerinin senaryo simülasyonları için öngörüye dayalı analizlerden daha fazla yararlanmasını istiyor. Yüzde 54’ü yapay zekâ destekli risk analizi çözümlerinin kullanımının hızlandırılmasını talep ediyor.
Dış iş ortaklarından beklentiler
Şirketler artık iş ortaklarından beklentileri de risk korumasından öteye geçiyor. Yüzde 77’si pazar gelişmelerini öngörebilmek için tahmine dayalı analizlerden yararlanmak istiyor. Yüzde 71’i ise daha fazla fırsatı değerlendirebilmek için iş ortaklarının kendilerine güven vermesini bekliyor. Genel tabloya bakıldığında karar vericilerin yüzde 65’i dış iş ortaklarının koruma, veri ve öngörü yeteneklerini bir araya getirerek daha cesur iş kararlarının alınmasını mümkün kılması beklentisi içinde.