Ana içeriğe geç

‘Ünlü’lere ‘uyuşturucu’ operasyonları

Uyuşturucu operasyonları gösteriyor ki, iktidar popüler kültür alanını topyekûn dizayn etmek istiyor. En azından sektörü derin bir suskunluğa sürüklemek... Buradan gelecek en ufak sese tahammülleri yok. Buna Gezi direnişinden de aşinayız.

‘Ünlü’lere ‘uyuşturucu’ operasyonları
Evrensel
16

Ege Karacan

Bir süredir dizi oyuncularından şarkıcılara kadar birçok “ünlü” isme yönelik ‘uyuşturucu’ operasyonlarına tanık oluyoruz. Bu operasyonların genellikle “siyasi olmadığı”, “gündemi değiştirme” amaçlı yapıldığı düşünülüyor. Çoğu zaman sessizlikle geçiştiriliyor… İçlerinde itibarı olmayan, iktidara yakın isimlerin de yer alması bu algıyı destekliyor. Buradan güç alan iktidar yargısı ve kolluğu dolu dizgin “uyuşturucu” operasyonları düzenliyor. Ülkede uyuşturucuya karşı amansız bir mücadele veriliyormuş tablosu çizilirken bu kadar operasyona rağmen uyuşturucu baronlarının yakalandığını duymuş değiliz henüz.

Operasyonlar gündemin kendisi

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekiyor. Popüler kültür ikonlarına, dizi oyuncularına, şarkıcılara yapılan ‘uyuşturucu’ operasyonları; son dönemde CHP’li belediyelere yapılan “yolsuzluk” operasyonlarından, mutlak butlanla ana muhalefet partisinin dizayn etme çalışılmalarından bağımsız değil. Yani gündemi değiştirme amaçlı yapılmıyor. Bu ‘uyuşturucu’ operasyonları, doğrudan gündemin bir parçası olarak şekilleniyor. Asıl amaçsa iktidarın faşizan uygulamaları karşısında toplumu söz söyleyemez, tepki gösteremez hale getirmek gibi görünüyor. Bu alandaki isimleri itibarsızlaştırarak halkın gözünden düşürmek...

Neden mi?

Baskı ve yasaklara rağmen…

Gezi’den bu yana özellikle son 7 yıldır ekran yüzleri zaman zaman birçok konuda iktidarı rahatsız edecek tutumlar aldı, açıklamalar yaptı. 2019’daki İstanbul Belediye Başkanlığı seçimlerinde, orman yangınlarında, Hatay depreminde ve son olarak 29 Mart darbesinde sözlerini esirgemediler. CHP’nin boykot çağrısına destek veren dizi oyuncularını hatırlayalım mesela. Bu süreçte iktidar da boş durmadı. Linç kampanyalarıyla, konser yasaklarıyla, festival iptalleriyle, kamusal alandaki tecrit uygulamalarıyla sektörü zapturapt altına almaya çalıştı.

Ayşe Barım davası bunun en çarpıcı örneklerinden. Dava sürecinde Ayşe Barım’a işkenceye varan uygulamalar, destek veren birçok ismi ifade vermek zorunda bırakmalar bunun göstergesi. Tüm baskı ve yasaklara rağmen 29 Mart darbesinden sonra yine birçok oyuncu, müzisyen ve sanatçı tutum almaktan geri durmadı. Korku duvarları yıkılmıştı bir kere.

En ufak sese tahammül yok

Uyuşturucu operasyonları gösteriyor ki, iktidar popüler kültür alanını topyekûn dizayn etmek istiyor. En azından sektörü derin bir suskunluğa sürüklemek...

Buradan gelecek en ufak sese tahammülleri yok. Kullanan-kullanmayan, politik-apolitik tüm tanınmış isimlere ‘uyuşturucu’ soruşturması yapılmasının nedeni bu… AKP’nin kolluğu, kimi zaman dizi setini basıp kimi zaman da sabaha karşı evinden oyuncuları gözaltına alıyor. Amaç ise devletin ‘soğuk yüzünü’ göstererek korkutmak, ‘Ekmeğinizle oynarız’ mesajı vermek, ‘Musallat oluruz’ duygusunu pekiştirmek. İktidarın bu kadar baskıyı arttırmasının nedeni ise sallantıda olan tek adam rejiminin bekasından bağımsız değil elbette.

Gezi’den hatırlıyoruz

İyi niyetli bir şekilde uyuşturucu ile mücadele edildiği zannedilebilir. Ama devlet repertuvarı, ‘ünlü’lere dönük ‘uyuşturucu’ operasyonlarının amacının uyuşturucu olmadığını gösteriyor bize.

Mesela yakın bir tarihe, 2013 yılı ağustosuna gidelim. Bu kadar kapsamlı olmasa da o günlerde de ‘uyuşturucu’ operasyonu yapılmıştı. Kenan İmirzalıoğlu, Özge Özpirinç, Nehir Erdoğan, Engin Günaydın, Sarp Apak, Rıza Kocaoğlu, İlker Aksum, Şahin Irmak, Mehmet Erdem, Burçin Terzioğlu, Ersin Korkut ve Engin Altan Düzyatan gibi isimler gözaltına alınmıştı. Zamanlaması manidar bu operasyon, Gezi direnişinden hemen iki ay sonraydı. Çoğunluğu Gezi direnişine destek veren isimlerdi. Dava beraat ile sonuçlanmıştı. Ancak bu korkutma politikasından kimi isimler etkilenmiş ve saf değiştirmişti.

İlginçtir o günlerde de uyuşturucu baronlarına dokunulmamıştı.

Kaybetme korkusu

Asıl dert uyuşturucuyla mücadele olsaydı uyuşturucunun ülkeye girişinden dağıtımına kadar uzanan ilişki ağları açığa çıkartılırdı. Meselenin uyuşturucuyla mücadele olmadığı aşikar… Tek adam diktası kültür sanat sektöründe havlu atalı çok oldu. Yeni bir şey inşa etmesi mümkün gözükmüyor. Bu durumun da farkındalar. Elinde sadece kolluğu ve yargısıyla uygulayabildiği kaba kuvvet var. ‘Ünlü’ isimlere yönelik ‘uyuşturucu’ operasyonları sektöre dönük bir gözdağı, bir dizayn etme girişimi.

Tek adam rejiminin kaybetme korkusunun bir yansıması…

Kaynağa Git

İlgili Haberler