15 Temmuz darbe girişimi gecesine dair dikkat çeken bir iddia, dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın özel kalem müdürlüğünü yapan eski kurmay albay Ramazan Gözel’den geldi.
Gözel, ABD Başkanı Donald Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’in o gece Türkiye'deki bir "general dostuyla" irtibat kurduğuna yönelik geçmiş açıklamalarını hatırlatarak, “Sorun; kiminle görüşmüş?” dedi. Gözel, o gece CHP özel kaleminden aranmakla suçlandığını hatırlatırken de sadece CHP değil, MHP’nin özel kaleminin de aradığını belirtti.
Sözde Yurtta Sulh Konseyi üyesi olmadığı anlaşıldıktan sonra 15 Temmuz yaralamalarına ilişkin dosyaları ayrılan 14 sanığın yargılanmasına devam edildi.
Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Sincan Cezaevi Yerleşkesi’ndeki duruşma salonunda görülen davada, Savcının esas hakkındaki mütalaasında beraatını talep ettiği isimlerden olan Hulusi Akar’ın eski özel kalem müdürü Ramazan Gözel savunma yaptı.
Tutuklandığı 17 Temmuz’dan bu yana 10 yıl boyunca hep aynı şeyleri söylediğini ve bunları tekrarlamaktan bıktığını, ancak sadece 15 Temmuz gerçeğinin ortaya çıkmasına katkıda bulunmak amacıyla savunma yaptığını kaydeden Gözel, “Hulusi Akar hakkında konuşmayın” mesajına rağmen, onu iyi tanıyan birisi olarak bildiklerini anlattığını ve anlatmaya devam edeceğini vurguladı.
"GÖZDEN ÇIKARILACAK İLK KİŞİ"
Akar’la Kara Kuvvetleri Komutanlığı döneminde 3 yıl, sonrasında da Genelkurmay’da çalıştığını ve kendisini mesleki safahatına bakarak bizzat Akar’ın seçtiğini belirten Gözel, şöyle devam etti:
“15 Temmuz 1960 ihtilaline benzetilerek kurgulandı. 12 Eylül’e benzetilmekten kaçınıldı. Niye 12 Eylül’e benzetilmedi? Öyle olsa Hulusi Akar burada olur, cemaat darbesi ve terörist faaliyet olmazdı. Yurtta Sulh Konseyi üyesi olduğum iddiasıyla buradayım. 1960’ta 38 kişilik konsey darbeden sonra oluşturuldu. Burada da ‘Olsa olsa bunlar olur’ mantığıyla oluşturuldu. 15 Temmuz’un ne olduğunu Hulusi Akar, Yaşar Güler, Salih Zeki Çolak’ın anlatımlarından öğrendik. Önemli faktörlerden Hakan Fidan’ın ise beyanı veya savunması olmadı. TBMM komisyonuna gönderdiği yazı bile dosyaya kazandırılmadı. Anlatımları doğru olsa bile, 15 Temmuz gibi bir olay yaşanmış; hiçbir suçu, sorumlulukları yok mu? En azından ihmalden görevden uzaklaştırılmaları gerekirdi. Kaldı ki, bilerek isteyerek yaptılar, işin içindeler. Hulusi Akar işe sıyrılma noktasından bakıyor, ama işler döndüğünde gözden çıkarılacak, buraya gelecek ilk kişi olacak.”
Gözel, 15 Temmuz’a bir günde gelinmediğine dikkat çekerken de şunları söyledi:
“Hulusi Akar 2015’te Genelkurmay Başkanlığı’na atandı. Öncesinde Haziran seçimleri olmuş ve AKP istediği sonucu alamamıştı. Kara Kuvvetleri’ndeyken çözüm süreci vardı. Operasyon için valilerden, kaymakamlardan izin alınması şartı getirildi. İzin verilmiyordu. Hulusi Akar da, ‘Hepsini arşivleyin, yarın öbür gün yargılarlar’ dedi ve bunların birer örneğinin Harekat Başkanlığı ile Adli Müşavirliklerde tutulmasını istedi.
Seçim bitti, yeniden operasyon kararı verildi. Ama bu operasyonlar askeri gereklilik için değil, siyasi politik direktifler çerçevesinde yapıldı. Hendek operasyonları hiçbir planlama olmadan yapıldı. 800’den fazla şehit, 2 bin yaralı verdik. 15 Temmuz’un yaralılarını konuşuyoruz da, oransal olarak Sakarya savaşından daha fazla rütbelinin şehit olduğu bu operasyonu konuşmuyoruz. Daha sonra Efkan Ala, ‘Zaten yetkileri vardı’ dedi. Nasıl yani? 2013’te Bakanlar Kurulu gizli karar almış, ama bunu 15 Temmuz’dan bir gün önce kanunlaştırdılar.”
