Ana içeriğe geç

Kırtasiyede vadeler bir yılı aştı, risk oranı arttı

TÜKİD Başkanı Taha Keresteci, 90 milyar TL'lik hacme sahip kırtasiye sektöründe pandemi ve enflasyonla gelen güçlenme döneminin bittiğini vurgulayarak, "15 ayı bulan uzun vadeler artık taşınamaz noktada. Doğru stok yönetemeyen ve sermayesini dışarı çıkaran imalatçı ve ithalatçıların yüzde 10'u doğrudan risk altında. Sektördeki risk oranı 2027'de yüzde 40'a çıkabilir" dedi.

Kırtasiyede vadeler bir yılı aştı, risk oranı arttı
Ekonomim.com
16

MERVE YİĞİTCAN / İSTANBUL

Yüksek faiz ortamı, finansmana erişim zorluğu ve piyasadaki likidite sıkışıklığı, bir yılı aşan vadelerle dönen kırtasiye sektörünü, nakit döngüsü krizinin eşiğine getirdi. Perakende satış fiyatlarıyla 90 milyar TL’lik ekonomik hacme ulaşan sektörde, sipariş aşamasından ödemelerin tahsilatına kadar geçen sürenin 14-15 ayı bulması, ekosistemdeki aktörleri zorluyor. Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, pandemi ve enflasyon süreciyle yaşanan büyümenin ve o dönem elde edilen ‘meyvelerin’ artık tüketildiğini, son iki yıldır bunların geri verilmesi sürecinin başladığını vurguladı. Keresteci, firmaların doğru stok yönetimi yapmaması ve sermayelerini içeride tutmaması halinde sektörde yeni bir elenme sürecinin kaçınılmaz olduğuna işaret etti.

Yüzde 5’lerdeki risk yüzde 40’a çıkabilir

Sektörün perakendeci, toptancı, imalatçı ve ithalatçı olmak üzere dört bacaklı bir yapıya sahip olduğunu ve her halkanın kendine has kronik sorunlar barındırdığını ifade eden Keresteci, en büyük tıkanıklığın finansman maliyetleri ve uzun vadeli çalışma alışkanlıklarından kaynaklandığını belirtti. Sektörün 2008 ve 2011 gibi geçmiş kriz dönemlerinde daha sert sınavlar verdiğini ancak pandeminin getirdiği ihracat başarısı ve ardından gelen enflasyonist rüzgarla geçici bir güçlenme dönemi yaşandığını hatırlatan Keresteci, şu ifadeleri kullandı: "Şu an herkes geçmişteki o güçlü dönemin meyvesini yiyor ancak son 2 yıldır pandeminin kazandırdıklarının geriye verilmesi, yani cepten yeme süreci başladı. Sektörümüzde siparişin verildiği günden ödemenin alındığı güne kadar geçen süre 14-15 ayı buluyor. Bu süreç distribütör ve toptancıların üzerinde ciddi bir garantörlük yükü oluştururken, stok maliyetlerini de katlıyor. Kazandığı parayı içeride tutmayıp dışarı çıkaran, öz sermayesi yerine tamamen dış kaynakla dönmeye çalışan işletmeler için çember daralıyor. Buradaki en büyük hata doğru sermaye yönetimi yapamamak. Şirketler kazandım zannettikleri parayı içeride tutmayıp dışarıya, gayrimenkule, farklı alanlara çıkardılar. Oysa o paranın yarısı dönen sistemin içindeki paraydı, kendilerinin değildi. Şimdi o para geri dönmüyor ve finansman pahalı. Sektörde yüzde 5’lerde olan genel risk oranının bu yıl yüzde 25’lere, 2027’de ise yüzde 40’lara tırmanacağını düşünüyorum. Bu oran ekosistemin neredeyse yarısının güçsüzleştiğini gösterir. Sistem bu tıkanıklığa geldiğinde maalesef piyasada 'Evimi, arabamı satmayayım, onun yerine çekimi yazdırayım' mantığı başlıyor. Sonuç olarak imalatçı ve ithalatçı kadrosunun yüzde 10’u doğrudan kapanma riskiyle karşı karşıya kalacak. Bugün 200 olan ithalatçı sayısından 60 ila 80 arasındaki firma sistemden elenebilir."

