Ana içeriğe geç

Jet set kavramının doğduğu yer: Capri

Akdeniz'in en ikonik adalarından Capri, Roma imparatorlarından Hollywood yıldızlarına uzanan geçmişi, zamansız İtalyan zarafeti ve gösterişten uzak lüks anlayışıyla bugün de dünyanın en gözde yaz destinasyonlarından biri. Türk gezginlerin son yıllardaki yeni favorisi olan ada, yalnızca güzel manzaralar değil, kendine özgü bir yaşam kültürü vadediyor.

Jet set kavramının doğduğu yer: Capri
Dünya Gazetesi
16

SERKAN RAŞA

Limon ağaçlarının kokusu, denizin ortasında yükselen görkemli kayalıklar, begonvillerle çevrili dar sokaklar ve her köşesinde hissedilen La Dolce Vita ruhu… Capri, Akdeniz'in en çok fotoğraflanan adalarından biri olabilir ancak onu asıl unutulmaz yapan şey karakteri. Yaklaşık iki bin yıldır imparatorları, sanatçıları, yazarları ve dünyanın en şık insanlarını kendine çeken bu küçük ada, bugün de lüksü sessizce yaşayanların buluşma noktası olmayı sürdürüyor.

İmparatorların inziva köşesi

Capri'nin tarihi milattan öncesine, Roma İmparatorluğu'na dayanıyor. İmparator Augustus, M.Ö. 29 yılında adayı ilk gördüğünde güzelliğinden o kadar etkilenmişti ki çok daha büyük ve verimli olan Ischia adasını verip karşılığında bu küçük ve sarp kayalığı satın almış. Adanın asıl mimarı ise halefi İmparator Tiberius olmuş. Roma'nın kaotik siyasetinden sıkılan Tiberius, adaya 12 muazzam villa inşa ettirmiş ve imparatorluğu, denizden yüksekte uçurumlar üzerine kurulu ünlü Villa Jovis'ten yönetmiş. Kalıntıları hâlâ görülebilen bu yapı adanın tarihsel kimliğinin en güçlü sembollerinden biridir. Orta Çağ'da korsan saldırıları ve el değiştiren siyasi güçlerle şekillenen ada, 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa aristokrasisinin yaptığı Grand Tour seyahatleriyle yeniden gündeme geldi. Bu dönemde Capri'ye gelen ressamlar, şairler ve aydınlar (Rus yazar Maksim Gorki'den Şilili şair Pablo Neruda'ya kadar) adanın ışığını ve atmosferini Avrupa'ya taşıyarak romantik bir Akdeniz imgesi yarattı. 1950'ler ve 60'lara gelindiğinde ise ada "Jet Set" kavramının doğduğu yer oldu. Jackie Kennedy, Brigitte Bardot, Sophia Loren ve Grace Kelly gibi stil ikonlarının Arnavut kaldırımlı sokaklarında verdiği pozlar, Capri'yi lüksün ve zarafetin dünya başkentlerinden biri yaptı.

Denizin şekillendirdiği harikalar

Capri iki ana yerleşimden oluşuyor: Hareketli ve gösterişli Capri merkezi ile daha yüksekte, sakin ve otantik Anacapri. Biri sahne ışıkları altında parlayan bir yıldız gibi; diğeri perde arkasındaki sakin ve kalıcı güzellik. Adaya fünikülerle çıkıldığında ilk durak, resmî adı Piazza Umberto I olan Piazzetta. Etrafı şık kafelerle çevrili bu küçük meydan, kimin adada olduğunu görmek ve görünmek için bir vitrin; burada bir espresso yudumlamadan Capri seyahati başlamış sayılmaz. Piazzetta'dan kısa bir yürüyüşle ulaşılan Augustus Bahçeleri'nden bir tarafta Faraglioni Kayalıkları, diğer tarafta denize kıvrıla kıvrıla inen tarihi Via Krupp yolu görülür.

Jet set kavramının doğduğu yer: Capri - Resim : 1

Adanın simgesi olan Faraglioni Kayalıkları, denizin ortasından gökyüzüne yükselen üç devasa kireçtaşı kütlesidir. Ortadaki kayalığın içinden geçen doğal kemerden teknenizle geçerken sevdiğinizi öperseniz, efsaneye göre aşkınız sonsuza dek sürer. Faraglioni'ye karadan bakmak isteyenler için Tragara Yolu, villalar ve bahçeler eşliğinde ilerleyen zarif bir rotadır.

Dünyanın en büyüleyici doğa olaylarından biri olan Grotta Azzurra (Mavi Mağara), küçük bir kayıkla başınızı eğerek girebildiğiniz, su altından yansıyan ışıkların denizi parlayan bir neon maviye dönüştürdüğü bir mekândır. Tiberius'un özel yüzme havuzu olduğuna inanılan mağara, insanın gerçeklik algısını sarsar.

