Avrupa'nın göç kurallarında sınır prosedürlerini sıkılaştırmayı ve iltica sürecini tepeden tırnağa yenilemeyi hedefleyen büyük bir reform paketi cuma günü yürürlüğe giriyor.
“İlk kez kapsamlı bir Avrupa sistemine sahibiz,” diyen Avrupa Birliği’nin göçten sorumlu yetkilisi Magnus Brunner, reformun AB ülkelerine sınırları üzerinde daha fazla kontrol imkanı vereceğini de sözlerine ekledi.
Yeni girişimin temel unsurları şöyle:
Güçlü sınır taramaları
Avrupa Birliği’ne düzensiz yollarla giren göçmenler, yedi güne kadar sürebilecek kimlik ve güvenlik kontrollerinden geçirilecek.
Kimlik belgeleri ile yüz ve parmak izi gibi biyometrik verileri bir veritabanına kaydedilecek.
Bu taramanın amacı, kimin hızlandırılmış ya da normal iltica başvurusu prosedürüne tabi tutulacağını, kimin ise menşe veya transit ülkesine geri gönderileceğini belirlemek.
Hızlandırılmış ret
AB’nin göç sisteminde bazı üye devletler açısından en büyük sorunlardan biri, göçmenlerin işlemlerinde yeterli karar alma yetkisine sahip olmamaları ve bu süreçlerin çok uzun sürebilmesiydi.
Yeni sistem, özellikle ret kararlarının söz konusu olduğu durumlarda bu süreçleri hızlandırmayı hedefliyor.
Güvenlik riski oluşturduğu değerlendirilen ya da mülteci statüsü alma ihtimali düşük olan sığınmacıların –vatandaşlarının en az yüzde 80’inin başvurusu reddedilen Fas ve Bangladeş gibi ülkelerden gelenlerin– dosyaları daha hızlı işleme alınacak.
Bu kişilerin başvuruları kara sınırları, limanlar ve havaalanları gibi AB’nin “dış sınırlarına” yakın merkezlerde, 12 haftaya kadar sürebilecek bir prosedürle incelenecek.
Diğer sığınmacılar için ise standart prosedür uygulanmaya devam edecek.
Dayanışma mekanizması
AB kurallarına göre, düzensiz bir göçmenin ilk ayak bastığı ülke, dosyasını değerlendirmekle yükümlü.
Bu durum, son yıllarda kara ve deniz yoluyla gelenlerin büyük bölümünü karşılayan İtalya, Yunanistan ve Malta üzerinde baskı oluşturuyor.
Bu yükü hafifletmek için reform, üye devletleri, başka ülkelerdeki belirli sayıda sığınmacıyı kabul etmeye zorunlu kılan bir dayanışma mekanizması getiriyor.
Alternatif olarak, baskı altındaki ülkelere her bir sığınmacı için 20 bin euro ödeyebilecekler.
Yılda en az 30 bin sığınmacı bu yer değiştirme sistemi kapsamında olacak.
Acil durum planı
Paket, ani göç dalgaları halinde devreye girecek bir acil müdahale mekanizması da oluşturuyor; bu mekanizma, AB’nin 2015-2016’da, çoğu savaşın harap ettiği Suriye ve Afganistan’dan gelen iki milyondan fazla sığınmacıyı kabul ettiği krize benzer durumlar için öngörülüyor.
Bu sayede üye devletler, sığınmacılara tanınan korumaları azaltabilecek ve AB’nin dış sınırlarındaki gözaltı merkezlerinde, normalde izin verilenden daha uzun süre tutulmalarını sağlayabilecek.
Sistem, göç akınlarının “araçsallaştırılması” diye adlandırılan siyasi krizlerde de geçerli olacak. Örneğin, AB’nin komşuları, Belarus ve Rusya’yı 27 üyeli birliği istikrarsızlaştırmak amacıyla göçmenleri sınırdan geçmeye zorlamakla suçluyor.
Yeni mekanizmalara yönelik eleştiriler
Öte yandan hak örgütleri, yeni sistemin pek çok yönünden endişe duyuyor.
Yeni kuralların, fiilen, çocuklar da dahil olmak üzere göçmenlerin büyük çoğunluğunun süreç boyunca gözaltında tutulmasına yol açacağını söylüyorlar.
Ayrıca, yeni prosedürün ve bireysel dosyalarla ilgili hızlandırılmış karar alma sürecinin, çoğu durumda, Avrupa’ya gelen göçmenler için ek bir gözaltı süresine neden olmasından endişeleniliyor.
Yeni tarama prosedürlerine uyum sağlamak için gerekli altyapıyı kurmak da dahil olmak üzere hazırlıklarını tamamlamamış yaklaşık bir düzine üye devlet var.
Diğer bazı ülkeler ise biyometrik veritabanıyla ilgili sorunlar yaşıyor.
Değişikliklerin kabul edilmesinden bu yana kamuoyunun göçe bakışı daha da sertleşti; bu da AB ülkelerini ek adımlar atmaya zorluyor.
Bu gelişme, Avrupa’da insani kaygıların siyasetin gerisinde kaldığı yönündeki endişeleri daha da büyütüyor.