Şenay ZEREN
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Başkanı Çetin Tecdelioğlu, Türk ihracatçısının ‘Made in Türkiye’ markasıyla Avrupa pazarında güvenilir bir tedarik zinciri oyuncusu olarak konumlanması gerektiğini belirterek, “Bu çerçevede 'Made in Türkiye' ile 'Made in Europe'u evlendirmemiz önem taşıyor” dedi.
İhracatçılara yönelik vergi indirimlerinin sektör tarafından olumlu karşılandığını dile getiren Çetin Tecdelioğlu, yüksek faiz, düşük kur politikası ve enflasyonla mücadele sürecinde firmaların ciddi baskı altında olduğunu, hükümetin attığı destekleyici adımların ise sektör açısından önemli ve değerli olduğunu kaydetti.
Tecdelioğlu, bakırın bu yıl ihracatta öne çıkan sektörlerden biri olduğunu belirterek, alüminyum ve paslanmaz çelikle birlikte önümüzdeki dönemin stratejik metalleri arasında yer aldığını söyledi. Öte yandan İDDMİB Başkanı, kritik metaller için Londra Metal Borsası’na kote depoların Türkiye’de açılmasının büyük önem taşıdığını belirtti.
Bakır, alüminyum ve paslanmaz hurdasına sahip çıkılması gerektiğini belirten Tecdelioğlu, “Bu alanda yeni yatırımların yapılması ve kapasitenin geliştirilmesi gerekiyor” dedi.
Çetin Tecdelioğlu, Eximbank, Türk Ticaret Bankası ve İGE gibi kurumların ihracatçılar açısından kritik rol üstlendiğini belirterek, "İyi ki varlar ve daha da güçlendirilmeliler" dedi. Öte yandan Tecdelioğlu, hükümetin uyguladığı Orta Vadeli Program ve ekonomik politikaları doğru bulduklarını ve bu politikaların arkasında durduklarını da belirtti.
Jeopolitik risklerin kademeli olarak azalacağını ve bunun Türkiye için önemli fırsatlar yaratacağını ifade eden İDDMİB Başkanı Tecdelioğlu, geleceğe dair umutlu olduklarını söyledi.
Son olarak Borsa İstanbul’da metal sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin daha fazla yer alması gerektiğini dile getiren Çetin Tecdelioğlu, bakır, alüminyum ve çelik alanında faaliyet gösteren şirketlerin uzun vadede istikrarlı ve düzenli gelir üreten yapılarının korunacağını kaydetti.
Türkiye-AB ekonomik entegrasyonunda hızlı adım bekleniyor
Dünyadaki konjonktüre baktığımızda yeni bir küresel düzen oluştuğunu düşünüyor musunuz? Öyleyse Türk metal ihracatçıları bu yeni düzende nasıl konumlanıyor?
ABD’nin tarife politikaları, Avrupa Birliği'nin kendi içindeki korumacı tavrı ve Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı lojistik ile enerji maliyetlerindeki artış, küresel ticarette yeni bir düzenin oluştuğunu gösteriyor. Bu süreçte Türk ihracatçıları da olumsuz etkileniyor. Ancak en önemli avantaj, Avrupa Birliği ile mevcut Gümrük Birliği ve güçlü ticari bağlar.
Türkiye’nin Avrupa ile daha entegre, yalnızca gümrük değil vergisel ve ticari açıdan da daha bütünleşik bir yapıda değerlendirilmesi gerekiyor. ‘Made in Europe’ yaklaşımı çerçevesinde Türkiye’nin güvenilir ülke statüsünün güçlendiği ve bu statüyle Avrupa üretim ve tedarik zincirine daha güçlü şekilde dahil olabileceği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Ayrıca Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalarda ve sınırda uygulanan ticaret düzenlemelerinde Türkiye’nin daha entegre bir konuma gelmesi gerektiği yönünde bir beklenti söz konusudur. Bu çerçevede, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ekonomik entegrasyonunun derinleşmesi yönündeki çalışmaların hızlanması sektör tarafından önemle beklenmektedir. Bu konuda hükümetimizden böyle bir çalışma istiyoruz.
'Made in Türkiye' ile 'Made in Europe'u evlendirmemiz önem taşıyor
Avrupa dışında nerelerde pazar arayışlarınız var ve buralarda nasıl fırsatlar görüyorsunuz?
