CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Meclis'te düzenlediği basın toplantısıyla haziran ayına ait hak ihlalleri verilerini kamuoyuyla paylaştı. Türkiye genelinde yaşam hakkı, işkence yasağı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü alanlarında yaşanan kısıtlamaların artık bir hükümet politikası niteliği kazandığını öne süren Tanrıkulu, bu durumun sistematik bir yapıya dönüştüğünü ifade etti.
NATO zirvesi hazırlıkları kapsamında yürütülen güvenlik operasyonlarını da mercek altına alan Tanrıkulu, Türk hukuk mevzuatında yer almayan "önleyici gözaltı ve tutuklama" yöntemlerinin uygulamaya konulduğunu belirtti. Söz konusu uygulamaların temel hak ve özgürlükleri zedelediğini ifade eden Tanrıkulu, bu tür yöntemlerin yasal bir dayanağının bulunmadığını kaydetti.
İBB davasındaki yargılama süreçlerine yönelik ciddi eleştirilerde bulunan Tanrıkulu, sanık kürsüsündeki belediye başkanları ve bürokratların adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin altını çizdi. Duruşma tutanaklarına yansıyan ihlalleri belgeleyen bir raporu basınla paylaşan Tanrıkulu, bundan sonraki tüm duruşmaları yakından takip etmeye ve tespit edilen ihlalleri raporlaştırmaya devam edeceklerini söyledi.

CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun konuşması şu şekilde:
Türkiye'de uzun zamandır ağır insan hakları ihlalleri artarak devam ediyor. Yaşam hakkından işkence yasağına, ifade özgürlüğünden örgütlenme özgürlüğüne kadar hemen her alanda sistematik hak ihlalleri yaşanıyor. Türkiye'nin dört bir yanından gelen veriler, bu ihlallerin münferit değil, bir hükümet politikası hâline geldiğini gösteriyor.
Yaşam hakkı bakımından; NATO Zirvesi öncesinde 24 Haziran'da Haymana'da düzenlenen ev baskınında Muhammed Kavi yaşamını yitirdi.
Haziran ayında cezaevlerinde iki mahpus hayatını kaybetti. Bunlardan biri Urfa Siverek Cezaevi'nde Abdullah Yalçın, diğeri ise Antep E Tipi Cezaevi'nde Mehmet Çıtlak'tır.
Cezaevlerinde işkence ve kötü muamele bakımından, basına yansıyan ve tarafımıza ulaşan bilgilere göre en az 7 kişi işkence veya kötü muameleye maruz kaldı. Gözaltı süreçlerinde ise Haziran ayı boyunca en az 31 kişi gözaltına alınırken ya da gözaltı merkezlerinde işkence ve kötü muamele gördü.
"12 GAZETECİ GÖZALTINA ALINDI"
Düşünce ve ifade özgürlüğü alanında en az 3 gazeteci tehdit edildi veya saldırıya uğradı. Bunlar Rota Çorum Haber Sitesi'nin sahibi, Akit TV muhabiri Muhammed Can Bulut ve kameraman Nuh Gündüz'dür. Haziran ayında en az 12 gazeteci gözaltına alındı, bunlardan ikisi tutuklandı. En az iki gazeteci sosyal medya paylaşımları nedeniyle hapis cezasına çarptırıldı. Gazeteci Barış Terkoğlu hakkında da soruşturma açıldı.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı bakımından en az 20 etkinlik yasaklandı. Haziran ayı boyunca Kuşadası, Beyoğlu, Kadıköy, Ankara ve İzmir'de eylem ve etkinlik yasakları uygulandı.
"CHP'li belediye başkanlarının görevden alınmaya devam etti"
Haziran ayında CHP'li belediye başkanlarının görevden alınması uygulaması da sürdü. Buca, Silivri, Adalar ve Silifke belediye başkanlarının ardından dün de bir belediye başkanı daha görevden alındı.
Bütün bu veriler yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Bunlar, Türkiye'nin her yerinde ve her alanda devam eden sistematik hak ihlallerinin göstergesidir.

