Ana içeriğe geç

Chris Mcgregor: Irkçılığa karşı caz

Halil Turhanlı, apartheid yasalarının uygulandığı dönemde Güney Afrika moden cazında önemli bir rol oynayan Chris McGregor’u yazdı. McGregor’un caza yenilikler getirdiğini belirten Turhanlı, siyahi müzisyenlerle birlikte ırkçılıkğa karşı verdiği mücadelesini ve İngiltere’ye uzanan hikayesini anlattı.

Chris Mcgregor: Irkçılığa karşı caz
Karar
16

Caz piyanisti, besteci Chris McGregor 1950’lerin sonundan itibaren Güney Afrika modern cazında önemli bir isimdi. Caza yenilikler getirdi; avangard caz yapan büyük orkestra kurucusuydu. Apartheid rejimi altında ırksal olarak karma bir grup oluşturdu. 1962’de Johananesburg Caz Festivali’nde sahne alıp çaldığı müzisyenlerle Blue Notes’un nüvesini oluşturdu. Topluluktaki siyah müzisyenlere yapılan ırkçılık onu rahatsız ediyordu. O ve birikte çaldığı siyah müzisyenler apartheid yasalarının yürürlükte olduğu dönemde ülkede yaşamayı gururlarına ve onurlarına yediremediler. Iırkçılığı protesto için hep birlikte ülkeyi terk ettiler. Bu diasporik hareket gönüllü de olsa acı bir deneyimdi. Yuvalarından ayrılan bu Güney Afrikalı müzisyenler diaspora bilinciyle müzik üretimi ortaya çıkardılar. Sonunda İngiltere’ye yerleştiler. Ancak o yıllarda Ingiltere’nin ırkçılıktan bütünüyle muaf olmadığını da belirtelim. Örneğin, muhafazakar polititacı Enoch Powell siyahları aşağılayıcı sözler etmekten geri durmuyordu.

Chris McGregor’un 1936’da Somerset West’in küçük kırsal bir kasabasında doğdu. On sekizinci yüzyılda İspanya’da misyoner olan atasının adını taşıyordu. Babası İskoç Kilisesi misyonerlik kurumunda müdürlük yapıyordu. Onun kilisesinde çalınan Protestan ilahilerine ilgi duydu. Beş yaşında müzik öğretmeni olan akrabası bir bayandan piyono dersleri aldı. Öte yandan siyahların kırsal müziğini de dinleyerek büyüdü. Muhteşem gün batımları vardı orada; çobanlar tepelerde ilahiler söylüyorlardı. Yerel Xhosa müziğiyle tanıştı. Cazın yanısıra Xhosa halkının karmaşık müziği onu büyüledi. Cape Town Universitesi Müzik Fakültesi’nde Batı klasik müziğini öğrendi; klasik piyano eğitimi aldı. Kendini Duke Ellington’a yakın hissediyordu; Ellingto üzeinde güçü bir müzikal etki bıraktı. Fakat sonuçta kendine özgü bir düzenleme ve besteleme tarzına sahipti. Besteci ve piyanist olarak Güney Afrika cazına damga vurdu. Irkçılığın yoğun olduğu yıllarda Blue Notes topluluğunu kurdu. Siyah müzisyenlerden oluşan Blue Notes için ırkçı yasalar altında çalışmak giderek zorlaşıyordu.

İkinci Dünya Savaş‘nı izleyen yıllarda büyük orkestların egemenlik çağının sonu gelmişti. Johannesburg’da arka odalar ve bodrumlar yeni cazın icra edildiği ve dinlendiği yerlerdi. Bu müziğin dinleyicisi yoksul ve tutkuluydu, çalanlar ise genelde kendini caza adamış müzisyenlerdi. Kendi tarzlarında çalıyorlardı. Blue Notes böyle bir ortamda doğdu ve yükseldi. Irklararası yapısı vardı (aslında topluluktaki tek beyaz piyanist, besteci Chris McGregor’du).

Blue Notes sadece bir caz topluluğu değildi, eşsiz bir kültür deneyimiydi. Irk ayrımına karşı duran bu müzikal ve estetik güç. Güney Afrika caz kültürünün mükemmel temsil ediyordu. Ülkenin ilk karma ırk topluluklarından biriydiydiler. Kısa sürede yerel kahramanlar haline geldiler. Müzikleri bir bakıma ezilen, horlanan siyah halkı temsil ediyordu. Onların cazı beyaz ırkçı ve sömürgeci hegemonyaya karşı gelişti. Sonunda apartheid rejiminin kısıtlamalarından bütünüyle ancak ülkeyi terk ederek kurtulmanın nümkün olduğuna karar verdiler.