2030 FIFA Dünya Kupası’nın Fas, İspanya ve Portekiz ortaklığında gerçekleşecek olması ve bu kapsamda geniş ölçekli altyapı yatırımlarını beraberinde getirecek olması, stadyumlar, ulaşım ve şehir altyapısına yönelik büyük projeler nedeniyle inşaat ve yapı malzemeleri sektörü için önemli bir pazar oluşacağını göstermektedir. Bu durumun, Türk ihracatçıları için de bölgedeki fırsatları artıran bir gelişme olduğunu değerlendiriyoruz.
Türk Cumhuriyetleri’nde (Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Tacikistan) petrol gelirlerindeki artışla birlikte yatırım ve altyapı projelerinin yeniden hız kazandığını gözlemliyoruz. Bunun da Türk ihracatçıları için yeni fırsatlar oluşturduğunu düşünüyoruz.
Afrika’nın, özellikle Kuzey ve Orta Afrika ile Mısır’ın, artan altyapı ve şehirleşme ihtiyacıyla birlikte Türk firmaları için önemli bir pazar olmaya devam ettiğini değerlendiriyoruz. Avrupa Birliği’nin ise Gümrük Birliği avantajıyla Türkiye’nin en kritik ticaret partneri konumunda olduğunu görüyoruz. Avrupa’nın lojistik yakınlık ve tedarik esnekliği nedeniyle Türkiye’ye olan ilgisinin sürdüğünü, Çin ve Uzakdoğu’ya yönelik risk algısının artmasının ise Türkiye’yi Avrupa için daha güçlü bir alternatif tedarik merkezi haline getirdiğini değerlendiriyoruz.
Türk ihracatçısının, 'Made in Türkiye' markasıyla Avrupa pazarında güvenilir bir tedarik zinciri oyuncusu olarak konumlanması gerekiyor. Bu çerçevede 'Made in Türkiye' ile 'Made in Europe'u evlendirmemiz önem taşıyor.
Hükümetin attığı destekleyici adımları değerli buluyoruz
Türk metal sektörünün ihracatını artırması ve küresel rekabette gücünü koruyabilmesi için sizce hangi adımların atılması gerekiyor? Özellikle devlet desteği tarafında hangi düzenlemeler olmalı?
İhracatçılara yönelik vergi indirimleri sektör tarafından olumlu karşılandı. Yüksek faiz, düşük kur politikası ve enflasyonla mücadele sürecinde firmaların ciddi baskı altında olduğu bu dönemde, hükümetin attığı destekleyici adımları sektör açısından önemli ve değerli buluyoruz.
Transit ticarete yönelik kurumlar vergisi muafiyetinin ise uluslararası firmaları Türkiye’ye çekerek ülkeyi bölgesel bir merkez haline getirebileceğini ve hem dış ticarete hem iç piyasaya olumlu katkı sağlayacağını değerlendiriyoruz. Reeskont kredilerinde günlük limitlerin 45 milyon liradan 60 milyon liraya çıkarılması ve ihracat bedellerinin bozdurulmasına ilişkin yükümlülüğün %35’e düşürülmesini de sektör olarak olumlu adımlar arasında görüyoruz.
Diğer önemli başlıklardan biri Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği süreci ve Serbest Ticaret Anlaşmaları. Mercosur, Hindistan ve diğer ülkelerle yapılan anlaşmaların hem riskler hem fırsatlar barındırırken, Türkiye’nin karbon düzenlemeleri ve sınır uygulamalarında Avrupa Birliği içinde bir ülke gibi değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyoruz.
Ayrıca Gümrük Birliği’nin güncellenmesi kapsamında dijital ticaret, kamu alımları, hizmet sektörü, yeşil dönüşüm, taşıma kotaları ve vizeler gibi alanlarda hükümetimizden çalışmalar yapılmasını bekliyoruz.
Bakır ve alüminyum önümüzdeki 10 yıl stratejik önemini koruyacak
Bakır, alüminyum ve paslanmaz gibi stratejik metallere artan küresel talep karşısında Türkiye’nin Londra Metal Borsası’na kote depoları kurması neden önemli görülüyor?
Genel olarak sektörümüze baktığımızda, İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği bünyesinde bakır, alüminyum, paslanmaz, döküm, hırdavat, armatür, yapı malzemeleri ile ev ve mutfak eşyaları sektörleri yer alıyor. Bu yıl en hızlı büyüyen ve ihracatta öne çıkan alanlardan biri bakır sektörü oldu. Bakır, önümüzdeki 10 yıllık süreçte de stratejik önemini koruyacak metallerin başında geliyor. Aynı şekilde alüminyum ve paslanmaz da geleceğin stratejik metalleri arasında yer alıyor. Bunun temel nedeni ise enerji, elektrik şebekeleri, enerji iletim ve dağıtım sistemleri, veri merkezleri ve dijital altyapılara yönelik talebin sürekli artması.
