Türkiye'de İlber Ortaylı'yı tanımayan çok az kişi vardır.
Yıllardır televizyon ekranlarında, konferans salonlarında ve kitap raflarında karşımıza çıkan Ortaylı, tarih bilgisini geniş kitlelere ulaştıran isimlerden biri. Ancak kamuoyunun yakından tanıdığı bu ismin arkasında, başlı başına bir kitap olacak kadar çalkantılı bir hayat yaşayan bir kadın bulunuyor.
Annesi Şefika Ortaylı.
Kızı Nuriye Ortaylı'nın Annem Şefika adlı kitabı, Kırım'da başlayan ve Stalin döneminden savaş yıllarına, Nazi kamplarından Ankara Üniversitesi'nin amfilerine uzanan bir hayatı anlatırken, aynı zamanda geçen yüzyılın dönüm noktalarını yeniden okumaya imkan veriyor.
Şefika Ortaylı'nın hayatı Sovyetler Birliği'nin tarihiyle paralel ilerliyor gibi… Devrim yıllarının hemen öncesinde dünyaya geliyor, gençliğini Stalin döneminde geçiriyor, savaşın yıkımını görüyor, sürgünleri ve kayıpları yaşıyor. Ancak kitapta dikkat çeken şey yaşadıkları kadar, bütün bunların onu nasıl bir insana dönüştürdüğü.

Nuriye Ortaylı'nın anlattığı Şefika Hanım, geçmişini unutmayan ama geçmişe teslim olmayan insanlardan biri. Kardeşlerini kaybetmiş, açlık görmüş, yerinden edilmiş olmasına rağmen yaşadıklarını sürekli öfke üreten bir anlatıya dönüştürmüyor. Bu tavır, yıllar sonra Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından gençliğinin geçtiği yerlere yaptığı ziyaretlerde daha da belirginleşiyor.
Bir ömrün muhasebesini yaparken kızına şu cümleyi kuruyor:
Bu sözlerde ideolojik bir hesaplaşmadan çok derin bir hayal kırıklığı hissediliyor. Çünkü Şefika Ortaylı'nın itirazı yalnızca yaşadıklarına değil, bütün bu acıların sonunda vaat edilen dünyanın kurulamamış olmasına yöneliyor.
Yaşadığı acılar onu keskin hükümlere sürüklememiş: Kitapta adı geçen Sovyet yöneticilerinden Mihail İvanoviç Kalinin'den söz ederken bile bunu görmek mümkün. Ailesi dağılmış bir kadından beklenen öfke yerine ölçülü bir muhakeme çıkıyor karşımıza. İnsanları bütünüyle iyi ya da kötü diye ayırmıyor, kişilerin karakterleriyle içinde yer aldıkları sistemi birbirinden ayırabiliyor. Bu nedenle yıllar sonra yaptığı komünizm muhasebesi de uzun ve çalkantılı bir hayatın sonunda verilmiş sakin bir hüküm gibi okunuyor. Şefika Ortaylı'nın itirazı insanlara değil, insanların hayatlarını öğüten düzenlere imiş...
Kitap boyunca küçük ayrıntılar yer ediyor insanın zihnine...
Bunlardan biri ailede kalan tek Kur'an.
Yakınlarının ölüm haberlerini aldıkça isimlerini ve tarihlerini ilk sayfasına not ediyor. Onlar için dualar okuyor. Yıllar geçiyor, ülkeler değişiyor ama o Kur'an hayatı boyunca yanında kalıyor.
Şefika Ortaylı'nın dünyasını anlamak için güçlü bir ayrıntı bu…
Kitabın dikkat çekici yönlerinden biri de okuru sürekli olarak "İlber Ortaylı'nın annesi" tanımının ötesine taşıması. Şefika Ortaylı uzun yıllar Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde Rus Dili ve Edebiyatı dersleri vermiş bir akademisyen. Öğrencileri arasında Ataol Behramoğlu’un da bulunduğunu öğreniyoruz. Nuriye Ortaylı'nın anlattığına göre annesi öğrencilerinin başarılarını yıllar sonra bile takip ediyor, onlarla bağını koparmıyor ve her biriyle ayrı ayrı ilgileniyordu.
Bu satırlarda karşımıza çıkan kişi yalnızca bir anne değil: Öğretmen, okur, gezgin, bahçıvan ve dostluklarını uzun yıllar sürdüren bir kadın. Çiçek yetiştirmeyi seviyor, mektuplar yazıyor, yeni yerler görmekten vazgeçmiyor. Hayatının son dönemlerinde bile insanlara duyduğu merakı kaybetmiyor.
Şefika Ortaylı'nın yaşam öyküsü bir mağduriyet hikayesi olarak okunmuyor. Elbette sürgünler, kayıplar ve savaşlar var. Ancak anlatının merkezinde bütün bunlara rağmen merhametini koruyan bir karakter duruyor.
‘Şefika’ geçen yüzyılın büyük ideolojilerinin gölgesinde yaşamış bir kuşağın hikayesi aynı zamanda. Devletlerin yükselişine ve çöküşüne tanıklık etmiş, ağır bedeller ödemiş ama yaşadıklarını nefretin diliyle anlatmamayı seçmiş insanların kuşağı.
Kitap bittiğinde akılda kalan bir asrı aşan ömrünün sonunda, bütün kayıplarına rağmen insanlara olan inancını koruyan bir kadın..
Ve belki de onu en iyi anlatan cümle yine kendisine ait:
"Hayatımızı mahvettiler. Ne için, ne işe yaradı? Bari söyledikleri gibi komünizmi kurabilmiş olsalardı."
Saliha Deren
Odatv.com