Türkiye’nin ABD politikasını yalnızca Trump’la kurulan kişisel ilişkilere bağlaması kırılgan bir strateji yaratıyor; Kongre, lobiler, kurumlar ve seçmen eğilimleri de hesaba katılmadan sonuç alınamaz.
Şu andaki tespitler, seçmen tercihlerinin pek de Trump’ın lehine gelişmediği merkezindedir. Bu durumda Trump’ın pozisyon değiştirmesi, seçmenin destekleyeceğini sandığı tutumlar benimsemesi hiç de şaşılacak bir olay olmayacaktır. Bu tutumların bir kısmı Türkiye’yi memnun edecek türden olmayabilir.
Eskiden Rum ve Ermeni lobilerine karşı Musevi lobisi Türklerin yanında yer alırdı ama bu tür bilgiler çoktan tarihe karışmış bulunuyor. Anlaşıldığına göre, kuruluşu pek de eski olmayan Hint lobisi bile kategorik biçimde Türkiye karşıtı.

Türk hükümeti kısa süre önce Ankara’da gerçekleşen NATO hükümet ve/veya devlet başkanları toplantısında Sayın Trump’ın katılmaya ilişkin beyanlarını ve Türkiye ile ilişkilerde sorun yaratan konuları çözeceğine dair vaatlerini Türk kamuoyuna güçlü biçimde aktarmaya devam ediyor. Hatırlanacağı gibi Trump, şayet Sayın Erdoğan’a derin bir saygı duymasa ve onu iyi bir arkadaşı olarak telakki etmese, belki de toplantıya katılmayacağını ifade etmiş, buna ek olarak Amerikan Kongresi’nin Türkiye’ye uyguladığı boykotları sona erdirmeyi vaat etmişti. Bu tür açıklamaları esas kabul eden Türkiye hükümeti ise bir yandan Amerikan başkanı ile iyi ilişkiler kurmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamağa devam ederken, diğer yandan da Türkiye liderinin böyle bir ilişki kurmayı başardığına işaret ediyor.
Başka ülkeler ile ilişki kurulması söz konusu olduğu zaman, bir ülkenin diğer ülkenin kendisi ile iş birliği yapmaya hazır kurumları ile iş birliği yapması ve işini böyle yürütmeye çalışmasını anlayışla karşılamak gerekir. Şu sıralarda Amerikan siyasi sisteminde aralarında başkanın da yer aldığı yürütmenin bir bölümü dışında Türkiye’nin dostu bulunmuyor. Yürütme içinde hâlâ Irak’ta Türklerin ihanetine uğradıklarını düşünen bir dizi asker var. Yasamanın temsilcisi Kongre’de her ülkenin kurduğu dostluk grupları varken, Türkiye ile dostluk grubu kurmak bile bir mesele olmakta. Eskiden Rum ve Ermeni lobilerine karşı Musevi lobisi Türklerin yanında yer alırdı ama bu tür bilgiler çoktan tarihe karışmış bulunuyor. Anlaşıldığına göre, kuruluşu pek de eski olmayan Hint lobisi bile kategorik biçimde Türkiye karşıtı.
Siyasa yapımında rol alan her türlü kurumla temas etmek zorunlu
Yine de, kim sizle iş birliği yapmak istiyorsa onunla çalışınız şeklinde özetleyeceğimiz genel kural, siyasa yapımında rolü olan diğer kurumların tamamen görmezden gelinmesi ve onlarla herhangi bir temas kurulmaması anlamına gelmemektedir. Bir hükümetin başka bir ülkede dış siyasa yapımına katılan diğer tüm kurumlarla da irtibat halinde olması gereklidir. Bu tür kurumların her zaman bilgiye ihtiyacı olabileceği gibi, bazı durumlarda rakip kurumların aşırı baskısı karşısında kendilerini sizin desteğinize muhtaç hissetmeleri de söz konusu olabilir. Kısacası, siyasa yapımında rol alan her türlü kurumla şu veya bu şekilde temas etmek zorunludur. Bu kurumların içinde müttefik olarak görebileceğiniz kaynaklar bulunuyorsa, tabii bu da ayrı bir mutluluk kaynağıdır.
Dış siyaset sorunlarına ilgi duyan toplulukların lobi olarak örgütlenmeleri de yaygın rastlanan bir olgudur. Ancak lobiciliğin her ortamda aynı anlayışla karşılandığını söylemek güçtür. Örnek vermek gerekirse, lobicilik Birleşik Devletler de siyasa yapımının olağan bir parçası olarak görülmekle birlikte, çoğu Avrupa ülkesinde iyi karşılanmamaktadır. Sözlerimizden Avrupa veya benzer diyarlarda lobilerin faaliyet göstermediği sonucu çıkarılmamalı, sadece lobilerin içinde bulundukları ortama bağlı olarak istediklerini elde etmek için farklı yollar izledikleri hatırlanmalıdır.
