Tarihin en yetenekli süvarileri olarak bilinen Komançi kabilesi (Numunuu), vahşi mustang’leri yakaladıklarında modern insanın düştüğü en büyük yanılgıya düşmezlerdi: Onları domine edip, ruhlarını kırıp zorla boyun eğdirmeyi seçmezlerdi.
Komançi kültüründe güç, karşıdakini ezerek değil onunla uyumlanarak gösterilirdi. Onların yöntemi, korkuyu güvene dönüştüren derin bir psikolojik ve biyolojik aktarımdı. Amaç, kontrol altına alınmış köle bir canlı değil, kendi gücünün farkında olan ama bu gücü binicisiyle paylaşmayı seçen bir yol arkadaşı yaratmaktı.
Bugün modern dünyada, özellikle insan ilişkilerinde yaşadığımız tıkanıklıkların temelinde de çoğu zaman karşı tarafı biçimlendirme ve domine etme arzusu yatıyor. Komançilerin yüzyıllar önce uyguladığı üç kadim adıma bakmak, bize tahakküm kurmadan bağ kurmanın yollarını anlatıyor.
1 - NEFESİN DİLİ (BURUN BURUNA REGÜLASYON)
Bir Komançi savaşçısı vahşi bir atı yakaladığında, hayvana yaklaşır, gözlerini hafifçe kapatarak görsel panik etkenini azaltır ve ardından kendi nefesini doğrudan atın burnuna doğru üflerdi.
At dünyasındaki karşılığı: Atlar dünyayı kokularla ve nefes alışverişleriyle anlamlandırır. Savaşçı kendi sakin nefesini atla paylaştığında, hayvanın beynindeki "savaş ya da kaç" merkezini (amigdala) bir kenara koyar ve kokuyu "güvenli sürü üyeleri" dizinine kaydederdi.
İnsan Karşılığı: Bir ilişkide partnerimiz, dostumuz veya bir yakınımız savunma moduna geçtiğinde, öfkeyle parladığında veya içine kapandığında sesimizi yükseltmek veya mantık sınırlarında baskı kurmak yalnızca hayatta kalma güdüsünü tetikler. Gereksinim duyduğumuz şey karşılıklı sakinleşmedir. Kendi sinir sistemimizi sakin tutarak onun alanına girmek, "Seni kontrol etmek istemiyorum, seni duyuyorum, buradayım ve senin düşmanın değilim" demenin en yalın halidir.
2. SOSYAL ÇIPA (SAKİN KISRAK TEKNİĞİ)
Komançiler yeni yakalanan vahşi bir atı asla tek başına, korkusuyla baş başa kalacağı bir yere kapatarak onu çaresizlikle dize getirmeye çalışmazlardı. Onu hemen "sakin kısrak" ismi verilen, evcil, deneyimli ve insanlara güvenen bir atın yanına bağlarlardı.
At dünyasındaki karşılığı: Vahşi at insanlara nasıl güveneceğini bilmez ama başka bir atın beden dilini okumayı çok iyi bilir. Yanındaki sakin kısrağın insandan ürkmediğini, rahatça otladığını gördükçe ortamın güvenli olduğunu baskı altında kalmadan, gözlemleyerek öğrenirdi.
İnsan Karşılığı: Yaşantımızda büyük dönüşümlerden geçerken veya yeni bir ilişkiye adım atarken yalnız kalmak veya sürekli sorgulanmak güvensizliği besler. İlişkilerde karşı tarafı manipüle ederek değiştiremeyiz. Bize neyin "güvenli" ve "sağlıklı" olduğunu hatırlatacak sosyal çıpalara, yani sakin ve dengeli ilişki modellerine gereksinim duyarız. Güvenmeyi, güvende olan ve domine edilmeyen insanları izleyerek yeniden öğreniriz.
3. DERİN SUYA DOĞRU (SÜRTÜNMEYİ AZALTMAK)
Atın üzerine ilk kez binileceği yani ilişkinin en önemli, riskli ve güç savaşlarına en açık eşiğine gelindiğinde, Komançi eğiticileri atı bel hizasına gelen derin bir suya veya yumuşak bir nehir yatağına götürürlerdi.
At dünyasındaki karşılığı: Bu tamamen akıllıca bir biyomekanik hamledir. Suyun direnci nedeniyle at istese de sertçe şahlanamaz veya hızla kaçamaz. Su, panik enerjisini söndürür. Eğitici, atı fiziksel güçle baskılamak yerine doğanın gücünü kullanarak ortamı sakinleştirir. Üstelik binici düşse bile yumuşak bir zemine düşer, böylece iki taraf da zarar görmez.
İnsan Karşılığı: İlişkilerde zor konuları konuşacağımız, sınırları test edeceğimiz veya büyük riskler alacağımız zaman bunu güç savaşlarına açık, yüksek stresli ortamlarda yapmamalıyız. İlişkiyi "derin suya" taşımalıyız. Yani tarafların birbirini baskılamasına olanak tanımayan ve olası bir anlaşmazlıkta (düşüşte) iki tarafın da kalıcı yaralar almayacağı güvenli, izole alanlar yaratmalıyız.
KONTROL YERİNE SEVGİ
Komançiler bilirlerdi ki baskılanan, iradesi kırılan bir canlı tüm gücünü ve savaşçı ruhunu kaybeder. Onların amacı, atın tüm potansiyelini koruması ama bu gücü gönüllü olarak ortak bir amaca yönlendirmesini sağlamaktı.
İnsan ilişkilerinde de en büyük yanılgımız, sevgiyi kontrolle karıştırmak ve karşımızdakini domine etmeye çalışmaktır. Oysa gerçek bir bağ, karşı tarafın alanını daraltarak ve ona boyun eğdirmek değil, onun kendi kimliği ve benzersiz gücüyle tamamen kendi isteğiyle yanınızda koşmayı seçeceği o güvenli alanı yaratabilmektir.