Geçen yüzyılın ortalarında 1960’larda Afrika kökenli siyahların önemli bir kısmı giderek artan ırkçılıktan bezmiş ülkelerini gönüllü olarak terk ediyorlardı. Bu göç dalgasına Chris McGregor ve topluluğu Blue Notes’da uydu. Ülkedeki az sayıdaki karma ırk topluluklarındandı. Apartheid yasaları çalışmalarına çeşitli engeller koyuyordu. Irklararası bir topluluğun müziğinin Güney Afrika Yayın Kurumu’nun istasyonlarında yayınlanmasına engeller konuluyordu. Güney Afrka’yı terk etmeye karar verdiler. Ancak, ırkçı yönetim siyah müzisyenlere pasaport vermiyordu. Chris McGregor ve topluluğun menajerliğini yapan karısı Maxine onların pasaport edinmeleri için çok çalıştılar ve sonunda başardılar.

Londra’da işler tam anlamıyla yolunda gitmedi. Güney Afrika’daki denli değilse bile ırkçı önyargılar bu ülkede de mevcuttu.Ayrıca onları engelleyici bazı yasa maddeleri mevcuttu. Müzisyenler Birliği’ne üye olmalarının önünde bazı yasal engeller vardı. Üye olarak kabul edilebilmeleri için ülkede en az tam bir yıl ikamet etmeleri gerekiyordu. Bu nedenle konser veremiyor,mali açıdan güçlük çekiyorlardı.

Blue Notes müziğinde Afrika’ya özgü müzikal esintilerle caz harmanlanmıştı. Afrika müziğinden özgür (free) caza geçebiliyorlardı. İlerici müzik çevrelerinde bir avantgard caz topluluğu olarak adlarını duyurdular. Cazda öncüydüler,yerlerini sağlamlaştırdılar. Topluluğun öfkesi yatışmamıştı. Irkçılığa karşı kızgınlık müziklerine sinmişti. Blue Notes müziği cazın sosyal değişimdeki rolünü ve etkisini ortaya koymuştu. Gücünü ırkçılık karşıtlığınan alan bir cazdı bu. Politika ve protesto yakın ilişkideydi. Londra başta olmak üzere Avrupa’ya heyecan, deneyimcilik ve yenilik getirdiler. Avrupa’da çeşitli caz festivallerine katıldılar. Büyük beğeni toplatılar ,müzikleri yankı uyandırdı. Müziklerinde transatlantik köle ticaretine kadar uzanan bir geçmişin ezgilerine rastlanıyordu; çok uzak geçmişle müzikal bağlar kuruyorlardı. Afrika’daki kölelik geçmişinden modern caza uzanan bir müzikti. Müzikal ufuklarını Avrupa’da daha da genişlettiler, artk her şeye rağmen farklı bir dünyadaydılar. Özgürlüğün olanaklarını ve sınırlarını tanıyorlardı. Müziklerinden yayılan enerji Avrupalı dinleyiciyi de cezbediyordu. Apartheid esaretinden kurtulmak inkar edilmez bir özgürlük duygusu vermişti; ama dogup büyüdükleri toprakların özlemini de çekiyorlardı.

Kuşkusuz bu müzikte gönüllü de olsa yerinden edilme duygusu ve diaspora bilinci vardı. Afrika’yı yıllarca kalplerinde ve zihinlerinde özlemle taşıdılar. Müziklerinde kendi hikayelerini ve tarihlerini anlatmaya önem verdiler. Chris McGregor beyaz olmasına rağmen topluluktaki siyah arkadaşlarına (genel olarak siyahlara) yapılan ırkçılık onu içten ve derinden yaralamıştı.

Blue Notes gelenekten yola çıkarak deneyciliğe doğru yol aldı. Xhosa geleneği aslında onlara bir özgürlük kapısı açtı. Xhosa gelenegini sürdürdüler. Bu gelenekten kopmaları neredeyse imkansızdı; çünkü Xhosa geleneğin içinde doğmuşlardı. Geleneklere bağlılık onlara hayatta kalma gücü veriyordu. Dahası Xhosa gelenegi onlara bir özgürlük kapısı açııyordu. Bundan dolayı söz konusu gelenekle ilişkilerini hiç koparmadılar .

