Dünyanın merakla izlediği ABD-İran zirvesi İsviçre’de başladı. ABD ile İran heyetleri, iki ülke arasında daha önce varılan ön mutabakatın ardından İsviçre’nin Bürgenstock bölgesinde masaya oturdu. Görüşmelerin, Washington ile Tahran arasında son dönemde yaşanan askeri gerilimi kalıcı bir diplomatik çerçeveye dönüştürmeyi hedeflediği belirtiliyor.
Zirvenin en kritik başlıkları arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden tam kapasiteyle açılması, bölgedeki saldırıların durdurulması, Lübnan’daki çatışmalar, yaptırımlar ve İran’ın nükleer programı yer alıyor. Ancak İsrail’in Lübnan’daki saldırıları ve Washington-Tahran hattındaki karşılıklı güvensizlik, süreci daha ilk günden kırılgan hale getirdi.
VANCE HEYETE BAŞKANLIK EDİYOR
ABD heyetine Başkan Yardımcısı JD Vance’in liderlik etmesi, Washington yönetiminin zirveye verdiği önemi gösteriyor.
Vance, son dönemde İran dosyasında Trump yönetiminin öne çıkan isimlerinden biri haline geldi.
Daha önce savaşa doğrudan girme konusunda temkinli olduğu belirtilen Vance, şimdi ön mutabakatın savunulması ve nihai anlaşma için yürütülecek 60 günlük diplomatik sürecin merkezinde bulunuyor.
ABD tarafı, İran’ın mutabakata uyması halinde daha geniş bir anlaşmanın mümkün olabileceğini savunuyor.
İLK HEDEF: HÜRMÜZ VE ÇATIŞMASIZLIK
Görüşmelerin temelinde, ABD ile İran arasında varılan ön mutabakat bulunuyor.
Bu mutabakatın ilk aşamasında Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin güvence altına alınması ve bölgedeki askeri gerilimin azaltılması hedefleniyor.
Küresel petrol ve LNG ticareti açısından kritik önemdeki Hürmüz Boğazı, son haftalarda yaşanan kriz nedeniyle enerji piyasalarının ana gündemlerinden biri haline gelmişti.
Boğazdaki her kapanma veya kısıtlama ihtimali, küresel petrol fiyatları, navlun maliyetleri ve enerji arz güvenliği üzerinde doğrudan etki yaratıyor.
LÜBNAN DOSYASI ZİRVENİN MERKEZİNDE
Zirvenin en zor başlığı ise Lübnan. İran, İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonlarının sürmesini, diplomatik sürecin önündeki en büyük engellerden biri olarak görüyor.
Tahran’a göre Lübnan cephesinde kalıcı ateşkes sağlanmadan ABD ile yürütülen daha geniş başlıklara geçmek zor.
Bu nedenle görüşmelerin nükleer program ve yaptırımlardan önce Lübnan’daki çatışmaların nasıl durdurulacağına odaklandığı belirtiliyor.
İsrail’in Lübnan’daki saldırılarının sürmesi, ABD-İran ön mutabakatının daha ilk aşamada test edilmesine yol açtı.
TRUMP’TAN GÖRÜŞMELER SÜRERKEN TEHDİT
Zirveyi gölgeleyen gelişmelerden biri de ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları oldu.
Trump, görüşmeler devam ederken İran’a yönelik yeni askeri tehditlerde bulundu.
İran’ın Lübnan’daki vekil güçlerini durdurması gerektiğini söyleyen Trump, aksi halde Washington’ın daha sert karşılık verebileceği mesajını verdi.
Bu çıkış, İsviçre’de yürütülen hassas diplomasiyle Washington’daki sert söylem arasındaki gerilimi ortaya koydu.
TAHRAN NÜKLEER BAŞLIKTA ACELECİ DEĞİL
İran tarafı ise görüşmelerin hemen nükleer program gibi en zor başlıklara geçmesini istemiyor.
Tahran, önce ABD’nin ekonomik ve askeri alandaki taahhütlerinin somut sonuçlarını görmek istiyor.
İran’a göre yaptırımların hafifletilmesi, Hürmüz’deki baskının kalkması ve Lübnan cephesinde ateşkes sağlanması, daha kapsamlı müzakerelerin ön koşulu.
Bu yaklaşım, nihai anlaşma için önümüzdeki 60 günlük sürecin oldukça zorlu geçeceğini gösteriyor.
ARABULUCULUKTA KATAR VE PAKİSTAN ROLÜ
Görüşmelerde Katar ve Pakistan’ın arabulucu rolü öne çıkıyor.
Katar’ın ev sahipliği ve diplomatik kanalları, Washington ile Tahran arasındaki temasların sürdürülmesinde kilit rol oynuyor.
Pakistan ise daha önce iki taraf arasında imzalanan ön mutabakat sürecinde arabulucu ülkelerden biri olarak dikkat çekmişti.
Bu çerçevede İsviçre’deki zirve yalnızca ABD ve İran heyetlerinin değil, bölgesel arabulucuların da dahil olduğu çok taraflı bir diplomasi trafiğine dönüştü.
AVRUPA SÜRECİ YAKINDAN İZLİYOR
Avrupa ülkeleri de zirveyi yakından takip ediyor.
Hürmüz Boğazı’nın açık kalması, enerji fiyatlarının kontrol altında tutulması ve İran’ın nükleer programına ilişkin denetim mekanizmalarının yeniden gündeme gelmesi Avrupa açısından kritik önemde.
Ancak Avrupa başkentlerinde, ABD ile İran arasında varılabilecek anlaşmanın ne kadar kalıcı olacağına dair soru işaretleri bulunuyor.
Özellikle İsrail’in Lübnan’daki askeri operasyonları ve bölgedeki vekil güçlerin pozisyonu, diplomatik süreci her an krize sokabilecek başlıklar olarak görülüyor.
İSRAİL FAKTÖRÜ SÜRECİ ZORLAŞTIRIYOR
Zirvenin en kırılgan taraflarından biri İsrail’in tutumu.
İsrail, Lübnan’daki operasyonlarını güvenlik gerekçesiyle sürdürürken, İran bu saldırıların ön mutabakatın ruhuna aykırı olduğunu savunuyor.
ABD yönetimi ise hem İsrail’le stratejik ilişkisini korumak hem de İran’la yeni bir savaşın önüne geçmek arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor.
Bu nedenle İsviçre’deki görüşmeler, yalnızca ABD-İran ilişkileri açısından değil, İsrail-Lübnan hattındaki çatışmaların geleceği açısından da belirleyici olabilir.
PİYASALARIN GÖZÜ HÜRMÜZ’DE
Zirvenin ekonomik etkisi de büyük.
Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli biçimde açılması ve petrol tankerlerinin geçişinin normalleşmesi, küresel piyasalar açısından rahatlatıcı bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Ancak İran’ın boğazı yeniden kapatabileceğine yönelik açıklamaları ve ABD’nin bu iddialara karşı çıkması, piyasalarda belirsizliği canlı tutuyor.
Enerji uzmanlarına göre, İsviçre’deki görüşmelerde somut ilerleme sağlanması petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü baskı yaratabilir; ancak sürecin başarısız olması halinde yeni bir fiyat şoku gündeme gelebilir.
60 GÜNLÜK KRİTİK TAKVİM
Ön mutabakatın ardından tarafların nihai anlaşmaya ulaşmak için yaklaşık 60 günlük bir diplomatik takvime sahip olduğu belirtiliyor.
Bu süre içinde İran’ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması, bölgesel ateşkes mekanizmaları, Hürmüz Boğazı’nın statüsü ve İsrail-Lübnan hattındaki çatışmalar masada olacak.
Ancak taraflar arasındaki güven eksikliği, sürecin en büyük zayıf noktası.
ABD, İran’ın bölgedeki vekil güçler üzerindeki etkisini sınırlamasını isterken; İran, Washington’ın İsrail’i durdurmasını ve ekonomik taahhütlerini yerine getirmesini bekliyor.
ZİRVENİN KADERİ SAHADAKİ GELİŞMELERE BAĞLI
İsviçre’de başlayan görüşmeler, diplomatik olarak tarihi bir fırsat sunuyor.
Ancak bu fırsatın kalıcı bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği büyük ölçüde sahadaki gelişmelere bağlı olacak.
Lübnan’da çatışmaların sürmesi, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim, Trump’ın sert açıklamaları ve İran’ın somut güvence talepleri, zirvenin önündeki en büyük engeller olarak öne çıkıyor.
Dünyanın gözünü çevirdiği bu kritik görüşmeler, Orta Doğu’da yeni bir savaşın önlenmesi ya da krizin yeniden tırmanması açısından belirleyici bir eşik olabilir.
KIRILGAN AMA TARİHİ TEMAS
ABD ile İran’ın uzun aradan sonra bu düzeyde doğrudan diplomasi yürütmesi, başlı başına önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Görüşmelerin başarıya ulaşması halinde Hürmüz’de enerji akışı güvence altına alınabilir, Lübnan cephesinde ateşkes zemini güçlenebilir ve İran’ın nükleer programı için yeni bir denetim süreci başlayabilir.
Başarısızlık halinde ise bölge, daha sert askeri tehditler, enerji krizi ve yeni çatışma dalgasıyla karşı karşıya kalabilir.
Bu nedenle İsviçre’deki zirve, yalnızca ABD ile İran arasında değil; İsrail, Lübnan, Körfez ülkeleri, Avrupa ve küresel enerji piyasaları açısından da yakından izleniyor.