Küresel Kuzey ile Küresel Güney arasındaki yapay zekâ benimsenmesine ilişkin dijital uçurum büyüyor, Microsoft’un sorumlu yapay zekâdan sorumlu baş yetkilisi Euronews Next’e konuştu.
“Dijital uçurumun çok daha büyük bir yapay zekâ uçurumuna dönüşmesine izin veremeyiz” uyarısında bulunan Natasha Crampton, Birleşmiş Milletler’in Yapay Zekâ Yüksek Düzeyli Danışma Organı’nın eski üyelerinden.
Geçen hafta Cenevre’de düzenlenen BM Yapay Zekâ İyilik İçin Zirvesi’nin oturum aralarında konuşan Crampton, bu açığın nasıl kapatılabileceğine dair vizyonunu anlattı.
Yapay zekâ egemenliğine ilişkin çağrılar, özellikle de Trump yönetiminin bir ay önce Anthropic’i en güçlü yapay zekâ modelleri Mythos ve Fable’ı ABD vatandaşı olmayanların kullanımına kapatmaya zorlamasından bu yana, teknoloji konferanslarının en sıcak başlıklarından biri haline geldi. Bu yasak daha sonra kısmen geri çekildi.
Ancak Crampton’a göre yapay zekâ egemenliği, yalnızca “küresel olarak sunulan teknolojilere karşı yerel çözümler üretmek” anlamına gelmiyor.
Bunun yerine, “Bu sistemlerde yerel etkilerin, yerel kültürlerin, değerlerin ve normların önceliklendirilmesini sağlamak ve mümkün olan yerde küresel teknolojiden yararlanmakla ilgili” dedi.
Dijital uçurumu kapatmak için Avrupa’daki Lingua Projesi gibi çok dilli girişimlere işaret etti. Bu proje, Gates Vakfı ortaklığıyla Afrika’ya da genişledi. LINGUA Africa, Microsoft’un AI for Good Lab’i, Gates Vakfı, Google.org ve Masakhane African Languages Hub’ın ortak çalışması.
Proje, temel yapay zekâ modellerinin deyimsel ifadeleri ve kültürel incelikleri anlayabilmesi için yerel dillere ait veriler toplamayı, böylece toplulukların kendi yapay zekâ odaklı geleceklerini kontrol edebilecek özerklik ve teknik becerilere sahip olmasını hedefliyor.
Crampton, yapay zekânın daha güvenli ve herkes için erişilebilir olabilmesi için özel sektör ve hükümetlerle bağ kurmanın da önemine dikkat çekti. BM, temmuz ayı başında ilk Küresel Yapay Zekâ Yönetişimi Diyaloğu’nu düzenledi; amaç, yönetişimin tüm ülkelerin önceliklerini yansıtmasını ve yapay zekânın faydalarının herkesle paylaşılmasını sağlamak.
“Önümüzdeki yıl içinde gerçekten sağlamlaştırmamız gereken en önemli hususlardan biri, bu farklı mekanizmalar arasındaki bağ dokusunu oluşturmak” dedi ve BM’nin yeni mekanizmalarına, yapay zekâ diyaloguna ve panele atıfta bulundu.
“Bu altyapının farklı parçaları arasında bağlantılar kurmak ve herkesin benzersiz rolünü anlamak, böylece hem daha hızlı ilerleyebilmek hem de tekrar ve israfı önleyebilmek, bence önümüzdeki yılın temel hedeflerinden biri” diye konuştu.
Bu bağlantılılığın en önemli örneklerinden biri, Microsoft, Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ve bir BM kuruluşu olan Uluslararası Telekomünikasyon Birliği arasındaki ortaklıkla yürütülen “dijital amblem” girişimi.
Bu amblem, iletişim araçları, lojistik platformları, hasta bakım sistemleri ile bulut ve veri merkezi altyapıları giderek daha fazla saldırı altına girerken, hastaneleri ve yardım çalışanlarını siber saldırılara karşı koruyacak hukuki bir kalkan olarak tasarlanıyor.
Microsoft hükümetleri, amblemi politika düzeyinde desteklemeye; insani ve tıbbi kuruluşları, bu amblemin sahadaki gerçek koşullara uygun biçimde hayata geçirilmesine katkı sunmaya; diğer teknoloji şirketlerini de savunucuların hâlihazırda kullandığı araç ve iş akışlarına bu sistemi yerleştirmeye çağırıyor.
“İyi bir komşu olmak”
Yapay zekâ altyapısının çevresel ve ekonomik ayak izine yönelik kamuoyu tepkisi artarken Crampton, Microsoft’un “önce topluluk” yaklaşımına yöneldiğinin altını çizdi.
“İyi birer komşu olmak istiyoruz. Bu altyapıyı inşa ederken iyi birer toplum üyesi olmak istiyoruz ve bu nedenle aslında birçok şirketten önce harekete geçip topluluğu önceleyen bir dizi taahhüt üstlendik” dedi.
Şirket, devasa veri merkezleri inşa etmek için geleneksel şirket vergi indirimleri talep etmek yerine, okullar ve altyapı gibi kamu hizmetlerini finanse edecek yerel vergi tabanını genişletmek için aktif biçimde çalışıyor.
Crampton ayrıca, şirketin kaynak kullanımını sıkı şekilde yönettiğini, böylece yoğun hesaplama ihtiyaçlarının yerel hanehalkı elektrik faturalarını artırmasının ya da bölgesel su kaynaklarını tüketmesinin önüne geçmeye çalıştığını; bunun için kapalı devre soğutma sistemleri gibi ileri teknolojiler kullandığını söyledi.
Avrupa neyi doğru yapıyor?
Avrupa’ya gelince, Crampton, Avrupa Yapay Zekâ Ofisi’nin, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık ve Kanada’daki yapay zekâ güvenliği ve test enstitüleriyle bağlantı kurma çabalarına dikkat çekti.
Bilimsel temeli hızla gelişen yapay zekâ test ve değerlendirme alanında, sınır ötesi bu tür bir eşgüdümün hayati olduğunun altını çizdi.
Ayrıca, dünyanın her yerindeki düzenleyicilerin mütevazı olması gerektiğini, birkaç yıl önce eldeki en iyi bilgilerle yazılmış kuralların, teknoloji ve risklere dair anlayış geliştikçe uyum sağlamasının zorunlu olduğunu vurguladı.
Toplumun beklentileri, teknolojinin geldiği nokta ve düzenlemelerin konumu arasındaki makasın daraltılmasının ortak bir öncelik olması gerektiğini söyledi.
“Test biliminin en ileri noktasına doğru hızla olgunlaşırken, Yapay Zekâ Ofisi’nin de ciddi yatırım yaptığını gördüğüm bu tür uluslararası bağlantılar kurmak gerçekten önemli; çünkü yeni bilgiler ve yeni teknikler ortaya çıktıkça, uluslararası bir yön bulma sinyaline sahip olmak ve yaklaşımı buna göre olgunlaştırmaya hazır olmak çok kritik” dedi.
Ancak düzenleyicilerden esneklik de beklediğini belirten Crampton, birkaç yıl önce eldeki en iyi bilgilerle yazılmış kuralların, teknoloji ve risklere dair anlayış geliştikçe uyarlanması gerekebileceğini yineledi.
“Düzenleyici rejimlerin de bu değişimle birlikte ve ona paralel şekilde uyum sağlaması gerekiyor; ideal olan, toplumun düzenleyicilerden bekledikleri, teknolojinin ulaştığı seviye ve düzenlemelerin durduğu yer arasındaki gecikmeyi azaltmak” dedi.