"'ÖNLEYİCİ GÖZALTI' YA DA 'ÖNLEYİCİ TUTUKLAMA' MEVZUATIMIZDA YOKTUR"
Bu ihlallerin en çarpıcı örneklerinden biri de NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamalardır. Çok sayıda kişi şafak operasyonlarıyla gözaltına alındı; kapılar kırıldı, ters kelepçe uygulandı, avukata erişim kısıtlandı. Toplam 225 kişi gözaltına alındı, bunlardan 178'i tutuklandı. Gözaltına alınanlar arasında gazeteciler, öğretim üyeleri, TEMA Vakfı Ankara temsilcileri ve yöneticileri ile 75 yaşında emekli bir öğretmen de bulunuyordu.
Oysa "önleyici gözaltı" ya da "önleyici tutuklama" adı altında bir uygulamanın mevzuatımızda yeri yoktur. Yaklaşık on yıl önce bu yönde bir yasal düzenleme yapılmak istenmiş ancak TBMM Genel Kurulu'ndan geçirilememiştir. Bugün ise yasalaştırılamayan bu uygulama, bağımsız ve tarafsız olmayan yargı eliyle fiilen hayata geçirilmektedir. Bu durum en ağır insan hakları ihlallerinden biridir.
Öğretmenlerin eylemleri sırasında da çok sayıda öğretmen, TBMM önünde ve bulundukları yerlerde darbedilerek gözaltına alındı, işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldı.
"ÇOK SAYIDA İHLAL İDDİASI DURUŞMA TUTANAKLARINA YANSIMIŞTIR"
Haziran ayında yaşanan hak ihlallerinin yanı sıra, 19 Mart'ta başlayan operasyonlar sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik davalarda devam eden yargılamaları da yakından takip ediyoruz. Cumhurbaşkanı adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile belediye başkanları, siyasetçiler ve bürokratların yargılandığı davalarda, duruşma tutanaklarına yansıyan çok sayıda hak ihlali tespit ettik.
Hazırladığımız ayrıntılı raporda, duruşmalarda kimlerin ne söylediği, hangi muameleye maruz kaldığı ve bunların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi içtihatları çerçevesinde hangi hak ihlallerini oluşturduğu ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştur.
Raporumuza göre işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin çok sayıda ihlal iddiası duruşma tutanaklarına yansımıştır. Bunun yanında adil yargılanma hakkının neredeyse bütün unsurlarının ihlal edildiğini tespit etmiş bulunuyoruz. Masumiyet karinesi, silahların eşitliği ilkesi, delillere erişim hakkı, susma hakkı, hukuki dinlenilme hakkı, tarafsız ve bağımsız mahkemede yargılanma hakkı, lekelenmeme hakkı, makul sürede yargılanma hakkı, savunma için yeterli zaman ve kolaylık tanınması, kişinin kendi aleyhine tanıklık etmeye zorlanmaması, gerekçeli karar hakkı, avukattan yararlanma hakkı ve duruşmaların aleniyeti gibi adil yargılanma hakkının temel güvencelerinin farklı biçimlerde ihlal edildiğini tespit ettik.

"ADİL YARGILANMA HAKKI İHLAL EDİLİYOR"
Bunun yanında yapısal ve sistematik nitelikte başka ihlaller de söz konusudur. İddia makamının kullandığı tehdit dili, mahkeme heyetinin tarafsızlığına ilişkin ciddi kuşkular, delil ve tanık beyanlarındaki şaibeler, kurgulanmış itirafçı beyanları ve psikolojik baskı iddiaları bunlardan yalnızca birkaçıdır.
Ayrıca avukata erişimin engellenmesi, jandarmanın sanıklarla avukatların arasına oturtulması, sanık ile avukat arasındaki göz temasının engellenmesi, duruşmaların cezaevi kampüsü içerisinde yapılması, basına kota uygulanması, izleyici bölümlerinin keyfi biçimde boşaltılması, milletvekillerinin kampüse alınmaması ve tecrit uygulamaları da yargılama boyunca dile getirilen ve tutanaklara geçen önemli hak ihlalleridir.
Bir taraftan hiçbir şey olmamış gibi davranılırken, diğer taraftan Türkiye'nin gözü önünde yürütülen bu yargılamalarda adil yargılanma hakkının temel ilkeleri sistematik biçimde ihlal edilmektedir.
"İHLALLERİ KAYIT ALTINA ALIYORUZ"
Bugün bu değerlendirmeleri hem TBMM'nin kayıtlarına geçmesi hem de toplumsal hafızaya not düşülmesi amacıyla kamuoyuyla paylaşıyoruz. Hazırladığımız raporu basın mensuplarına ayrıca dağıtacağız. Bundan sonraki duruşmaları da izlemeye devam edecek, tutanaklara yansıyan tüm hak ihlallerini raporlaştırmayı sürdüreceğiz.
Türkiye'nin uluslararası insan hakları yükümlülükleri, Anayasası ve kendi hukuk kuralları açıktır. Buna rağmen özellikle İBB davalarında ve benzer yargılamalarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi içtihatlarına aykırı uygulamalar ağır biçimde sürmektedir.
Bugün bu ihlalleri kayıt altına alıyoruz. Yarın da bu hak ihlallerine neden olanların ve bunlara göz yumanların hukuki ve tarihsel sorumluluklarının unutulmayacağını bir kez daha ifade ediyoruz.