"İSTİHBARİ BİLGİLERİN GÜCÜNÜ İYİ KULLANIRDI"
Hulusi Akar ile Hakan Fidan’ın, Yaşar Güler ile Zekai Aksakallı’nın ilişkisi anlaşılmadan 15 Temmuz’un anlaşılamayacağını ve anlatılamayacağını kaydeden Ramazan Gözel, şu iddialarda bulundu:
“Hulusi Akar 2011’de Genelkurmay İkinci Başkanı oldu. 2013’te de ordu komutanlığı yapmadığı halde, teamüller hilafına Kara Kuvvetleri Komutanı oldu. Hakkını vermek lâzım, akranlarına göre kendisini iyi yetiştirmiş biriydi. Asker sivil, her kesimle görüşüyordu.
Ketumdu, istihbari bilgileri alırdı. O bilgilerin gücünü de çok iyi kullanırdı. Genelkurmay’dayken Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile her şeyi paylaşmadığını biliyorum. İşi doğrudan yapanlardan bilgi alma özelliği vardı. 15 Temmuz’da yaptıkları ve yapmadıkları, işte onun bu tarzına, anlattığı kurguya uygun değil. ‘Şuraya, buraya emir verdim’ diyor, ancak kimseyle görüşmüyor. O gün hemen bir alt katında Terörle Mücadele toplantısı var. Bütün komutanlar orada, ama ‘Birliklerinizin başına gidin’ demiyor.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı mahrem iddianamesinde geçen KİP Hasan var, kuvvete gelirdi. Hulusi Akar’la ilgili anlattıkları var, şema var. KİP Hasan Adil Öksüz’ün üzerinde. Şapka kod adlı gizli tanık eski kurmay albay Hakan Bıyık’ın anlattığına göre villadaki toplantıda Adil Öksüz, ‘Hulusi Akar sıkıntı olmaz’ demiş. Bu kurgu doğruysa, Akar neye ‘evet’, neye ‘hayır’ der biliyor musunuz? Başarılı olmayacağı şeye ‘evet’ demez. Aynen helikopterle Abdullah Gül’e gidişteki gibi. ‘Darbe yaptık, başımıza geç’ denirse, ‘evet’ der.
15 Temmuz’u ancak Hulusi Akar ile Hakan Fidan’ın ilişkisini çözebilirsek anlayabiliriz. İkinci Başkan olduğunda MİT Müsteşarıyla doğrudan ilişkisi yoktu. MİT Müsteşarı teamüller gereği her hafta gelir, Genelkurmay Başkanına brifing verirdi. Ancak Necdet Özel görüşmek istemiyor, ikinci başkanı gönderiyordu. Necdet Özel’in haberi var mıydı yok muydu, bilmiyorum; ama hafta içi hafta sonu görüşüyorlar, bahçede kol kola geziyorlardı. ‘Uygun olmuyor’ diye ikaz ettik. ‘Ağzı kötü, küfreden’ denir, umurumuzda olmadı, doğruyu söylemekten geri durmadık. Hakan Fidan milletvekilliği için istifa ettiğinde Hulusi Akar, Ahmet Davutoğlu’yla birlikte onu kurtarmak için çok çalıştı. Davutoğlu buna, o Davutoğlu’na destek çıkıyordu. Hulusi Akar’ın 15 Temmuz saat 16.00’da Hakan Fidan’la telefon görüşmesi var, ama bu TBMM raporu hariç gizlendi. Ne koordine ettiler, bilmiyorum. Saat 18.00-20.30 arasında da Karargâhta bir araya geldiler. Bu kadar saat ne konuştular, ne tedbir aldılar? Onlar görüşürken ben Akar’ın Çarşamba günü katılacağı bir yemeği organize ediyordum.”
Gözel, Yaşar Güler için de, “İzmir casusluk davasının savcısı oydu. Yaşar Güler iyi bir ikinci adam. Uludere olayı Necdet Özel Paşa’nın üzerine kaldı. Oysa Hulusi Akar Karargâhtaydı, ama adı geçmez. Çünkü o zaman İstihbarat Başkanı olan Yaşar Güler işi biraz üzerine aldı. Araları çok mu iyiydi, o başka.” dedi.
