İkinci kez buradayım. Geçen yıl sakin sakin kahvemi içerken yanından Totti'nin geçmesi daha büyük şoktu. Bu sene futbolun büyük yıldızlarının bir kol mesafesi uzağımızda kıran kırana padel oynamalarına biraz daha alışkınız. Yine de sürreel bir ortam tabii: Sağında Ceccarelli, solunda Candela, biraz ilerde Llorente, hafif beride Ronald de Boer, Massimo Oddo, Locatelli… Öyle ki Mehmet Topal, Aydın Yılmaz, Uğur Demirok gibi bizden olanları; Mertens, Atiba, Jahović gibi bizden saydıklarımızı söylemiyorum bile. Herkes gayet normalmiş gibi davransa da ortam hiç normal değil.
World Legends Padel Tour, adından da anlaşılacağı üzere efsanelerin buluştuğu bir turnuva ama efsaneler sembolik değil, gayet somut şekilde ter döküyor, rakete vuruyor, bağırıyor çağırıyor, futbolcu denen türün kaybetmeye pek tahammülü olmadığını bir kez daha hatırlatıyor ve kesinlikle çok eğleniyorlar.
Totti, Çelik ve Roma
Ortamdaki herkesin gözü Francesco Totti'de. Basının yanına ilk gelen isim de o. Kariyeri boyunca yalnızca tek bir kulüpte oynamış, o kulübü bir yaşam biçimine dönüştürmüş yıldız futbolcu buradaki efsanelerin en efsanelerinden biri. Evet biraz kilo almış ama hala karizmatik ve hala İngilizce konuşmuyor. Daha önce de burada oynadığını ve İstanbul'a bayıldığını anlatıyor tercüman eşliğinde. Türk futbolunu takip ettiğini, ligimizin çok büyüdüğünü ve tüm dünyada izlendiğini söylüyor ama asıl Zeki Çelik'ten söz açılınca gözleri parlıyor. Çelik'in çok yönlülüğünü, hem sağda hem solda oynayabilmesini, hem hücuma hem savunmaya katkısını takdirle anlatıyor. Kenan ve Hakan’ı da soruyoruz ama adam Romalı, o bize Zeki’yi anlatmaya devam ediyor.

Dünya Kupası'nda gol atmış, final oynamış, kupa kaldırmış birini bulmuşken tabii ki turnuvayı da soruyoruz. "Türkiye'yi çok yakından takip ediyorum" diyor. Yıllarca aynı formayı giydiği takım arkadaşı Vincenzo Montella takımımızın başında olduğundan bu çok normal ve sadece biz değil, Totti de Türkiye adına çok şeyler bekliyor Dünya Kupası'ndan.
İtalyanların yokluğunu, "Sadece bizim için değil, herkes için büyük kayıp" diye özetliyor. "İtalya Dünya Kupası'na her gittiğinde iyi bir hikâye yazdı. Umarım en kısa zamanda ait olduğumuz yere döneriz." Unutamadığı anısını sormaya gerek yoktu ama sorduk. Tabii ki 2006’da Dünya Kupası'nı kazanmak dedi. Pazar günkü finalde, İstanbul’daki padel kupasını da o ve takım arkadaşı Locatelli kazandı zaten. Demek kazanmak gerçekten bir alışkanlıkmış. Gerçi bu isimlerden hangisi kazanmaya alışkın değil ki?
Oddo: 'Türk futbolu iyi bir noktada'
2006'nın Dünya Kupası şampiyonu kadrosundan bir isim daha karşımızda: Milan'dan da hatırlayacağınız Massimo Oddo. Dünya şampiyonu İtalya'nın sağ bekine Beşiktaş'ın çiçeği burnunda teknik direktörü Vincenzo Italiano'yu soruyoruz: "Eski takım arkadaşım, birlikte oynadık. Çok iyi bir antrenördür; en alttan başlayıp zirveye çıktı. Her şeyi hak ediyor, başarılar diliyorum" diyor.

Eski takım arkadaşları demişken. Montella'yı da soruyoruz, onun performansından da çok mutlu: "Yakından takip ediyorum ve yaptıklarından gurur duyuyorum” diyor. “Türk futbolu çok iyi bir noktada ve büyümeye devam ediyor." İtalya'da bizim hangi maçları gösteriyorlar acaba? Neyse.
Kaybolmaya yüz tutmuş bir türün temsilcisi Llorente
Fernando Llorente, futbolun gördüğü klasik 9 numaralardan biriydi: Uzun boylu, ceza sahası içinde tehlikeli, birkaç savunmacıyı birden oyalayan ve ortalığı karıştıran… Bir dönem Juventus'ta oynadığı için olsa gerek, akıcı bir İtalyancayla konuşuyor.
İspanya ile 2010'da Dünya Kupası, 2012'de Avrupa şampiyonluğu kazanan efsane kadronun bir parçasını karşımızda bulunca padel sorularını yine hızlı geçiyoruz: "Bugün benim gibi 9 numaralar azalıyor" derken sesinde hüzün var. Artık hocalar hareketli, alan yaratan, pres yapan forvet tipini tercih etse de ceza sahasında savunmayı bağlayan, doğru anda doğru yerde olan Llorente tipi bir santrafora dün-bugün-yarın kimsenin hayır diyeceğini zannetmiyorum.