Anacapri'nin en önemli durağı, İsveçli doktor ve yazar Axel Munthe'nin inşa ettirdiği Villa San Michele'dir. Antik eserlerle dolu bahçesi ve rüya gibi mimarisiyle adanın edebi ve romantik imajının oluşmasında büyük rol oynamıştır. Buradan Monte Solaro'ya telesiyejle çıkıp adanın en yüksek noktasından denizi ve çevredeki kıyıları panoramik biçimde izlemek de şart. Denizle daha doğrudan temas etmek isteyenler içinse feribotların ana giriş noktası Marina Grande ile daha küçük ve romantik Marina Piccola farklı deneyimler sunar.

Tarihi malikanelerde konaklamak

Adadaki oteller devasa resortlar değil, çoğu yüzyıllar öncesine dayanan tarihi malikanelerden dönüştürülmüş butik ve ultra- lüks mekânlar. 1845'ten beri hizmet veren efsanevi Grand Hotel Quisisana, adanın adeta gayriresmî sarayıdır; kralların, rock starlarının ve ünlü yazarların tercihi olan bu otel, klasik İtalyan şıklığının zirvesi. Anacapri'deki Caesar Augustus, uçurum kenarındaki teraslarıyla bulutların üzerinde uyuyormuş hissi verirken; ünlü mimar Le Corbusier'nin tasarladığı, doğrudan Faraglioni'ye bakan Hotel Punta Tragara modern sanatla Capri ruhunu harmanlayan sıradışı bir sığınak. Capri Palace Jumeirah sanat koleksiyonu ve gastronomisiyle, J.K. Place Capri ise denize yakın konumu ve çağdaş estetiğiyle daha rafine bir lüks anlayışını temsil ediyor. Bu otellerde personelin adınızı bilerek hitap etmesi, odanıza bırakılan taze limonlar gibi kişiselleştirilmiş hizmet ayrıntıları, lüks algınızı yeniden şekillendiriyor.

Türkiye'den Capri'ye gidenlerin en çok adapte olmaya çalıştığı şey, zamanın akış hızı. Acelesi olmayanların adasıdır burası… Yaşam tarzı "il dolce far niente", yani tatlı bir tembellik üzerine kurulu. Kıyafet kodu çabasız ama şık: Keten gömlekler, adaya adını veren diz altı Capri pantolonlar, ipek fularlar ve geniş güneş gözlükleri...

Capri’de akşam yemekleri erken yenmez, uzun sürer. Taze mozarella ve güneşte kızarmış domateslerle yapılan Insalata Caprese, ardından gelen deniz ürünleri ve Ravioli Capresi masaların vazgeçilmezidir. Yemek sonrası Piazzetta'da dondurma eşliğinde yapılan gece yürüyüşleri ve sabahın ilk ışıklarına kadar süren neşeli İtalyanca şarkılar, Capri gecelerinin imzasıdır. Burada gündelik hayat bile bir kadraj duygusu taşır; dar bir sokaktan çıkan şık bir kadın, tekneyle kayalıklara yaklaşan bir çift, Piazzetta'da kahvesini yudumlayan yaşlı bir bey... Capri baştan sona sinematiktir.

Lüksün en zarif hali

Piazzetta'dan aşağı süzülen Via Camerelle, dünyanın metrekare başına en fazla lüks butik düşen sokaklarından biri olabilir; Chanel, Dior, Gucci gibi markaların en özel koleksiyonları begonvillerle süslü bu incecik sokakta sergilenir.

Adada klasik anlamda kumsal yok. Bunun yerine kayaların üzerine kurulmuş efsanevi "Beach Club"lar var. O meşhur sarı-lacivert şemsiyeleriyle La Fontelina ya da Luigi ai Faraglioni, dünya jet-set'inin güneşlendiği, rezervasyon yaptırmanın aylar sürdüğü mekânlar. Kayalardan turkuaz sulara atlayıp ardından masaya gelen taze bir spaghetti vongole yemek, Capri lüksünün ritüeli.

Capri yalnızca parlak bir sosyete adası değil. Derinlerinde yalnızlık, üretim ve ilham arayan sanatçıların, yazarların da sığınağı olmuştur. Jackie Kennedy'nin adaya her gelişinde ziyaret ettiği, ayak ölçüsüne göre anında dikilen el yapımı Capri sandaletleri (Canfora gibi tarihi dükkânlarda hâlâ üretilir), adanın en büyük sanatsal miraslarından biri. 1380 yılında kurulan Certosa di San Giacomo manastırının rahiplerince yaratıldığına inanılan yerel parfüm markası Carthusia ise adanın yabani karanfil, biberiye ve limonlarını şişeleyerek Capri'nin kokusunu dünyaya taşıyor. Edebiyat dünyasında Norman Douglas'ın "South Wind" romanı, Capri'den ilham alan Akdeniz atmosferinin en bilinen örneklerinden biri. Sokak aralarındaki seramik atölyeleri ve yerel ressamların galerileri, adanın sanatsal ruhunun ticari lükse yenilmediğinin en büyük kanıtı.

Kaynağa Git

İlgili Haberler