Yamaçlar yemyeşil. Üzerlerinde koyunlar, inekler. Tepeler silme kayın, ladin, karaçam ve meşe dolu. Almanya’nın güneyi çok sıcak bir yaz geçiriyor. Dereler her zamanki gibi köpüre köpüre akmıyor.
Bir buçuk saatlik yolculuğun ardından trenden indiğimiz Triberg, dar bir vadinin yamaçlarına kurulmuş, şifalı suları ve guguklu duvar saatleri ile ünlenmiş bir kasaba.
1730 yılında Schönwald'lı saatçi Franz Ketterer'in buluşu olan, ıhlamur ağacından yapılan bu saatler, bir Karaormanlar simgesi. Birçok yabancı için hâlâ guguklu veya kuşlu saat demek Almanya, Karaormanlar demek! Üstün el işçiliği gerektiren bu duvar saatleri ülkenin geleneği.
Almanya'nın, Fransa ile İsviçre sınırına yakın bu yöresi kuşlu saatlerin doğduğu topraklar! Yörede yapılacak bir gezide Triberg'e yakın Schonach ve Schönwald'dan başka Furtwangen'e de uğramak bir zorunluluk. Alman Saat Müzesi bu kentte. Müzede sergilenen olağanüstü güzellikte 1200 tarihi saatin karşısından ayrılmak kolay değil.
Kimileri bir dolap büyüklüğünde ayaklı saatler, kimileri paha biçilemeyen küçük cep saatleri. Müzede değişik dönemlerden ve ülkelerden kilise kulesi saatleri, değişik melodiler çalan müzikli saatler de var.
DAKİK ÇALIŞIYOR
Triberg'den Schonach'a uzanan yol karaçamların arasından, küçük derelerin kıyısından, şelalenin üstündeki köprüden, çatıları dört köşe köy evlerinin önünden geçiyor. En başarılı ustaların çıktığı söylenen Schonach'ta, Josef Dold'un 1970'te yapmayı başardığı dev saat bildiğimiz saatin tam 50 katı büyüklüğünde.
Triberg'de de bir evi andıran başka bir guguklu saat duruyor. Tabii ikisi de dakik çalışıyor. Son 20 yıldır Çinli yapımcılar bu "Kara Ormanlar Guguklu Saatleri”ne de el attı...
Yöreye gelenler isterlerse Triberg'den yola çıkarak Almanya'nın güneybatısındaki olağanüstü doğasında yapacakları bir yürüyüşle Tuna’nın kaynağı Donaueschingen’e, oradan da güzel göl Titisee'ye de ulaşabiliyor. Dağ yürüyüşlerini sevenler Titisee’ye 1500 metre tepeden bakan Feldberg dağına çıkıyor, kışları orada kayak yapıyor.
Göz alabildiğine çayırlar, çam ormanları, yer yer kayınlar, meşeler yürüyene yol boyunca eşlik ediyor. Yamaçların bitiminde, aşağıda vadilerde, çayırların ortasında kocaman çiftlik evleri. Zamanı olan yürüyüş meraklısı, üzerinde küçük gemilerin gezindiği Titisee’de geceledikten sonra güneye uzanıp üç ülkenin gölü Konstanz kıyılarına iniyor. Ve birkaç adım sonra da kendini İsviçre’de buluyor.
II. ABDÜLHAMİT'İN SAATÇİSİ MEYER
Şöyle bir uzak geçmişe gidelim. Yıllardan 1938. Semiha Güzelhisar ile evlenen Burhan Arpad günün birinde Osmanbey'deki evine kolunun altında bir karton kutuyla gelir. İçinde bir saat vardır. Koskocaman bir Karaormanlar guguklu saati! Onu Karaköy'deki "Alman saatçi” Emil Meyer'den almıştır. Oğlu da torunu da yarım saatte bir yuvasından çıkıp "guguk” diyen kuşun sesiyle büyüdü... Johann Meyer, 1876'da Berlin'den Sultan II. Abdülhamit'in sarayına saatçibaşı olarak gelir.
Şehzadelerin, hanım sultanların, vekil ve nazırların, yüksek memur ve komutanların saatleriyle ilgilenir. Ancak zamanla saraydaki entrikalardan rahatsız olmaya başlayan Meyer, 1878'de Yıldız'daki görevinden ayrılır. Fransızların inşa ettiği Tünel, kısa süre önce açılmıştır. Meyer, hemen Karaköy çıkışına birkaç adım ötedeki bir dükkânı devralır. Avrupa'dan saatler getirtir, saatler tamir eder. İstanbul'da ünlenir. 1895 yılında Dolmabahçe Saat Kulesi'ne Fransa'dan satın alınan Paul Garnier yapımı büyük saatleri takar. Meyer sülalesi saatçilik mesleğini 1981 yılına kadar Karaköy'deki dükkân ve imalathanelerinde sürdürür.
Yıllar sonra, üniversiteye gittiğim yıllarda haftanın birkaç günü çevirmen olarak çalıştığım Heidelberg Baskı Makineleri temsilciliği de Meyer'le aynı sokaktaydı. Şirketin, Almanya Heidelberg'deki merkeziyle 1935'te bir sözleşme yapmış olan Yunus Nadi, Cumhuriyet Gazetesi‘nin matbaasına usta olarak Willi Blümel'i getirtmişti.
Avrupa'da savaşın başlamasıyla Türkiye'de kalmaya karar veren Blümel, bir şirket kurup Almanya'dan onlarca yıl baskı makineleri ithal etti, Türkiye'de sayısız baskı ustası da yetiştirdi. Küçük Bebek'te denize sıfır evinde yaşadı. 1984'teki ölümüne dek İstanbul'u hiç terk etmedi. Yaz kış Boğaz'ın sularında yüzdü. Aile dostumuzdu!