Londra Metal Borsası’na kote depolar Türkiye’de açılmalı
Türkiye’nin stratejik metaller konusunda artık önemli adımlar atması gerektiğine inanıyoruz. Bunların başında da, Londra Metal Borsası’na kote depoların Türkiye’de açılması geliyor. Özellikle savaş ve lojistik krizleri, hammadde ve arz güvenliği açısından bu ihtiyacın ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösterdi.
Bakır, alüminyum, paslanmaz ve krom gibi metallerin Türkiye’de depolanması; firmalarımızın daha az stokla çalışmasını, daha düşük finansman maliyetine katlanmasını ve kaynaklarını yatırım, dijitalleşme ile kapasite artışına yönlendirmesini sağlayacaktır. Aynı zamanda lojistik avantaj ve hızlı erişim sayesinde sektörümüzün rekabet gücü de önemli ölçüde artacaktır. Bu nedenle Londra Metal Borsası’na kote depoların Türkiye’de açılmasına yönelik talebimizi sürdürüyoruz. Hükümetimizin de bu konuda gerekli adımları atacağına inanıyoruz.
Bu adımın hayata geçirilme olasılığı nedir?
Yüksek. Bu konuda Cumhurbaşkanı yardımcımızla ve ilgili bakanlarımızla görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Yeni dönemde, 2030’a kadar görevde olduğumuzu da dikkate alarak, bu süreci daha da kararlılıkla takip edeceğiz.
Hurdaya sahip çıkmamız gerekiyor
Türkiye’de hurda ve geri dönüşüm kapasitesini artırmak için nasıl bir yol haritası izlenmeli?
Geri dönüşüm ekonomisi, döngüsel sanayinin en temel unsurlarından biri ve sürdürülebilirlik hikâyesinde de en kritik değer burada ortaya çıkıyor. Metallerin defalarca geri dönüştürülerek yeniden kullanılması hem kaynak verimliliği sağlıyor hem de karbon ayak izinin azaltılmasına önemli katkı sunarak ciddi bir katma değer yaratıyor. Bu nedenle hurdaya, özellikle bakır, alüminyum ve paslanmaz hurdaya sahip çıkmamız gerekiyor. Hurdanın geri dönüşüm kapasitesini artırmak için daha fazla tesisin kurulması büyük önem taşıyor. Bu alanda yeni yatırımların yapılması ve kapasitenin geliştirilmesi gerekiyor.
Enerjide saatlik mahsuplaşma sanayici üzerinde önemli bir baskı
Enerji dönüşümü ve yenilenebilir enerji yatırımları açısından mevcut düzenlemelerin sanayiye etkisi nedir?
Enerji konusu bizim için stratejik bir alan. SİBAN kapsamında enerji verimliliği, tasarruf ve ülkemizin dışa bağımlılığını azaltma hedefi doğrultusunda birçok sanayici olarak biz de kendi enerji yatırımlarımızı gerçekleştirdik. Özellikle rüzgâr, güneş ve geri dönüşüm temelli enerji santrallerine önemli yatırımlar yaptık; burada en büyük pay da güneş enerjisine ait.
Daha önce uygulanan aylık mahsuplaşma sistemiyle, ay içinde ne ürettiysek ve ne tükettiysek bunu denkleştiriyor, ay sonunda da buna göre hesaplaşma yapıyorduk. Ancak şimdi saatlik mahsuplaşma sistemine geçildi. Bu durum bizim için bazı zorluklar yaratmaya başladı. Çünkü fabrikalarımız 7/24 çalışıyor ama güneş enerjisi sadece gündüz saatlerinde üretim yapabiliyor. Yani gece üretim yok ama üretim devam ediyor. Bu nedenle enerji maliyetleri açısından sanayiciler üzerinde önemli bir baskı oluştuğunu söyleyebilirim.
Bu noktada özellikle ihracatçılar açısından enerji maliyetlerinin rekabet gücümüzü doğrudan etkilediğini düşünüyoruz. Bu yüzden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan ihracatçıya pozitif ayrımcılık yapılması yönünde talebimiz var.
Eximbank, Türk Ticaret Bankası, İGE iyi ki varlar; daha da güçlendirilmeliler
Firmaların yüksek maliyetli finansmana erişimde zorlandığı ve borçluluk oranlarının arttığı bu dönemde, sanayicinin sürdürülebilir üretim ve yatırım yapabilmesi için nasıl bir finansman modeli veya destek mekanizmasına ihtiyaç duyuluyor?