Piyanoda Chris McGregor’un yanı sıra alto saksafonda Dudu Pukwana,cep trompette Mongezi Feza (Aralık 1975’te Londra’da zatürreden öldü. Hastahanede ilgilenilmedi. Zihinsel çöküntü de geçirmişti. Otuz yaşındaydı), bas gitarda Johnny Dyani gibi ilerleyen yıllarda kendilerinden söz ettirecek müzisyenler çalıyordu. Müziğin temposu giderek yükseliyor, duygusal yoğunlukla devam ediyor, ivme kazanıyorve nihayet enerji patlamasıyla sonuçlanıyordu. Topluluğun müziği geniş bir duygu yelpazesine sahipti; müzisyenler birbirleriyle uyum içindeydiler.

Chris McGregor stüdyo kaydı olan Very Urgent albümünü 1968‘de Blue Notes üyelerinden oluşan toplulukla yapmıştı. Albümde Chris McGregor Group adını kullandılar.Saksofonda Ronnie Beer dışında bütün müzisyenler Blue Notes’dandı.İlk Avrupa albümleridir. Londra’da kaydedildi, Polydor Records tarafından yayınlandı. Diaspora ve gönüllü sürgün cazıdır buradaki. Hüzünlü olması kaçınılmazdı. Parçalar genelde yavaş ya da orta tempoda başlıyor, ritmik ve duygusal yoğunlukla ilerliyor, ivme kazanıyor, enerji patlamasıyla sona eriyordu. Müzisyenler birbirleriyle tam uyum içindeydiler. Albümde heyecan verici düzenlemeler vardı.

Chris McGregor, Brother of Breath’i müzikal ve kültürel açıdan çığır açan Blue Notes dağılmasından sonra kurdu. Önceden birlikte çalıştığı Blue Notes üyelerini katılmaya davet etti. Çogunlukla kabul ettiler. İngiltere’den de yetenekli müzisyenler topluluğa katıldılar. Evan Parker, John Surman, Alan Skidmore gibi. Aslında yenilikçi müzik yapan bir “büyük orkestra”ydı. Kalabalık kadrosuyla swing topluluklarını çağrıştırıyordu; ama kuşkusuz müziği olaldiğince farklıydı, yaptıkları caz öncüydü. Bu topluluk da çok ırklı bir kadroya sahipti. McGregor topluluğu “özgürlüğün metaforu” olarak niteledi.

1969’da Chris McGregor’a, Nijeryalı yazar Wole Soyinka’nın Kongi’nin Hasadı (Kongi’s Harvest) adlı oyunundan uyarlanan bir filmin müziği için yapımcıları tarafından teklif götürüldü. Soyinka da ayrıca McGregor’dan filmin müziğini bestelemesini bizzat istedi. McGregor filmin müziğinde Ganalı ve Nijeryalı müzisyenlerle birlikte çalıştı. Soyinka oyunda bağımsızlık sonrası Afrika’yı eleştiriyor,işlerin yine yolunda gitmediğini ima ediyordu. Afrika’nın siyasi ve kültürel sorunlarını ele alıyordu. Gelenekle modernite karşılaştırılıyordu.

Chris McGregor, Güney Afrika’da ırkçılığın giderek yoğunlaştığı bir dönemde siyah müzisyenlerle birlikte çaldı. Irkçı bir ülkede siyahların arasında bir beyaz tenli olduğunu as belli etmedi. Irk ayrımını aştı. Ten rengindeki farkılılığı birlikte ve kardeşce müzik yapmaya asla engel saymadı. Irk ayrımını aşarak onlarla birlikte çaldı. Siyah müzisyenlerle birlikte çalışması apartheid rejimine karşı açık bir meydan okumaydı. Siyahlarla beraber çaldığı topluluklarda kardeşlik ilişkileri ve duyguları mevcuttu. Nelson Mandela’yı, onun mücadelesini ve hapisteki direnişini elbette destekliyordu. Mandela’nın özgürlüğüne kavuşmasını görme şansına sahip oldu ve bundan kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumdu.

*Halil Turhanlı, hukukçu ve araştırmacı yazar.

Kaynağa Git

İlgili Haberler