Olaya tarihi olarak yaklaşacak olursak, Türkiye’nin ülkeler arasındaki ilişkileri, devletler arasındaki ilişki olarak gördüğünü, buna karşılık son yıllarda, belki kendisinin de demokratik yönetimin tadını aldıktan sonra, dış siyasetin sadece yürütme tarafından yapılmadığını idrak ettiğini söylememiz mümkündür. Dış siyasetin daha ziyade yürütmeye ait bir faaliyet olarak görüldüğü demokratik ülkelerde, yine de yürütmenin yasama kurumuna egemen olan duyguları ve tercihleri görmezden gelerek hareket etmesi düşünülemez. Buna ek olarak, görevde kalmak ya da görevine devam etmek isteyen bir hükümetin seçmen tercihlerini tamamen görmezden gelmesinin mümkün olmadığı da açıktır.
Şu anda görevde bulunan Türkiye hükümeti, belki tamamen tek liderin egemenliğinde olması ve hükümetin diğer dallarının yürütmeye tabi kılınmış bulunması nedeniyle, yürütme başkanları arasındaki ilişkilerin önemine özellikle inanmaktadır. Bu inanca bağlı olarak, diğer branşların siyasa yapımında önem taşımadığını, dolayısıyla onların ne düşündüğünün pek de önemli olduğunu düşünüyor olabilir. Trump ile iyi ilişkiler içinde olmak da bu yaklaşımın tabii bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Eğer gerekiyorsa, Trump diğer branşları hizaya getirecektir. Aslında Trump çok duygusal bir kişiliğe sahip olması bir yana, doğru olduğunu düşünmediği davranışlar karşısında çok çabuk alınganlık da sergileyebilmektedir. Dolayısıyla, en yakınındakiler bile “doğru” davranmanın ne olduğunu kestirmekte güçlük çekmektedirler. Kısacası, Başkan Trump’la iyi geçinmek kolay olmadığı gibi, sadece muhatplarının kendi b aşlarına belirleyeceği bir tutum olmaktan uzaktır.
Seçim baskısı Trump’ın tutumunu değiştirebilir
Karakter tahlilleri bir yana, Trump’ın siyaset alanında cereyan eden gelişmelere karşı tamamen kayıtsız kaldığını ileri sürmek mümkün değildir. Kasım ayında Birleşik Devletler de seçimler vardır, Temsilciler Meclisi’nin tümü, Senato’nun da üçte biri yenilenecektir. Şu andaki tespitler, seçmen tercihlerinin pek de Trump’ın lehine gelişmediği merkezindedir. Bu durumda Trump’ın pozisyon değiştirmesi, seçmenin destekleyeceğini sandığı tutumlar benimsemesi hiç de şaşılacak bir olay olmayacaktır. Bu tutumların bir kısmı Türkiye’yi memnun edecek türden olmayabilir. Bir örnek verecek olursak, Trump ülkemizi ziyaret ederken liderlerimize CAATSA kısıtlamalarını kaldırtacağını söylemiştir. Bilindiği gibi, bu kısıtlamaların konulması ve kaldırılması Kongre’ye ait bir yetkidir. Liderlerimiz Trump’ın söylediklerine inanmışlar. Buna karşılık Trump, ayrıldıktan sonra sözlerini değiştirmiş (bizim liderlerimiz öyle söylüyorlar) ve sadece böyle bir değişiklik yapılmasını düşündüğünü beyan etmiştir.
Dış bağlantılarda demokrasi açmazı
Bir toplumun bir diğerini etkileyebilmesi için o toplumdaki mevcut grupların ve kuruluşların hedef ülkedeki benzerleriye bağlantılar kurması gerekmektedir. Tahmin edilebileceği gibi, böyle bir şeyin gerçekleşmesi için ülkedeki bir grubun başka bir ülkedeki grupla rahatça ilişki kurabilmesi, kendini herhangi bir biçimde kısıtlanmamış hissetmesi gerekmektedir. Ancak bu denklemin bozulması pek zor değildir. Eğer bir ülkedeki bir grup ülke dışındaki benzerleriyle ilişki kurmakta kendini kısıtlanmış hissediyorsa, ya da daha vahim olarak, dış bağlantıyı kendi ülkesinde demokrasinin ilerlemesi için bir araç olarak görüyor ve dış dünyadan böyle taleplerde bulunuyorsa denklem bozulur. Kanımca, Türk kuruluşlarının Amerika’daki benzerleriyle ilişki kurmasında sözünü ettiğim bu sıkıntılar devreye girmektedir. Aynı sorun başını Avrupa ülkelerinin çektiği diğer demokrasiler için de geçerlidir. Çoğu Türk örgütü, ülke dışındaki benzerleriyle ya ilişkiden kaçınmakta, ya da onları Türkiye’de demokrasinin genişlemesi için birlikte gayret göstermeye davet etmektedir.
Sizlerin de gördüğü gibi, anlatılan hikaye herhangi bir ülkenin dış ilişkilerini değerlendirmemizde bize yardımcı olacaktır. Ancak şu sıralarda Türkiye’yi ilgilendiren kısım Türk hükümetinin Trump ile iyi geçinmeyi Amerika ile iyi geçinmenin temel taşı yapmasıyla ilgilidir. Bu siyasetin sürdürülebilirliği onun görevde kalması ve düşüncesini değiştirmemesi ile kaimdir. Sizce bu yaklaşım doğru mu dur?