Hammadde ve emtia fiyatlarındaki artış, aynı üretim hacmini gerçekleştirmek için firmaların en az yüzde 30 daha fazla öz kaynağa ve sermayeye ihtiyaç duymasına neden oluyor. Buna karşın firmalarımızın sermaye yapısı zayıf ve büyük ölçüde dış kaynaklara, yani krediye bağımlı durumdayız. Yüksek faiz ortamı da bu tabloyu daha zor hale getiriyor. Bu noktada Eximbank, Türk Ticaret Bankası ve İGE gibi kurumlar ihracatçılar için kritik öneme sahip. Eximbank’ın güçlü desteğini hissediyoruz, Türk Ticaret Bankası hızla büyüyor, İGE ise teminat erişimini kolaylaştırarak önemli bir boşluğu dolduruyor. Bu kurumlar iyi ki varlar ve daha da güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Özellikle yatırım tarafında uzun vadeli finansmana ihtiyaç var. 1–2 yıl ödemesiz, 5 yıl ve üzeri vadeli uluslararası kaynaklara erişim sağlanabilirse, sanayici ve ihracatçı yatırım yapma ve rekabet gücünü koruma konusunda çok daha güçlü olacaktır.
Hükümetin uyguladığı politikaların arkasında duruyoruz
Önümüzdeki dönemde enflasyon ve faiz tarafında nasıl bir tablo bekliyorsunuz?
Ülkemiz yaklaşık 3 yıldır yüksek enflasyonla mücadele ediyor. Bu süreci sadece ekonomik gelişmeler değil; yaşanan depremler, iç ve dış politik dalgalanmalar, seçim süreçleri ve küresel ticaret gerilimleri de etkiliyor. Yaşanan gelişmeler enflasyonla mücadeleyi zorlaştırırken, aslında daha hızlı bir toparlanma süreci beklenirken bizi daha uzun bir zamana yayılan bir mücadeleye yönlendirdi. Buna rağmen biz, hükümetin uyguladığı orta vadeli programı ve alınan ekonomik kararları doğru buluyor ve bu politikaların arkasında duruyoruz. İhracatçılar Birliği olarak biz de bu politikalarla uyumlu şekilde hareket ediyoruz.
Jeopolitik risklerin azalmasıyla Türkiye için yeni fırsat dönemi bekliyoruz
Önümüzdeki dönemde bu jeopolitik risklerin kademeli olarak azalacağını ve bunun Türkiye için önemli fırsatlar yaratacağını düşünüyoruz. Türkiye’nin stratejik konumu sayesinde küresel ticarette daha fazla pay alabileceğine inanıyoruz. Bu nedenle üretimi artırmak, katma değerli üretime yönelmek ve ihracatı güçlendirmek temel önceliğimiz olmayı sürdürüyor. Geleceğe dair umutluyuz ve daha fazla çalışarak bu fırsatları değerlendireceğimize inanıyoruz.
Borsada metal sektörü şirketleri daha fazla yer almalı
Metal sektöründeki fiyat dalgalanmaları, enerji maliyetleri ve küresel talep daralması Borsa İstanbul’daki metal şirketlerini nasıl etkiler; demir-çelik, alüminyum ve bakır üreticilerinde kârlılık, ihracat ve hisse performansı açısından ne beklenir?
Borsa İstanbul’da metal sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin daha fazla yer alması gerektiğini düşünüyorum. Bakır, alüminyum, çelik ve türevlerinde üretim yapan, 40–50 yıllık geçmişe ve güçlü altyapıya sahip firmalarımız var. Bu nedenle borsada metal sektörünün temsiliyetinin artmasının hem yatırımcı çeşitliliği hem de sektörün görünürlüğü açısından önemli olacağı kanaatindeyim.
Sanayici olarak temel amacımız üretmek, pazardan daha fazla pay almak, sürdürülebilir kârlılık sağlamak ve ortaklarımıza değer yaratmaktır. Enflasyon, enerji maliyetleri ve küresel koşullar nedeniyle dönemsel olarak kârlılıkta dalgalanmalar, hatta bazı dönemlerde düşük kâr veya sınırlı zararlar yaşanabilir. Ancak bunların kısa vadeli etkiler olduğunu düşünüyorum. Uzun vadede bakır, alüminyum ve çelik alanında faaliyet gösteren şirketlerin istikrarlı ve düzenli gelir üreten yapılarını koruyacağı kanaatindeyim.