Ana içeriğe geç

Müzeler şifa arıyor

Müzelerde hızla yayılan wellness etkinlikleri, sanat kurumlarının kendilerini kamusal alanda yeniden konumlandırma amacının bir parçası olarak görülüyor. Öte yandan kimi eleştiriler de müzelere giren “iyi yaşam” eklentisinin, bu kurumların kültürel konumu ve kimliğini aşındıracağı yönünde birleşiyor.

Müzeler şifa arıyor
Cumhuriyet
16

Bir müzeye neden gideriz? Bir sergi görmek, yeni bir sanatçı keşfetmek veya bir eser karşısında durup düşünmek için. Son yıllarda bu listeye yeni bir neden daha eklendi: Kendini daha iyi hissetmek. Dünya çapında birçok müze, “wellness” (iyi yaşam) odaklı programları koleksiyonlarının ve sergi takvimlerinin doğal bir uzantısı haline getiriyor. Meditasyon turlarından nefes egzersizlerine, yoga seanslarından sessiz saatlere kadar uzanan bu etkinlikler, sanatın estetik deneyimin ötesinde ruhsal iyilik haline de katkı sağlayabileceği fikrine dayanıyor.

Bu alandaki en yeni örnek, Los Angeles'taki Getty Museum'dan. Müzenin başlattığı "OMMM: Our Museum Mindfulness Meditation" isimli 12 bölümlük podcast serisi, ziyaretçiyi koleksiyondaki eserlerle sesli bir yolculuğa çıkarıyor. Galeri eğitmeni ve meditasyon uygulayıcısı Lilit Sadoyan'ın sunduğu serideki her bölüm, koleksiyondan tek bir eseri merkezine alıyor. Kısa bir sanat tarihi anlatısının ardından izleyiciyi nefes egzersizleri ve rehberli meditasyonla eserin içinde daha uzun süre kalmaya çağırıyor. Amaç, sanat eserine bakmayı bir bilgi edinme eyleminden çok dikkat ve farkındalık pratiğine dönüştürmek.

HEM SANAT HEM NEFES

New York'taki Museum of Modern Art (MoMA) ise bu deneyimi sesten bedene taşıyor. Müzenin "Artful Practices for Well-Being" isimli sesli turunda ziyaretçiler, bir psikoterapistin rehberliğinde eserlerin önünde nefes egzersizleri ve farkındalık çalışmaları yapıyor. Sam Gilliam'ın 10/27/69 (1969) isimli eseri karşısında katılımcılardan önce nefeslerine odaklanmaları, ardından kendilerini en çok çeken rengi seçip bu rengin bedenlerinde ve duygularında nasıl bir karşılık bulduğunu hayal etmeleri isteniyor. Böylece, belki birkaç saniye içinde önünden geçilip gidilen bir eser, dakikalarca süren bir dikkat ve iç gözlem deneyimine dönüşüyor.

Natural History Museum'un da dahil olduğu bazı müzeler ise sergi alanlarını tamamen fiziksel pratiğe açıyor. Müze, 25 metrelik mavi balina iskeleti Hope'un altında sabah ve akşam saatlerinde yoga seansları düzenliyor. Sabah seansları müze henüz halka açılmadan, akşam seansları ise gün batımından sonra yapılıyor. East of Eden stüdyosuyla işbirliği içinde yürütülen program, Vinyasa, Rocket Yoga ve Slow Flow gibi farklı seviyelere uygun çeşitli yoga stillerini kapsıyor. Sabah seansları canlı gong banyosu gibi ek pratikler sunarken, akşam seansları daha çok nefes çalışmasına ve iş sonrası rahatlamaya odaklanıyor.

KÜLTÜREL KİMLİK AŞINIYOR MU?

Ancak müzelerin meditasyondan bedensel pratiğe doğru genişleyen bu yelpazesi, eleştirilerden de bağımsız değil. Bu eleştirilerin temelinde, müzenin kendisini hangi geeksinimlerin sözcüsü olarak konumlandırdığı sorusu yatıyor. Kimi eleştirmenlere göre müzelerde hızla yaygınlaşan egzersiz ve wellness etkinlikleri, bu mekânların asırlardır taşıdığı kültürel kimliği aşındırma riski taşıyor. Bu bakış açısına göre asıl tehlike, ziyaretçilerin bir esere sessizce bakmayı giderek "zaman kaybı" olarak görmeye başlaması ve müzenin de kendini bu doğrultuda "deneyim ekonomisi"nin bir parçası olarak yeniden konumlandırması.

Wellness endüstrisinin bize iyiliği bir hedef, bir performans, hatta bir tüketim biçimi olarak sattığı bir gerçek. Ancak sanatı anlamlandırmak için yeni bir katman eklemek, sanatı psikolojik ve varoluşsal boyutlarıyla değerlendirmeye açmak da yepyeni bir zenginlik katıyor. Bu, aynı zamanda sanata uzak duran olası izleyicileri de içeri çekmek için bir yöntem. Getty'den MoMA'ya uzanan bu örnekler, müzelerin rolünün yalnızca kültürel mirası koruyan veya bilgi aktaran bir yer olmaktan uzaklaşarak, ziyaretçilerin yavaşlayabildiği ve kendileriyle yeniden temas kurabildiği bir alan olarak yeniden tanımladığını gösteriyor. Böylece sanat, bakılan bir nesne olmaktan çıkıp nefesin, dikkatin ve duygusal farkındalığın aracına dönüşüyor.

Kaynağa Git

İlgili Haberler