İrlanda'nın batı kıyısındaki Sligo Kontluğu'nda karaya vuran yaklaşık 3 metre uzunluğundaki ölü Grönland köpekbalığı, bilim dünyasına bu gizemli türün en büyük sırrını, yani "uzun yaşamı" inceleme fırsatı sundu.
İlk tahminlere göre hayvan 150 ile 200 yıl arasında bir yaşa sahipti. Bu canlı doğduğunda Kraliçe Victoria ve ABD Başkanı Abraham Lincoln hayattaydı, motorlu araçlar ise henüz icat edilmemişti. Ancak 300 ile 500 yıl arasında yaşayabilen ve gezegenin en uzun ömürlü omurgalısı olan bu tür için 150 yaş, sadece "ergenliğe adım atmak" anlamına geliyor.
İrlanda Balina ve Yunus Grubu’ndan (IWDG) Deniz Biyoloğu Emilie De Loose, bir canlının sadece üreme çağına gelmek için bile bir buçuk asır harcadığına dikkat çekerek bu yaşam süresinin hayret verici olduğunu belirtiyor.
DNA onarımı ve yüzyıllarca bozulmayan gözler
BBC'nin haberine göre otopsinin odak noktası, köpekbalığının yüzyıllara meydan okuyan hücre yapısıydı. Bilim insanları uzun süredir bu türün gözündeki parazitler nedeniyle kör olduğunu düşünse de yeni bulgular tam tersini kanıtladı. Yüzyıldan uzun süredir hayatta olan bu bireyin göz hücreleri ve moleküler yapısı tamamen sağlamdı.
İnsanlarda görme yetisi yaşla birlikte kaçınılmaz olarak bozulurken Grönland köpekbalığının bu yaşlanma belirtisine direnç gösterdiği anlaşıldı. Bu dayanıklılığın sırrı ise gelişmiş DNA onarım mekanizması. Araştırmalar, bu türün DNA hasarını onaran genlerinin çok daha aktif olduğunu ve yaşlanmaya bağlı hücresel yıkımı yavaşlattığını gösteriyor. Canlının kesin yaşını belirlemek için göz mercekleri radyokarbon tarihleme testine, kas dokuları ise yaşlanmanın en önemli biyolojik belirteçlerinden olan telomerlerin (DNA zincirlerinin ucundaki koruyucu başlıklar) incelenmesi amacıyla laboratuvara gönderildi.
Yaşlanmaya meydan okuyan bir kalp
Uzun yaşamın bir diğer kanıtı ise canlının devasa kalbinde gizliydi. İnsan kalbi yaklaşık 300 gramken, bu köpekbalığının kalbi tam 34 kilogram ağırlığında ve tamamen sağlıklı görünüyor.
Son bilimsel çalışmalar, Grönland köpekbalıklarının kalplerinde yara izi (sikatris) gibi yaygın yaşlanma belirtileri oluşsa dahi organın performans kaybetmeden kusursuz bir şekilde çalışmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Kalbin yaşlanma belirtilerine rağmen işlevini yitirmemesi, bu canlıların ekstrem uzun yaşam sürelerini mümkün kılan en önemli biyolojik direnç mekanizması olarak kabul ediliyor.
Yavaş metabolizma, uzun ömür
Bu olağanüstü ömrün ardındaki bir diğer etken ise canlının düşük enerji ihtiyacı ve yavaş metabolizması. Arktik Okyanusu’nun dondurucu ve kaynak açısından kıt sularında yaşayan bu köpekbalıkları çok yavaş yüzüyor ve vücutlarında doğal bir antifriz görevi gören yüksek oranlı kimyasallar barındırıyor.
İrlanda Ulusal Müzesi gözetiminde yapılan bu tarihi otopsiden elde edilen veriler, yalnızca devasa bir deniz avcısının ölüm sebebini değil, aynı zamanda yaşlanmayı yavaşlatan ve yüzyıllar boyu hayatta kalmayı sağlayan biyolojik sırları da insanlığa sunacak. Müze, bu gizemli türün ve "uzun yaşam" araştırmalarının hikayesini gelecekteki ziyaretçilere aktarmak amacıyla canlının derisini özel olarak koruma altına aldı.