Ana içeriğe geç

Duygusal zekânın icadı

Duygusal zekâ, uzun yıllardır kişisel gelişimin vazgeçilmez kavramlarından biri olarak sunuluyor. Ancak bu yaklaşım, duyguların iş yaşamındaki verimliliği artıran bir sermayeye dönüşmesini ve kapitalizmin insanın iç dünyasına kadar uzanan yeni yönetim biçimlerini de tartışmaya açıyor.

Duygusal zekânın icadı
Cumhuriyet
16

Eva Illouz, “duygusal kapitalizm”in metalarla duyguların kesişme noktasında gerçekleştiğini söyler. Duygusal kapitalizm, tüm duyguların değiş-tokuş niteliğiyle, bir piyasa değeri olduğunu bize ima eden ve dahası metalara da duygu yükleyen bir sistemdir.

Duyguların metalaşması, ölçülebilir olduğunun ve dolayısıyla bilimselleştirilebileceğinin söylenmesidir. Metaların duygusallaşması ise bir buzdolabı reklamında rahatlıkla görebileceğimiz şuna benzer bir sloganda kendisini gösterir: Yalnızca yiyeceklerinizin tazeliğini korumaz, ailenizdeki herkesin o eşsiz gülüşünün de hep taptaze olmasına yardım eder… Veya araba reklamlarında güzel kadınların o cezbedici bakışlarının hemen sonrasında, “Sizi uçuracak olan şey tam da budur!” denilmesi gibi.

Reklam aracılığıyla tanıtılan neredeyse tüm ürünlerde durum budur: Tüketicinin duygularına seslenmek.

BEŞ BECERİ

1990’larda icat edilen “duygusal zekâ”, duygusal kapitalizmin ortaya çıkardığı, gelişip her alana nüfus etmesine katkı sunduğu bir icattır. Duygusal zekâ beş alanda sınıflandırılabilecek beceriler içerir: Öz farkındalık, duyguların yönetimi, kişinin kendini motive etmesi, empati ve ilişkilerin yürütülmesi. “Bu sınıflandırmanın nasıl bir zararı olabilir?” diyebilirsiniz. Eva Illouz’e kulak verelim: Kendisi, meselenin doğrudan kapitalizmle bir ilişkisi olduğunu söylüyor.*

Duygusal zekâ sınıflandırması ve bazı psikologlar tarafından hazırlanmış duygusal zekâ testleri, duygusal kapitalizmin işyerlerinde işverenin elde edeceği karı arttırmak için icat edilmiş şeylerdir. Illouz, bir iş makalesinden alıntı yapar ve şöyle der:

Çok uluslu bir danışmanlık firmasındaki deneyimli ortaklar duygusal zekâ yeterlilikleri açısından ve buna ek olarak üç farklı alanda değerlendirmeye tabi tutuldular. 20 yeterlilikten dokuzunda ortalamanın üstünde puan alan ortaklar, diğerlerine kıyasla 1.2 milyon dolar daha fazla kar ettiler: Yüzde 139 marjinal kazanç.”

Duygusal zekâ, sırf kişinin ekonomik verimliliği için değil aynı zamanda duyguları yönetmek için de son derece önemlidir. Duygusal açıdan becerikli olmak iş yerleri için belirleyicidir. Bu, o kişinin hem denetleyen hem de denetlenen olması anlamına gelir.

BİZ BİR AİLEYİZ!’

Duygusal zekânın ve duyguların işyerlerinde artan önemi kendisini özellikle “biz bir aileyiz!” sloganıyla gösterir. İşyerlerinde sıkça kullanılan bu slogan duygusal kapitalizmi anlamanın neredeyse anahtarıdır diyebiliriz. Aile bir insanın kök saldığı, güvendiği ve tüm duygu durumlarını rahatlıkla açabildiği bir kurumdur. İnsanlar genelde her şeyden önce ailelerine öncelik verirler. Aile bireyleri birbirlerini maddi, manevi olarak karşılık beklemeden destekler ve güvenlik, mutluluk, sağlık gibi temel yaşamsal konularda aileleri için çaba sarf ederler.

İnsan yaşamında bu dönemli önemli olan ailenin bir slogan yoluyla iş yerine yansıtılması ne anlama gelmektedir? Yanıtlamak zor olmasa gerek. Çalışma ortmaında tıpkı ailede olduğu gibi tüm duygularımızı, özverili oluşumuzu, hayallerimizi kullanmamız istenmektedir. İşyerini aile olarak görmek işyerinde verimliliği arttırmaktadır. Illouz, eserlerinde bu konuda sayısız veri paylaşır. Peki ortaya çıkan verimliğin maddi çıktısı yani sermaye nereye gitmektedir? Çalışanların cebine gitmediği gün gibi ortadadır. “Biz bir aileyiz!” sloganında sözü edilen aile sevgisi tek yönlü bir sevgidir. çalışanların işvereni tıpkı kendi ailesini sevdiği gibi sevmesi talep edilmektedir ama iş, çalışanın sevilmesine gelince ortada aileden eser kalmamaktadır.

* Eva Illouz, Soğuk Yakınlıklar, Çeviren: Özge Çağlar Aksoy, İletişim Yayınları.

Kaynağa Git

İlgili Haberler