NATO, Rusya-Ukrayna Savaşı, Çin rekabeti ve Avrupa’nın artan güvenlik kaygılarıyla artık farklı bir evreye geçiyor. “NATO 3.0” olarak tanımlanan bu yaklaşım, güvenliği asker ve tank sayısıyla sınırlamıyor; füze, hava savunma, elektronik harp, yapay zekâ, çip ve kritik mineralleri de stratejik gücün parçası sayıyor.

. Türkiye, 22 yıl aradan sonra ilk kez NATO Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, Ankara’da sadece liderlerin vereceği siyasi mesajlar değil, savunma sanayii üzerinden şekillenecek yeni güvenlik mimarisi de masaya yatırılacak. Bu zirveyi önceki NATO toplantılarından ayıran en önemli unsur ise ilk kez resmi zirve programına dahil edilen NATO Savunma Sanayii Forumu (NSDIF26).
Ankara’daki zirvede Avrupa’nın hızla artan savunma harcamalarından kimin ne kadar pay alacağı, yeni üretim zincirlerinin nasıl kurulacağı, transatlantik savunma sanayii ekosisteminin hangi ülkeler üzerine inşa edileceği ve Türkiye’nin bu yeni düzende hangi konuma yerleşeceği konuşulacak.
Türkiye açısından tablo oldukça net: Ankara artık yalnızca güvenlik sağlayan bir müttefik olmak istemiyor, NATO’nun yeni savunma ekonomisinin üreticilerinden biri de olmayı hedefliyor.
NATO 3.0: Ekonomik güç de artık beka meselesi
NATO uzun yıllar boyunca daha çok askeri bir ittifak olarak değerlendirildi. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı, Çin ile yaşanan rekabet ve Avrupa’nın güvenlik kaygılarının artmasıyla birlikte ittifak farklı bir evreye geçti.
Son dönemde sıkça dile getirilen “NATO 3.0” kavramı tam da bu dönüşümü ifade ediyor.
Bu yeni yaklaşımda yalnızca asker sayısı veya tank miktarı önem taşımıyor. Füze üretiminden hava savunma sistemlerine, elektronik harpten yapay zekâ destekli istihbarat altyapısına, çip teknolojisinden kritik minerallere kadar uzanan geniş bir sanayi ağı NATO’nun güvenlik anlayışının parçası haline geliyor.
Başka bir ifadeyle savunma sanayii artık yalnızca güvenlik politikası değil, ekonomik büyüme, teknoloji üretimi ve jeopolitik nüfuz anlamına geliyor.
Tam da bu nedenle Ankara’daki NSDIF26 Forumu, liderler zirvesi kadar kritik görülüyor.
Türkiye kilit oyuncu
Bu açıdan bakınca, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin “Transatlantik savunma sanayii tabanı Kaliforniya’dan Türkiye’ye kadar uzanıyor” sözlerini tesadüf olarak yorumlamak mümkün değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın buna verdiği “Teksas’tan Ankara’ya uzanan bir güvenlik ve savunma ağı kurmalıyız” cevabı da Ankara’nın yeni vizyonunu özetler nitelikte.
Türkiye artık NATO içerisinde yalnızca büyük bir orduya sahip ülke olarak değil; üretim kapasitesi bulunan bir savunma sanayii merkezi olarak konumlanmak istiyor.
Nitekim son beş yıldaki rakamlar da bunu destekliyor. 2020 yılında yaklaşık 2,3 milyar dolar seviyesinde bulunan savunma sanayii ihracatı, 2025 itibarıyla 10 milyar dolara ulaştı. Yaklaşık 3 bin 500 şirketten oluşan sektör yalnızca büyük firmaları değil, yüzlerce KOBİ’yi de içine alan geniş bir ekosisteme dönüştü.
