Tanıl Bora, Dünya Kupası'nın o naif ve evrensel ruhunun, hayatımızın orta yerine nasıl sızdığını "Kârhanede Romantizm" kitabındaki şu satırlar vasıtasıyla öyle güzel anlatır ki hepimizin bu turnuvaya olan sevdasına ayna tutar:
"Çok uzaktan gelen bir can dost, bir yakın akraba gibi gelir Dünya Kupası; sürekli onunla olunacaktır, o aralar başka kimseyle görüşülmeyecektir, eve de ancak kendisini tanıyıp bilenler kabul edilecektir."
Üstelik bu can dost, hayatın ritmini her seferinde başka türlü değiştirir.
2026 Dünya Kupası, ters saatleriyle sadece coğrafi değil, ruh olarak da en "dostane olmayan" enlem ve boylamlardan sesleniyor bize. Gökdelenler ve Beyaz Saray'ın arasında pinpon topu muamelesi gören turnuva kapıda kimlik soran, vize kuyruklarında bekleten ve kuralları kendi lehinde büken bir yabancı olarak girdi hayatımıza.
ABD Başkanı Donald Trump'ın sınırlara duvar örme hayalleri, ev sahibinin turnuva başından beri uyguladığı sıkı kontroller ve ağır akreditasyon bürokrasisi ile soyut biçimde de olsa gerçeğe döndü. O alıştığımız güneşli bayram havası, daha turnuva başlamadan yerini kara bulutlara bıraktı. Bütün emsaller içerisinde yalnızca İran Milli Takımı'nın maruz kaldığı gereksiz sıkı denetim bile Trump yönetiminin ambargoları sebebiyle yeşil sahadaki o romantik tadın bayatladığının en net göstergesiydi.
Şıracı ile bozacı
Futbolseverler olarak Dünya Kupası'nın tam da öz benliğine kavuştuğunu düşünmeye başlamışken, literatüre 'Bosman kuralı', 'Panenka penaltısı' gibi muhtemelen 'Balogun olayı' olarak geçecek hadise işin tuzu biberi oldu. ABD'li golcünün Bosna-Hersek maçında gördüğü direkt kırmızı kart ve beraberindeki gelecek maçtan men cezasının, FIFA tarafından kılıfına uydurularak 'bir yıllık denetimli serbestlik' icadıyla Belçika maçından önce iptal edilmesi bütün kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Ya da şaşkınlıktan ziyade herkesin aslında Infantino-Trump ikilisinden bekleyebileceği, 'bu kadarını yapmazlar' sınırlarının zorlandığı, Türkiye gündeminde de sık sık yaşadığımız, fakat adını henüz tam olarak bizim de koyamadığımız bir duygu bu.
Üstelik Trump'ın maça saatler kala futbol kurallarından bihaber şekilde kırmızı kartın ceza mantığını sorgulaması ve henüz oynanmamış bir maç için ceza vermenin haksızlık olduğunu savunduğu açıklamaları tabloyu iyiden iyiye trajikomik bir hâle getirdi. Trump ve FIFA Başkanı Infantino, olan biteni kazara bir çarpışma gibi sunup kırmızı kartın doğasını bile sorguladılar. O sözde 'kör ve masum' tavırları ile milyonların gözü önünde kural tanımazlığı bir erdemmiş gibi sunup birbirini aklayan bu iki figür, 'şıracı ile bozacılara' taş çıkartır.
Kurallar ne diyor?
FIFA'nın temel saha içi kurallarına göre kırmızı kart, her oyuncu için tartışmasız bir 'otomatik men' demektir. Hakem hataları dışında bu cezaların iptali pek görülmez. Ancak FIFA Disiplin Talimatı'nın tozlu sayfaları arasında unutulan, cezanın denetimli serbestlikle ertelenmesine dair "27. Madde" var. Konu ABD olunca, kitap bir anda raftan indirildi. Olayın diğer tarafı olan Belçika Futbol Federasyonu, FIFA'nın kendi disiplin kurallarını esneterek Balogun'un sahaya çıkmasına izni vermesini "şaşkınlıkla karşıladıklarını" duyurdu.
Sonuçta kim ne elde etti? Siyah takım elbiselilerle işini çözmeye çalışan ABD'nin, yeşil sahada yaklaşık 70 bin seyircinin önünde Belçika'ya 4-1 yenilerek, sarı saçlı başkanına kırmızı bir surat kazandırmış olma ihtimali var.
2026'da kameralar önünde sahnelenen bu absürtlük yine de ilk değil. Futbol tarihinin en tuhaf masa başı tiyatrolarından biri, 1962 Dünya Kupası'nda bu kez Brezilyalı yıldız Garrincha'nın baş rolde olduğu bir vakada yaşandı. "Agatha Christie Futbolu" olarak anılan o gizemli hikâyede kurallar, bugünün aksine kapalı kapılar ardında fısıltılarla bükülüyordu.
Agatha Christie Futbolu
Yıl 1962... Dünya Kupasının yedinci baharı. Ken Aston'ın trafik ışıklarından ilham alarak inşa ettiği sarı/kırmızı kart sisteminin ilk kez Dünya Kupası'nda kullanılmasına sekiz yıl var. O yıllarda bir oyuncuyu ihraç etmek, hakemin verdiği sözlü talimat ve sinirli bir el hareketiyle soyunma odasının yolunu işaret etmesinden ibaret. Ancak asıl süreç, maçın bitiş düdüğüyle başlıyordu. İhraç edilen oyuncunun kaç maç ceza alacağı, maçın ardından toplanan FIFA Disiplin Kurulu'nda belirlenir ve en hayati kanıt olarak hakemlerin ele aldığı detaylı maç raporları ile komite karşısında verecekleri yüz yüze şahitlik kullanılıyordu. Yani bir oyuncunun kaderi, düdüğü çalan adamın arka odada ne söyleyeceğine bağlıydı.
