CHP hiçbir dönem bugünkü kadar tarihi bir yol ayrımına gelmedi. İnönü-Ecevit,Ecevit-Deniz Baykal ya da Baykal-KemalKılıçdaroğlu dönemlerinde iç ve dış siyasette bazı farkları olsa da hiçbiri bugünkü kadar köklü bir ayrımın eşiğinde değildi.
Özellikle Batı'yla ilişkilerde farklılıklar görülse de CHP'nin "Batıcı" kimliği İnönü döneminden beri çok değişmedi. CHP her daim küresel "Batı sistemi"nin bir savunucusu oldu. Bugün ise durum hem bu konuda hem de "arınma" meselesinde bambaşka bir noktaya gelmiş durumda. Artık iki CHP var.
Bir kısım CHP'li ısrarla Kılıçdaroğlu ile Özel'i bir araya getirmek istese de bu iki aktörün ve savundukları tezlerin bir partide buluşması mümkün görünmüyor. Bu da CHP kadrolarını ve sosyolojisini bir tercihle karşı karşıya bırakıyor.
CHP'liler "arınma"dan yana mı olacak yoksa "hırsızlık,yolsuzluk ve rüşvet" iddialarıyla suçlanan, baklava kutularıyla anılan bir CHP'den yana mı olacak?
Hapishaneden yönetilenbir CHP mi istiyorlaryoksa Söğütözü'nden yönetilenbir CHP mi?
Siyaseti para gücüyle yapanları mı tercih edecekler yoksa ilkeleri, ahlaki üstünlüğü öne alanları mı?
Bu konu ne yazık ki ÖzgürÖzel ve destekçisi aydınların, gazetecilerin hiç gündeminde değil. Oysa bugün yaşanan kaosun asıl çıkış noktası tam da burası.
Siyasi ayrışmanın ikinci ayağında ise milli meselelere yaklaşım var. Bu konuda Kılıçdaroğlu döneminde temelleri atılan ve CHP'nin antiemperyalist kuruluş kodlarıyla çelişen bir siyaset izlendi ve Türkiye'nin her hamlesine karşı çıkıldı: "Libya'dane işimiz var, Azerbaycan'acihatçılar gönderildi" ya da "Mavi vatan masal" gibi birçok örnek verilebilir. Bu siyaset tarzını bugün Özgür Özel devam ettirip hatta Batı'ya yalvaracak noktaya taşırken, Kılıçdaroğlu, uzak kaldığı son 2.5 yılda tam tersi CHP'nin tarihsel kodlarıyla örtüşen daha "milli" bir noktaya geldi.
Bunun için Kılıçdaroğlu'nun yazılarına ve en son bayramlaşma konuşmasındaki yaklaşımına, Özel'in de Newsweek'teki yazısına bakmak yeterli.
Bu konu CHP içindeki ayrışma açısından kritik önemde. Birkaç gün önce sevgili Murat Yılmaz, tam da bu konuyu ele aldı ve bu yazıların "tesadüf" olmadığını söyledi.
Gerçekten de bu yazılar tesadüf değildi ve kamuoyuna bir ölçü sundu. Özel, Newsweek'teki yazısında mutlak butlan kararından yola çıkarak Türkiye'de demokrasinin çöktüğünden söz ediyor ve Batı'ya çağrı yapıyordu:
"Mevcut eğilimler sürerse,Türkiye NATO tarihindebenzeri görülmemiş birnoktaya sürüklenme riskiylekarşı karşıya kalacak: Stratejik olarak vazgeçilmezama artık demokrasiolarak işlemeyen bir üye. Üstelik milyonlarca vatandaşının,barışçıl demokratikyollarla değiştirme imkânıbulamadığı siyasi ve ekonomikdüzenden giderek dahafazla hoşnutsuz hâle geldiğibir ülke. Bu yalnızca biriç kriz olmaz. Aynı zamandabölgemizin, Avrupa'nınve NATO'nun güvenliğini deşekillendirecek."
Özel açık açık Batı'nın demokrasi için Türkiye'ye müdahale etmesini istiyor.
Kılıçdaroğlu ise Teori dergisine yazdığı "Batı'nın YolAyrımı: ABD'nin Batı'sımı, Aydınlanmanın Batı'sımı?" makalesinde, ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Batı medeniyetini emperyalist ve dini karakterde tanımlamasını eleştirerek Batı'ya İkinci Dünya Savaşı sonrasının "kural temelli uluslararasıdüzene dönülmesi" çağrısında bulunuyor ve şöyle diyor:
"Tercih. fazilet Avrupa'sıile melanet Avrupa'sı arasındayapılacaktır."
Son söz: Fazilet ve arınmadan yana mısınız yoksa melanet ve yolsuzluklardan yana mı?
CHP’liler yol ayrımında
CHP hiçbir dönem bugünkü kadar tarihi bir yol ayrımına gelmedi. İnönü-Ecevit, Ecevit-Deniz Baykal ya da Baykal-Kemal Kılıçdaroğlu dönemlerinde iç ve dış siyasette bazı farkları olsa da hiçbiri bugünkü kadar köklü bir ayrımın eşiğinde değildi. Özellikle Batı'yla ilişkilerde farklılıklar görülse de CHP'nin 'Batıcı' kimliği İnönü döneminden beri çok değişmedi. CHP her daim küresel 'Batı sistemi'nin bir savunucusu oldu. Bugün ise durum hem bu konuda hem de 'arınma' meselesinde bambaşka bir noktaya...
A Haber
16