Türkiye bugün - Afrika başta olmak üzere - birçok ülkeye yalnızca silah satmıyor; platform, mühimmat, elektronik sistem ve yazılımdan oluşan entegre savunma paketleri de ihraç ediyor. Bu nedenle NATO’nun yeni savunma yatırımları Ankara açısından ekonomik olduğu kadar stratejik bir fırsat anlamına da geliyor.
Avrupa savunma “pastası” kime gidecek?
Ankara’nın en büyük beklentilerinden biri Avrupa’nın yükselen savunma bütçelerinden daha fazla pay alabilmek. NATO üyeleri geçtiğimiz yıl savunma harcamalarını 2035’e kadar GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarma hedefini kabul etti.
Türkiye ise uzun süredir yüzde 2 eşiğinin üzerinde bulunuyor. Geçen yıl yüzde 2,38 olan savunma harcamalarının bu yıl yüzde 2,68’e çıkması, 2030’a kadar ise NATO’nun askeri harcamalar için öngördüğü yüzde 3,5 seviyesine ulaşılması hedefleniyor. Bu tablo Ankara’nın “yük paylaşımına katkı veren ülke” söylemini güçlendiriyor.
Türkiye artık sadece daha fazla harcama yapmak istemiyor; bu harcamaların üretim tarafında da yer almak istiyor. Bu açıdan bakınca da, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında savunma sanayi iş birliğinin derinleşmesi için yeni fırsatlar oluşabileceği açık.
Ancak burada Ankara’nın önünde önemli bir sınama da bulunuyor. Savunma sanayii artık sadece mühendislik değil, aynı zamanda güven ilişkisi üzerine kurulu bir sektör.
Avrupa’nın savunma sanayiinde yeni ortaklıklar kurarken yalnızca üretim kapasitesine değil, hukuki öngörülebilirliğe, yatırım güvenliğine ve demokratik standartlara da önem verdiği açık. Bu nedenle Türkiye’nin sahip olduğu üretim kapasitesini kalıcı ortaklıklara dönüştürebilmesi, hukuk devleti, öngörülebilir ekonomi ve kurumsal güven alanlarında atacağı adımlarla da yakından ilişkili olacak.
Füze savunma sistemleri dosyaları masada
Ankara’nın zirve kulislerindeki en önemli beklentilerinden biri de ABD ile savunma alanındaki tıkanıklığın aşılması. Türkiye, KAAN savaş uçağı için motor tedariki ve F-35 programına yeniden dönüş konusunda Washington’dan olumlu mesaj bekliyor. Trump’ın son açıklamaları, “Başkanlık yetkisini” Türkiye’ye KAAN motorları satışı için kullanacağını gösteriyor. Ancak iş F-35 meselesine geldiğinde durum KAAN motorlarının satışı kadar kolay görünmüyor.
ABD Kongresi’nde İsrail ve Yunanistan lobilerine yakın bazı üyeler ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Savunma Bakanı Pete Hegseth’e gönderdikleri mektupla Türkiye’nin S-400 sistemlerine sahip olduğu sürece F-35 satışının durdurulmasını istedi.
S-400 konusu 2020 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) nedeniyle yalnızca siyasi değil, aynı zamanda hukuki bir engel niteliği taşıyor. Bu nedenle Ankara Zirvesi, resmi açıklamalardan çok kapalı kapılar ardındaki temaslarla önem kazanacak gibi.
Fransa ile SAMP/T hava savunma sistemi konusunda yürütülen görüşmeler de aynı çerçevede dikkatle takip ediliyor. Paris’ten gelen son mesajlar, Fransız hükümetinin füze satışı konusunda daha olumlu bir çizgiye geldiğini gösterir nitelikte. Ankara’daki zirve bu konunun da nihayete erdirilebilmesi için belirleyici olacak.
Ukrayna meselesi ne olacak?
Ankara zirvesinin önemli başlıklarından biri de Ukrayna olacak. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın Savunma Sanayii Forumu’na katılması bekleniyor. Zelensky’nin temel talebi daha fazla hava savunma sistemi ve ortak füze üretimi.