İşte Garrincha'nın hikâyesini tarihin en sansasyonel masa başı tiyatrolarından birine çeviren, sistemin şahitliğe dayalı bu boşluğuydu. Brezilya ve Şili'nin karşı karşıya geldiği yarı final maçında sahanın yıldızı Garrincha'nın tahammül sınırları kendisine atılan tekmelerle iyice zorlanmıştı. Şili'nin çeyrek finalde Sovyetleri mağlup ettiği maçta Lev Yaşin'i avlayan golü atan Eladio Rojas'ın yaptıkları bardağı taşıran son damlaydı. O gün iki gol atan, takımı da son beş dakikaya girerken 4-2 önde olan Garrincha sinirlerine hâkim olamadı ve rakibine bir diz darbesiyle vurdu. Hemen ardından sahadan ihraç edildi. Çekoslovakya ile oynanacak finalde Garrincha'nın forma giyememe ihtimali vardı.
Pele'nin sakatlığı sonrasında kupada takımı taşıyan süper yıldızından yoksun bir Brezilya düşünülemezdi. Ve onu finalde sahaya çıkaran unsur, muazzam futbolculuğundan çok arka odalarda dönen lobilerdi. O gün kararı verdiren Uruguaylı yan hakem Esteban Marino, disiplin kuruluna gitmeyip sırra kadem basmıştı. Brezilyalı gazeteci Argeu Affonso'nun 'sanki bir Agatha Christie romanından fırlamış gibi' diye tanımladığı bu gözden yok oluş hikâyesinin arkasından başka şeyler çıkmıştı. Brezilya Hakem Şefi João Etzel, Marino’ya ülke topraklarını terk etmesi için 10 bin dolar rüşvet teklif etmişti. Öyle ki Etzel epey ileri gidecek ve "1962 Dünya Kupası’nı kazanan bendim!" bile diyecekti.
Brezilya Spor Konfederasyonu (ve geleceğin FIFA) Başkanı João Havelange’ın önderliğinde sürdürülen çabalar ile Brezilya Başbakanı Tancredo Neves de olaya bizzat müdahil oldu. La Vanguardia gazetesinin 15 Haziran 1962 tarihli haberine göre Neves, FIFA Başkanı Stanley Rous ve Şili yetkililerine gönderdiği resmi telgraflarda Garrincha’nın "hayranlık verici bir değer" olduğunu vurgulayıp finalde sahada olması için izin istedi.
Nitekim tüm bu çabalar meyvesini verdi. Bu büyük diplomatik presin ardından FIFA Disiplin Kurulu toplantısı yapıldı. Marino gelmediği için tek görgü tanığı eksik kalınca Perulu hakem Arturo Yamasaki tanık anlatımıyla yetindi ve durum yeniden değerlendirildi. Şilili Honorino Landa'ya bir maç ceza verilirken Garrincha sadece ihtarla yetinmişti. Böylece 'Brezilya halkının neşesi' final öncesi cezasız kaldı. Sonuç olarak finalde formayı giyen Garrincha skor gol atamadı belki ancak maça moralli çıkan Brezilya, Çekoslovakya’yı 3-1 mağlup ederek üst üste ikinci Dünya Kupası’nı kazandı.
Balogun ve Garrincha’nın ironik bir ortak özelliği var: Uğruna kurallarla oynanan iki oyuncu da o anda mevcut olmamaları gereken sahada hiçbir varlık gösteremedi. Brezilya'ye 'kazanan haklıdır' denebilir belki. Ancak FIFA'nın ABD için verdiği tarihi karar ters tepti ve tam bir fiyaskoya dönüştü. Çünkü bu durum belli ki Belçika'yı sindirmek yerine oyuncuları çok daha inançlı bir zembereğe çevirdi. Hatta yıllardır kendilerinden beklenen o büyük patlamayı belki de ilk kez burada yapabildiler. Charles De Ketelaere iki gol ve bir asistle öne çıktı. Hans Vanaken, Romelu Lukaku, Leandro Trossard ve Nicolas Raskin de skora katkı verdi. Belçikalı oyuncular saha dışı ayak oyunlarının nasıl ters teptiğini tüm dünyaya kanıtladı.
Bugünün geçmişten en büyük farkı şu: Her şey göz önünde yapılıyor. Kimse çekinmiyor. Milyarlarca dolarlık Amerikan spor pazarının, yayın gelirlerinin ve siyasi hegemonyanın gücüyle FIFA'nın disiplin maddeleri kameralar önünde, göz göre göre esnetiliyor.
Ancak her dört yılda bir, çok uzaktan gelen "can dost" ile aramızı bozmak isteyenlere en güzel cevabı da yine herkesin gözü önünde, bu oyunun asıl aktörleri futbolcular veriyor. Bundan 64 yıl önce muhtemelen tüm dünya Çekoslovakyalıydı. Dün gece hepimiz Belçikalıydık. Siyahları giyenlere karşı yarın hangi renge bürüneceğimizi şimdiden bilemeyiz. Ama alnı ak olanlardan taraf olacağımıza eminiz.