Dünya Kupası’nda İspanya'dan beklentisi yüksek: "Herkes İspanya'yı yenmek için çıkacak, bu yüzden kontrollü, oyun içinde kalan ve sonuca giden bir takım olmak zorundayız" diyor. Lamine Yamal için, “Kariyerimde ender gördüğüm yeteneklerden, çok kolay adam geçiyor" diyor. Nico Williams'ı EURO 2024'teki gibi görmek istiyor. Rodri'nin sakatlık öncesi formuna döneceğini umuyor. Fermín'in yokluğuna açıkça üzülüyor.
O da Türk futbolunu yakından takip ettiğini söylüyor. İspanya Türkiye ile aynı gruptaydı tabii, oradan da aşinadır. İspanya’daki temsilcimiz Arda Güler için, "Topa dokunuşu, topu kontrolü, oyunu okuyuşu üst düzey. Yanında rekabetçi bir takım olduğunda ve o takımın içinde yer bulduğunda beklentiler de yükseliyor. Bence ilerde daha da iyi olacak ve harikalar yaratacak." Görüşlerine önem verdiğimiz bir aile büyüğü çocuğumuzu övmüş gibi seviniyoruz.
Atiba: Beşiktaşlı bir Kanadalı
Kanada efsanesi Atiba Hutchinson yabancımız değil. Beşiktaş'ta geçirdiği on yıl onu bu şehrin bir parçası haline getirdi. Futbolu bırakmasına rağmen ailece burada çok mutlu oldukları ve çocukların okulu devam ettiği için ülkelerine dönmediler.
Futbolculuğunda röportaj vermeyi çok sevmeyen Atiba kendini iyiden iyiye padele vermiş durumda. Futboldaki kadar disiplinle oynadığı padelde her hafta sonu başka turnuvaya katılıyor ama “Henüz hiçbir şey kazanamadım" diyor gülerek. Kanada'nın bu Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olmasından büyük heyecan duyuyor.
“Ülkemizde hiç Dünya Kupası olmamıştı" diyor mutlulukla, Kanada’da performansını en merakla beklediği oyuncu İsmail Koné: "İtalya'da iyi bir sezon geçirdi, bu turnuvada ondan beklentim büyük."
Atiba, turnuva boyunca Kanada'da resmi yayıncıda yorum yapacakmış. "Türkiye’den de bol bol bahset" diyoruz. En yakından izleyeceği diğer takım Türkiye olacakmış zaten. Orkun Kökçü ve Kenan Yıldız’ı özellikle takip edeceğini söylüyor.
Candela da Zeki Çelik hayranı
Roma'nın efsane sağ beki Vincenzo Candela ile hem İtalya'dan hem Fransa'dan konuşuyoruz. Geçirdiği kalça ameliyatına rağmen sporu bırakmamış, turnuvanın en iddialılarından biri. "Burası cennet gibi" diyor İstanbul'u sorduğumuzda. "İnanılmaz bir manzarada, denizin kenarında, arkadaşlarımla padel oynuyorum, insan başka ne ister ki?" diyor. Keşke şampiyon olmayı isteseymiş. Finalde Tottilere kaybedip ikinci oluyorlar.
"Zeki Çelik'e bayılıyorum" diyor Candela. Milli futbolcumuzu en iyi değerlendirebilecek isimlerden biri, yıllarca Roma’da Zeki’yle aynı mevkinin efsane oyuncusuydu: "Zeki tıpkı benim gibi hem savunmanın merkezinde hem bekte görev yapabiliyor, dört dörtlük bir oyuncu. Roma taraftarı olarak onu izlemekten çok keyif alıyorum".
Onunla konuşabileceğimiz iki takım daha var: "Fransa benim vatanım, tabii ki Fransa’nın kupayı kazanmasını istiyorum. İkinci vatanım İtalya için ise gerçekten üzgünüm". Kim değil ki Candelacığım?
Mehmet Topal: "Grubumuz kolay değil"
Mehmet Topal, Türk futbolunun sessiz ama etkili isimlerinden biri. Burada da her zamanki gibi sakin ve ölçülü. Takım arkadaşı Jahović ile iyi bir ikili olmuşlar: "Biz zaman buldukça keyif için oynuyoruz ama karşımızda haftanın beş altı günü antrenman yapan rakipler var" diyor. Gerçekten de yabancı efsaneler, bizim efsanelere göre baya üstünler.
Dünya Kupası konusu açılınca daha coşkulu yanıtlar geliyor Topal’dan: "80 milyon olarak heyecanlıyız, tek yürek olmalıyız ama bu heyecanın milli takımın üzerinde baskı yaratmaması çok önemli" diyor. 2008 jenerasyonunun bir parçası olarak büyük turnuva oynamanın ne anlama geldiğini en iyi bilenlerden biri. Gerçi ‘baskı yaratmamamız’ gerektiğini söyledikten iki cümle sonra, "Bu takım en az çeyrek final, hatta yarı final oynamalı. Oraya gelirsek neden final oynamayalım ki?" diyor ama olsun. Onunki milli takımın potansiyeline gerçekten inanan, o yollardan geçmiş birinin samimi düşünceleri: "80 milyon arkalarında, skor ne olursa olsun tek görmek istediğimiz mücadele etmeleri. Bunu yaptıktan sonra iyi sonuçlar alacaklarına inanıyorum" diyor. Biz de öyle.
Haliç’te güneş batarken ayrılıyoruz alandan. Cumartesi akşamı tersanenin AVM tarafını doldurmuş çoğu turist kalabalıklar hemen yan taraftaki turnuvadan habersiz mutlu mutlu alışveriş yapıyorlar. Spor yazarı olarak biz hafta sonları çalışmaya alışkınız da bugün sanki çalışmış gibi değil, çok uzun zamandır görüşmediğimiz dostlarımızla sohbet etmiş gibi hissediyoruz nedense. Gelecek sene görüşmek üzere dostlar, inşallah Türkiye konusunda haklı çıkarsınız.