Türkiye de Ukrayna dosyasında çok hareketli. Ancak Ankara’nın NATO zirvesi öncesinde yürüttüğü diplomatik girişimlerden henüz sonuç alınabilmiş değil. Uluslararası basına sızan haberler Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova’da ateşkes ve müzakere önerisi sunduğu ancak Rusya’nın Donbas konusundaki şartlarından geri adım atmadığını gösteriyor. Bu nedenle Ankara’nın zirvede Rusya ile Ukrayna’yı aynı masaya oturtma hedefinin şimdilik gerçekleşmesi zor görünüyor.
Türkiye’nin NATO içindeki rolü artma eğiliminde
Önümüzdeki yıl NATO üyeliğinin 75. yılını kutlayacak Türkiye, bugün İttifak’ın en kritik askeri merkezlerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. İzmir’deki Kara Kuvvetleri Komutanlığı, İstanbul’daki NATO Hızlı Konuşlandırılabilir Kolordu Karargâhı, kurulması planlanan Adana Çok Uluslu Kolordu Komutanlığı ve Karadeniz görev gücü projeleri Ankara’nın yalnızca coğrafi değil, operasyonel ağırlığını da artırıyor.
2028’de Müttefik Mukabele Kuvveti’nin komutasını üstlenecek olması da bu rolün daha da büyüyeceğini gösteriyor.
Ancak Türkiye’nin NATO içindeki ağırlığının artması, beraberinde yeni sorumluluklar kadar yeni riskler de getirebilir.
Ankara’nın İttifak’ın savunma üretim zincirinde daha merkezi bir konuma yerleşmesi, Rusya tarafından yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir tercih olarak da okunabilir. Bugüne kadar Ukrayna savaşı boyunca hem Moskova hem de Batılı başkentlerle diyalog kanallarını açık tutabilen Türkiye’nin denge politikası, NATO’nun yeni güvenlik mimarisinde daha görünür bir rol üstlenmesiyle daha karmaşık hale gelebilir.
Enerji, turizm, ticaret ve Suriye ile Kafkasya gibi bölgesel dosyalarda Rusya ile sürdürülen iş birliğinin yeni dönemde daha kırılgan bir zemine oturma ihtimali göz ardı edilmemeli. Dolayısıyla Türkiye açısından asıl sınama, NATO içinde yükselen stratejik konumunu Moskova ile ilişkilerini tamamen koparmadan yönetebilecek diplomatik dengeyi koruyup koruyamayacağı.
Nitekim NATO Ankara Zirvesi’nin sonunda ortaya çıkacak en önemli sonuç Türkiye’nin oluşan yeni güvenlik ve savunma mimarisinde kendisine ne kadar kalıcı bir yer açabildiği olacak gibi...
ABD’den Avrupa’ya dikkat çeken Türkiye mesajı
Zirve öncesinde dikkat çeken açıklamalardan biri ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Matt Whitaker’dan geldi. Whitaker, Avrupa’nın oluşturduğu savunma girişimlerinin ABD’yi ve Türkiye gibi AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışlamaması gerektiğini söyledi.
Bu açıklama Washington’ın Avrupa savunmasının güçlenmesini desteklediğini ancak bunun korumacı bir yapıya dönüşmesine karşı çıktığını gösteriyor.
Aslında ABD’nin verdiği mesaj oldukça açık; Yeni Avrupa savunma mimarisi kurulacaksa Türkiye bunun dışında bırakılamaz.
Bu yaklaşım Erdoğan’ın “Türkiye’nin savunma kapasitesini dar siyasi hesaplarla dışlamak kimseye fayda sağlamaz” sözleriyle büyük ölçüde örtüşüyor. Ancak Washington’un Avrupa’ya verdiği Türkiye mesajları sonuç verir mi, yoksa ters mi teper, bunun da ipuçları Ankara’daki NATO zirvesi sonrasında ortaya çıkacaktır.