TAREKS testleri enflasyonu tetikliyor

Sektörün ithalat ve imalat bacağındaki ikinci büyük operasyonel darboğazı ise piyasa denetimleri ve gümrüklerdeki bürokratik TAREKS süreçleri oluşturuyor. Kırtasiye sektörünün ürün güvenliği denetimlerinde yüzde 99,33 gibi çok yüksek bir başarı oranına sahip olduğunun altını çizen Keresteci, buna karşın her yıl tekrarlanan test zorunluluğunun maliyetleri yukarı çektiğini dile getirdi. Keresteci, şöyle devam etti: "Dünya genelinde ve Avrupa mevzuatlarında bu ürün güvenliği testleri 3 yılda bir talep ediliyor. Ancak Türkiye'deki mevzuat gereği biz bu testleri her yıl sil baştan yaptırmak zorundayız. Zaten küresel standartlara uygun, güvenli ürün getiriyoruz. Her yıl aynı ürünün her rengi, her çeşidi için yeniden test açılması; antrepo, navlun, ardiye maliyetlerini ve test firmalarına ödenen paraları katlıyor. Üstelik bu ürünlerin tamamını tüm dünyaya satamadığımız için, Türkiye nüfusu ölçeğinde testlerin birim maliyeti çok yüksek kalıyor. Bu durum kırtasiye ürünlerindeki enflasyonu doğrudan tetikliyor ve fiyat artışlarına neden oluyor. Eğer bu test zorunluluğu Avrupa'daki gibi 3 yıllık periyotlara çekilirse, maliyetler düşer ve Türk halkı nitelikli kırtasiye ürününe çok daha uygun fiyatla ulaşabilir."

Kaçak ürün payı yüzde 10’a çıktı

Sektörün önündeki üçüncü büyük tehdit ise piyasayı hem ciro hem de güvenilirlik açısından baltalayan merdiven altı yapılar. Kağıt ürünleri dışarıda tutulduğunda, özellikle kırtasiye materyalleri ve oyuncak grubunda denetimsiz ürünlerin payının hızla arttığının altını çizen Keresteci, kamunun denetim stratejisini değiştirmesi gerektiğini söyledi. Geçmiş yıllarda yüzde 5 civarında seyreden sahte, merdiven altı ve kaçak ürünlerin toplam pazar içindeki payının yüzde 10’lara yaklaştığına dikkat çeken Keresteci, “Bu ürünler tamamen kimliksiz… Ne ithalatçı bilgisi var ne imalatçı bilgisi. Bu durum yasal çalışan sektörü vurduğu gibi kamuda ciddi bir vergi kaybı yaratıyor, en önemlisi de çocuk sağlığını tehlikeye atıyor. Biz her platformda ve devlet kademelerindeki görüşmelerimizde bunu dile getiriyoruz. Bakanlığın piyasa denetimlerinde zaten rüştünü ispatlamış, kimliklik ve kurumsal firmaları incelemek yerine; doğrudan bu merdiven altı, kaçak ve kimliksiz yapıların üzerine operasyonel olarak gidilmesini talep ediyoruz. Gerçek savaşın buralarda verilmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Modernleşmiş kırtasiyeler yaygınlaşıyor

Zincir marketlerin ve online kanalların dönemsel baskısına karşı perakende ayağında radikal bir dönüşüm planını devreye aldıklarını kaydeden Taha Keresteci, geleneksel sokak kırtasiyelerinin artık kitap, oyuncak, hediyelik eşya ve kafe konseptli modern yaşam alanlarına dönüştüğünü aktardı. Türkiye genelindeki 5 bin profesyonel kırtasiye noktasının yüzde 15'inin modernize edildiğini ve kafesiz ama tamamen modernleşmiş 500'ün üzerinde mağaza sayısına ulaşıldığını dile getiren Keresteci, "Şu an dönüşümün lokomotifliğini İstanbul yapıyor. Anadolu’da da bu hıza ayak uyduran çok güçlü şehirlerimiz var. Örneğin Trabzon’da 12 modern kırtasiyemiz bulunuyor ve bunların 2 tanesi kafe konseptli. Keza Samsun’da 10 modern noktanın 2’si kafeli modele geçti. Deprem bölgesi Malatya’da 5 modern kırtasiyemizin 1 tanesi, Ordu’da ise 4 modern noktamızın 1 tanesi kafe konseptiyle tüketicilere güvenli birer yaşam alanı sunuyor. Konsept mağaza yapısında dünya genelinde birinci sırada olduğumuzu düşünüyoruz" değerlendirmelerinde bulundu.

Kaynağa Git

İlgili Haberler