Ana içeriğe geç

Serinleme hakkı

Avrupa'da rekor sıcaklıklar yalnızca hava durumunu değil, seçim kampanyalarını, kent tasarımını ve enerji politikalarını da değiştiriyor. Klima kullanımından yeşil altyapıya uzanan tartışmalar, iklim krizine uyumun nasıl sağlanacağı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Kıtada yaşanan klima tartışmaları, kentlerin geleceğinden enerji tüketimine ve sosyal eşitsizliklere kadar uzanan çok katmanlı bir dönüşümün habercisi.

Serinleme hakkı
Cumhuriyet
16

Haziran ayının son günlerinde Avrupa'nın geniş bir bölümünde termometreler 40 dereceyi aşarken kıta yalnızca bunaltıcı sıcaklarla değil, yıllardır ertelediği bir gerçek ile yüzleşiyor: Eski kıta artık eskisi kadar serin bir kıta değil. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), Avrupa'nın dünyanın en hızlı ısınan kıtası olduğunu vurguluyor. Bir başka ifadeyle, bu sıcaklıklar artık istisna değil, yeni iklim düzeninin habercisi.

İklim krizinin en ağır bedellerinden biri ise sağlık alanında görülüyor. Nature Medicine dergisinde yayımlanan araştırmalar, Avrupa'da aşırı sıcakların 2022’de 60 binden fazla, 2023’de ise yaklaşık 47 bin 500 kişinin yaşamını yitirmesine neden olduğunu ortaya koyuyor. Fransa'da son sıcak hava dalgasının ardından açıklanan fazladan 1000 ölüm de bu tabloyu doğruluyor. Aşırı sıcaklar artık yalnızca meteorolojik bir olay değil, giderek büyüyen bir halk sağlığı krizi. Tam da bu nedenle Avrupa'da uzun yıllardır kültürel ve çevresel nedenlerle mesafeli yaklaşılan klima, bugün siyasetin de gündeminde.

Avrupa'nın klimaya mesafeli yaklaşımı teknik olduğu kadar kültürel bir tercih de taşıyor. Klima uzun yıllar boyunca yüksek enerji tüketimiyle özdeşleştirildi. Onun yerine doğal havalandırma ve mimari çözümler önceliklendirildi. Ancak bugün Paris'te, Berlin'de veya Londra'da yaşanan sıcaklıklar bu yaklaşımın yeniden değerlendirilmesine yol açıyor.

LE PEN’DEN KİMA VAADİ

Fransa'da, klima tartışması artık siyasetin de gündeminde. Euronews'in aktardığına göre, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde seçim kampanyalarına hazırlanan siyasetçiler de bu konuyu öne çıkarmaya başladı. Aşırı sağcı lider Marine Le Pen okullar, hastaneler ve yaşlı bakım merkezleri başta olmak üzere kamu binalarında klima kullanımının hızla yaygınlaştırılması gerektiğini savunurken bunu bir "ulusal klima planı"nın parçası olarak tanımlıyor. Solcu lider Jean-Luc Mélenchon ise her binaya klima yerleştirmenin iklim krizini daha da derinleştireceğini belirterek önceliğin yalıtım, gölgelendirme, ağaçlandırma ve enerji verimli binalar olması gerektiğini söylüyor.

Avrupa Komisyonu ise bu tartışmada taraf seçmekten kaçınıyor. Komisyon yetkilileri, asıl hedefin enerji verimliliği yüksek binalar, pasif soğutma çözümleri ve iklim değişikliğine uyum sağlayacak kentler oluşturmak olduğunu vurguluyor. Çünkü konu yalnızca daha fazla klima satın almak değil, daha az ısınan kentler tasarlayabilmek.

Benzer tartışmalar Almanya ve İngiltere'de de gündemde. Almanya'da aşırı sıcaklar nedeniyle ulaşım altyapısı ve kamu hizmetleri yeniden değerlendirilirken İngiltere'de haziran ayı sıcaklık rekorları art arda kırıldı. Bazı okullar kapatıldı ve demiryolu hatlarında güvenlik nedeniyle hız kısıtlamaları uygulandı. Avrupa'nın serin iklimiyle özdeşleşen ülkeler bile artık aşırı sıcakları olağanüstü değil, uyum sağlanması gereken yeni bir gerçeklik olarak ele alıyor.

TEK BAŞINA ÇÖZÜM DEĞİL

Uzmanlar ise tartışmayı tek bir soruya indirgememek gerektiği konusunda uyarıyor. Klima, özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı bulunan bireyler için yaşam kurtarıcı bir araç olabilir. Ancak tek başına çözüm değil. Daha fazla beton yerine daha fazla ağaç, koyu asfalt yerine ısıyı daha az tutan yüzeyler, yeşil çatılar, doğal havalandırma sağlayan mimari tasarımlar ve güçlü yalıtım sistemleri birlikte düşünülmediği sürece kentler her yaz biraz daha yaşanmaz hâle gelecek.

Belki de bu tartışmanın en önemli boyutu sosyal adalet. Serinleyebilmek herkes için eşit derecede mümkün değil. Klimalı evlerde yaşayanlar, serin ofislerde çalışanlar veya yazın başka bölgelere gidebilenler sıcak hava dalgalarını farklı deneyimliyor. Çatı katlarında yaşayan, enerji faturalarını ödemekte zorlanan, açık alanda çalışmak zorunda kalan milyonlarca insan için ise sıcaklık doğrudan yaşamı tehdit eden bir risk.

Avrupa'nın bugün yaşadığı tartışma aslında geleceğin kentlerine yönelik önemli bir soru soruyor: Serin kalabilmek yalnızca satın alınabilen bir konfor mu olacak yoksa iklim krizinin derinleştiği bir dünyada herkes için güvence altına alınması gereken temel bir hak mı?

AVRUPA'NIN KLİMA İKİLEMİ

Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) 2025 verilerine göre Avrupa'da hanelerin yalnızca yaklaşık yüzde 20'sinde klima var. Buna karşılık bu oran ABD ve Japonya'da yaklaşık yüzde 90 seviyesinde. Avrupa'nın konutları ve kentleri, uzun yıllar boyunca daha serin yaz koşullarına göre tasarlandığı için mekanik soğutmaya duyulan gereksinim sınırlı kaldı.

Ancak iklim değişikliğiyle bu tablo hızla değişiyor. IEA'ya göre 2050 yılına kadar binalardaki klima sayısının 1.6 milyardan 5.6 milyara yükselmesi bekleniyor. Bu artış, önümüzdeki 30 yıl boyunca her saniye yaklaşık 10 yeni klimanın kullanılmaya başlanması anlamına geliyor. Aynı dönemde soğutma amaçlı küresel elektrik talebinin de üç katından fazla artacağı öngörülüyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler