Ana içeriğe geç

Maraş-Çorum katliamları biliniyor peki Ortaca olayları

Muğla'da 5-16 Haziran 1966’da yaşanan olaylar, Alevi Tahtacı Türkmenlerin hafızasında derin izler bıraktı. Resmi anlatılarda “arazi anlaşmazlığı” olarak geçen süreçte evler, işyerleri ve tarlalar hedef alındı. Yıllar sonra hâlâ şu soru yanıt bekliyor: Geride bırakılan mülkler kimin eline geçti?

Maraş-Çorum katliamları biliniyor peki Ortaca olayları
Odatv
16

Muğla’nın Ortaca ilçesinde 5-16 Haziran 1966 tarihleri arasında yaşananlar, Türkiye’nin yakın tarihindeki az bilinen toplumsal şiddet dosyalarından biri olarak hafızalardaki yerini koruyor. Alevi Tahtacı Türkmenlerin yoğun yaşadığı Fevziye köyü ve çevresinde başlayan olaylar, resmi anlatılarda uzun süre “arazi anlaşmazlığı” ya da “münferit olay” olarak geçiştirildi. Ancak tanık anlatımları ve son yıllarda yapılan çalışmalar, meselenin yalnızca bir toprak kavgasından ibaret olmadığını gösteriyor.

Ortaca olaylarının başlangıcında, Akçagöl mevkiindeki bataklık arazinin ıslahı ve işletilmesi bulunuyordu. Bölgedeki verimli arazilerin paylaşımı, 1950’lerden itibaren yerel gerilimin ana başlıklarından biri haline geldi. Tahtacı Alevilerin yıllar içinde emek vererek yaşam alanına dönüştürdüğü bölgede, toprak üzerindeki hak iddiaları ve ekonomik güç mücadelesi zamanla büyüdü.

Maraş-Çorum katliamları biliniyor peki Ortaca olayları - Resim : 1

KÖYÜN DIŞ DÜNYAYLA BAĞLANTISI KESİLDİ

Araştırmalara göre olaylar ilk aşamada bir arazi anlaşmazlığı olarak başladı. Ancak kısa sürede Fevziye köyünde yaşayan Alevi yurttaşlara yönelen saldırılarla farklı bir boyuta taşındı. Alevilere ait evler, işyerleri, tarlalar ve sosyal alanlar hedef alındı. Tanık anlatımlarında bir Alevi kadının cinsel saldırıya uğradığı, bazı yurttaşların darbedildiği, köyün dış dünyayla bağlantısını sağlayan köprünün tahrip edildiği ve Fevziye’de yaşayanların günlerce korku içinde nöbet tutmak zorunda kaldığı aktarılıyor.

Maraş-Çorum katliamları biliniyor peki Ortaca olayları - Resim : 2

BİR YERİNDEN EDİLME HİKAYESİ

Olayların en dikkat çeken yönlerinden biri, şiddetin yalnızca fiziki saldırılarla sınırlı kalmamasıydı. Fevziye köyünün bağlantı yollarının kesilmesi, kadınların ve çocukların temel ihtiyaçlara ulaşmasının zorlaşması, köylülerin geceleri silahlı nöbet tutması ve kimi ailelerin bölgeyi terk etmek zorunda kalması, Ortaca dosyasını aynı zamanda bir yerinden edilme hikâyesine dönüştürdü.

Dönemin resmi makamları ise olayları büyüyen bir toplumsal şiddet dalgası olarak değil, kontrol altına alınması gereken yerel bir anlaşmazlık olarak değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Başbakan Süleyman Demirel ve İçişleri Bakanlığından gelen açıklamalarda “mezhep kavgası yoktur” vurgusu öne çıktı. Ancak bu söylem, Alevi toplumu açısından yaşananların üzerinin örtülmesi olarak yorumlandı.

BİR TOPRAK MESELESİNDEN FAZLASI

O dönem gazetelere yansıyan haberlerde de farklı anlatımlar ortaya çıktı. Bazı haberler olayları “Alevi-Sünni çatışması” olarak verirken, bazı tanıklar bunun bilinçli biçimde büyütüldüğünü ve gerilimin asıl kaynağında toprak meselesi olduğunu anlattı. Buna karşın Alevi toplumu açısından Ortaca, yalnızca bir arazi anlaşmazlığı değil; ekonomik olarak görünür hale gelen Alevi Tahtacıların hedef alındığı bir kırılma noktası oldu.

Ortaca’da yaşayan Tahtacı Aleviler, bölgenin sosyal ve ekonomik dokusunda önemli bir yere sahipti. Fevziye köyü, o dönem çevre köylere göre daha canlı bir kültürel yaşama sahipti; Ortaca merkezinde ticaretin önemli bir kısmı Alevilerin elindeydi.

Olayların ardından çok sayıda Alevi yurttaşın evini, işyerini ve toprağını terk etmek zorunda kaldığı anlatılıyor. Bu nedenle Ortaca dosyasının en kritik sorusu bugün de yanıt bekliyor: Şiddet ve baskı ortamı nedeniyle bölgeden ayrılan Alevi yurttaşların geride bıraktığı mülkler, tarlalar ve işyerleri ne oldu?

Alevi Tahtacıların hafızasında iz bırakan Ortaca olayları, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan Kahramanmaraş ve Çorum olayları kadar gündeme gelebilmiş değil.

Odatv.com

Kaynağa Git

İlgili Haberler