Saudade. Aslında Portekiz’in özlemi ama sıradan bir özlem değil. Geri dönmeyenin bıraktığı boşluk, hiç gelmemiş olanın bile içte açtığı yer gibi. Bir insanı, zamanı, ihtimali ya da belki hiç yaşanmamış bir hayatı özlemek… 15 ve 16. yüzyılda Portekizli denizciler yıllarca sürecek okyanus ötesi yolculuklara çıkardı. Eşlerini bekleyen kadınlar, o gemilerin bir daha dönüp dönmeyeceğini bilemezdi. Bu duygu, işte bu belirsiz bekleyişten doğdu. Eşin hala hayatta mı? Bir gün gelecek mi? Cevapları hiç bilmeden duyulan özlem.
Duende. İspanya’nın sahneye çıkma biçimi gibi. Ülkenin ünlü şairi Federico García Lorca’nın flamenko üzerinden anlattığı bu kavram, sadece yetenek ya da güzellik demek değil. Aksine, güzelliğin fazla temiz, fazla güvenli olduğunda değil de bir şeyin kırılabileceği, kaybedilebileceği, sahnede insanın kendini gerçekten tehlikeye attığı anda ortaya çıkması. Bir diğer tanımıyla, 'tutulan enerji': Sanki düdüklünün içinde biriken buhar gibi, serbest kaldığı anda entropi yasasına yenik düşen, değdiği en ufak zerreyi yakan...
Aslında hikâyeyi Portekiz halkından dinlemek gerek. Cristiano Ronaldo'nun ta kendisi onların içindeki saudade. Portekiz futbolunda 1966'da Eusebio’nun önderliğinde kazanılan dünya üçüncülüğü günümüzde de ülkenin en büyük küresel başarısı olmayı sürdürüyor. Şimdi bu bitmeyen bekleyişin vücut bulmuş hali, 41 yaşındaki Portekiz efsanesi son Dünya Kupası’nda. Halbuki dünyanın en büyük futbol figürlerinden birinin bu kadar baskı altına girmesi gerekmeyebilirdi. Ama bir numaralı rakibi Lionel Messi’nin 2022’de kupayı kaldırması, onun omzundaki 'eksik hikâye' yükünü daha da büyüttü.
O kupayı Arjantin değil de bir şekilde Fransa kazansa, bugün dünyada Ronaldo’ya bakış belki bu kadar acımasız olmayabilirdi. Çoğu spor yorumcusuna göre artık 'takımı yavaşlatıyor', 'eskisi kadar çevik değil', 'kimse onu sevmiyor', 'kendi isteğiyle bırakması' gerekiyor. Noodle saçlı, kanattan pimi çekilmiş bomba gibi gelen ve rakipte sadece çaresizlik hissi yaratan Portekizli süper yıldız, artık 'yük olup olmadığı' tartışılan bir figür.
Tıpkı 3 yaşında tahta oturan, 21 yıllık hükümdarlığının sonunda Fas'taki Saadi Sultanlığı ile yapılan savaşta kaybolan Kral Sebastian gibi... Geri gelmeyeceğini herkes biliyordu, yine de beklemeye devam edildi. Portekiz de Ronaldo’nun temsil ettiği umudu, nesiller boyunca yaşattığı binlerce güzel anıyı, attığı 900'ün üzerinde golü, 2016'daki Avrupa şampiyonluğunda saha kenarındaki hallerini bırakamıyor. Portekiz’in beş Ballon d’Or sahibi saudade'si, İspanya’yı eleyip o özlemi kavuşmaya çevirmek istediği bu yola devam deme niyetinde.
İspanya’nın oynamak istediği futbolda ise gole kavuşma anı gibi duende. Yüzlerce pas, aynı üçgenler... Basınç sürekli birikir ama dışarı vurmaz. Bütün bu düzen, bir anda gelecek o kıvılcıma, kapağın açılma anına hazırlıktır. Andres Iniesta’nın 2010 finalindeki golü gibi, pişmesi saatlerce kurulmuş duran bir oyunun içinden, birkaç saniye içinde çıkan öldürücü bir vole.
Bugünkü kadroda bu ruhu en çok taşıyan isim 18 yaşındaki Lamine Yamal. Faslı bir baba ve Ekvator Ginesi kökenli bir anneden doğdu. Yamal, sadece genç ve yetenekli olduğu için değil, İspanya’nın nizami oyununa kaos katabildiği için önemli. Top onun ayağına geldiğinde oyun bir anda ezberinden çıkıyor. Savunmacı ne yapacağını biliyor gibi duruyor ama aslında hiçbir fikri yok. İçeri mi kat edecek, çizgiye mi inecek, şut mu atacak, son pası mı verecek? Yamal’ın tehlikesi biraz burada: İspanya’nın planlı aklının içinde plansız bir korku yaratıyor.
Bu yüzden, duende bir taraftan da bu maçta Yamal’ın topu alışında sahada beliren her ihtimal. Bir çocuğun sol ayağı, her şey kontrol altında sanılırken bütün geceyi başka bir yöne çevirebilir.
Dallas'taki gecede Portekiz'in Ronaldo’yla ulaşmak istediği yolun sonunda saudade, İspanya'nın Yamal ile rakibi şaşırtmaya çalıştığı anlarda ise duende baş rolde. Bir tarafta yıllardır büyüyen özlem, diğer yanda ansızın parlamaya hazır kıvılcım var. İber derbisinin hikâyesi, bu iki kelimeyle yazılacak.