“AKARA SEYYAR VAİZDİ"
Akar’ın 15 Temmuz’dan 2-3 ay önce Ankara’daki kritik birliklerin komutanları hakkında dosya hazırlanması talimatı verdiğini, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın eğitim değil tatbikat yapmasını ısrarla istediğini, yine 15 Temmuz’dan önce askeri birlik ve karargâhlar ile Akıncı dışındaki hava birliklerine gidip askerlerle görüştüğünü öne süren Gözel, şöyle devam etti:
“Kendisini kime benzetiyorduysa, kendi ifadesiyle ‘seyyar vaiz’ olarak konuşmalar yapıyordu. Ha, ‘darbe yapıyorum’ mu dedi? Hayır, ‘sizlerle beraberim’ mesajı verdi. 15 Temmuz’da Cumhurbaşkanının Özel Kalem Müdürüyle görüştü. Ne görüştüler bilmiyorum, ama Hulusi Akar Cumhurbaşkanı’nın nerede olduğunu biliyor, biz bilmiyoruz, söylemedi de. Neden 15 Temmuz’un HTS kayıtlarına girmiyorlar? O gün milletvekili Şirin Ünal’la plansız görüşme; MİT Müsteşarıyla, MİT Daire Başkanı emekli albay Sadık Üstün’le görüşmeler var. O gece Akıncı’dayken de Mehmet Dişli kanalıyla bizden Abdullah Gül, İsmail Kahraman, Ahmet Davutoğlu, Hakan Fidan’ın telefon numaralarını istedi. Darbeci dedikleri 2 dakikalık mesafede gidip onlarla görüşmüyorsun. Oysa daha önce tüm birliklere gitmişsin. Saat 21.00’den sabah 09.00’a kadar orada, ama anlattıkları ancak 1 saati buluyor. Koca orgeneral, erkekliğine de bir şey gelmesin diye, bağırıp çağırdığını söylüyor. Kabul etmediysen, niye görüşüyorsun? Rize’de yargı başkanlarıyla çay toplama işine davet edildiğinde, İstanbul’un fethinin yıldönümünde konuşma yapması istendiğinde asker olarak bunun mümkün olmadığını bildirdik. Kendisi de istemiyordu, ama Yenikapı mitinginde konuştu, 10 dakikada 38 kere teşekkür etti. Niye teşekkür etti? O kadar insanı yargıya teslim etti, hiçbirinin arkasında durmadı. Hulusi Akar iki durumda da kaybediyordu; kendisinin içinde olmadığı başarılı bir darbe veya içinde olduğu başarısız darbe, ama kaybetmedi. Koca generaller darbeyi anlamadıklarını söylerken, astsubaylara ‘Darbe yapıldığını niye anlamadın?’ diye soruldu.”
"SİYASİ İRADE AKAR'A İNANIYOR MU?"
Yıllarca sözde Yurtta Sulh Konseyi üyesi olmakla suçlandığını, ama şimdi konseyden atıldığını belirtip, “Bu kadar basit mi? 10 yıl hakkımda bir delil çıkmadı. Hiç aramadılar, arasalar bile zaten çıkmazdı. O yüzden bana delil yetersizliğinden beraat vermeyin, delilleri koyun.” diyen Gözel, hakkındaki diğer bazı iddialara cevap verirken de şunları söyledi:
“O gece CHP’den arandığım söyleniyor. Evet, CHP özel kaleminden aradılar; ama MHP özel kaleminden de aradılar. ABD’li Michael Flynn, 15 Temmuz’da general bir dostu ile görüştüğünü açıkladı, ismini vermedi. Sorun; kiminle görüşmüş? Devlet bu adama Fetullah Gülen’in getirtilmesi için milyonlarca dolar vermiş. Milletin parası bunlara gidiyor.”
Ramazan Gözel, savunmasının sonunda mahkemeden, 15 Temmuz gerçeğinin ortaya çıkarılması adına Hulusi Akar, Yaşar Güler ve Hakan Fidan’ın dinlenmesini isterken, “Çok fazla şey sormayacağım” diyerek, Akar’a şu soruları yöneltti:
“Eğer MİT’in getirdiği bilgi darbe değil, 3 helikopterin MİT Müsteşarını kaçırma olayı idiyse; bu 3 helikopterin MİT yerleşkesine inip Müsteşarı kaçırabileceğini nasıl tahayyül etti? Son dönemde üst düzey kişilere yönelik tehditler olduğunu belirtti; ama aklına niye Cumhurbaşkanı, Başbakan gelmedi ve onları niye ikaz etmedi? Sonradan Yaşar Güler, dıdısının dıdısı misali, Cumhurbaşkanının Koruma Müdürünü arayıp gerekli tedbirleri olup olmadığını sorduklarını söyledi. Normal zamanda Cumhurbaşkanı ile görüşmek için can atan Hulusi Akar o gün niye görüşmedi? Madem MİT Müsteşarı kaçırılacaktı, 1. ve 3. Ordu Komutanlıklarının hava sahasının bununla ne ilgisi vardı ki oraları kapattı, ama Ege hava sahasını açık bıraktı? MİT Müsteşarının kaçırılmasıyla ne ilgisi vardı ki, Metin Gürak’ı Etimesgut’a gönderip tankların çıkışını yasakladı? Hulusi Akar bugüne kadar hiçbir söylediğimizi yalanlamadı. Acaba siyasi irade ona inanıyor mudur? Bence inanmıyordur.”